Ahmet Lütfi Kazancı Hoca'yı Evinde Ziyaret Ettik

''Bir ilahiyat öğrencisinin olmazsa olmazı Kur’an-ı Kerim’i en iyi şekilde anlamaktır. Bakın okumak demiyorum, anlamak. İlk önce mealinden, daha sonra bizzat Arapçasından anlamak.'' Şeymanur Çelikli, Bursa'da bir grup ilahiyat öğrencisiyle Ahmet Lütfi Kazancı Hoca'yı ziyaretlerinden notlarını aktarıyor.

Ahmet Lütfi Kazancı Hoca'yı Evinde Ziyaret  Ettik

İlme adanmış 83 yıllık bir hikayenin baş kahramanı olan Ahmet Lütfi Kazancı hocamızla geçirdiğimiz iki saatlik muhabbetle dolu anlardan bahsetmek istedik. Kendisini Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencileri olarak ziyaret etttik. Bizleri her zaman tebessümle karşılayan, bilmediklerimizi öğreten değerli hocalarımızı yetiştiren kıymetli insanı biz de bir nebze olsun tanımak istiyorduk. Kendisini telefon ile aradım. Tam üç kez çaldı telefon; kapatacakken hoca cevap verdi. İlk önce selam verdim ve kendimi tanıttım. Sonrasında yapmak istediğimiz ziyaretten bahsettim. Hoca dinledi ve “Tabi ki kızım buyurun gelin, kapım size her zaman açık” dedi.

Mayıs’ın üçü Çarşamba günü saat 16.30 için sözleştik. Zor kısmı halletmiştim. Arkadaşlarla görüştüm ve Çarşamba günü orada olacağımızı söyledim. O gün geldi; sabahtan saat 12.30 gibi hocayı tekrar aradım ve hem hatırlatmada bulundum hem de evinin adresini istedim. Bursa’da yaşayanlar yahut gezme fırsatı bulanlar Emir Sultan’ı bilirler. Yeşillikler içerisinde, gökyüzü berrak ve kuşlarla dolu; manevi huzurun zirvede olduğu bir yerdir. Hoca bu huzurun çok yakınında oturmaktaydı. Her an huzurdan bir nefes solumaktaydı. Evinin adresini çok kolay bir şekilde tarif etti. Telefonu kapattım, bir dakika geçti geçmedi hoca geri aradı. Şaşırmıştım, meğer Emir Sultan’a nasıl gelineceğini bilip bilmediğimizi sormak için aramış. Bir kaç tane de otobüs numarası saydı, bunlara binip gelebilirsiniz diye. Kibrin en ufak tozu dahi bulunmayan bir ilim âşığı olduğunu çok iyi anladım. Bir hoca sizi tekrar arayıp size otobüs numarası sayacak. Sizin zorluk çekmemenizi düşünecek, evinin camında sizi bekleyecek. Eskilerden bir hikâye gibi değil mi? Böyle bir duyguyu hissettiren Rabbime şükürler olsun.

“Madem sen Kur’an’ı bu kadar güzel ezberliyorsun…”

Saat tam 16.30’da yedi arkadaş ile hocanın kapısındaydık. Kapıyı güler yüzlü, tam bir hanımefendi olan eşi Sacide hanım açtı. Daha ilk anda kapı açılır açılmaz sevgiyle tebessüm eden bir yüz ve huzurun hâkim olan bir hava bizi karşıladı. Kapıdan girdik ve hemen karşıdaki büyük salona yöneldik. Ahmet Lütfi hoca bizi çalışma masasının biraz önünde ayakta bekliyordu. Çok kısa olmamakla birlikte yaşlılığın vermiş olduğu hafif kamburluk, çizgili gömlek üzerinde siyah bir süveter, ayağında terlik ve yüzündeki heyecanla karışık bir tebessüm ile bizi karşılıyordu. Açık renkli koltuklar, kapının girişinde solda kalan çift kapaklı bir kitaplık, duvarda eski tarzda bir saat, duvardan duvara olan pencerenin hemen yanında uzunca bir çalışma masası, üzerinde Arapça yazılı kitaplar, bir gözlük ve kalem. Masanın yan tarafında ve önünde koltuklar mevcuttu. Sessizliğe bir saatin tik tak’ları eşlik ediyordu. Koltuklara geçtik. Hoca da masasının başına oturdu. Eşi ise ayakta durmuş, hepimize içtenlikle bakıyordu. Hepimiz evin huzuruna ve sadeliğine kapılmıştık. Kısa bir zaman sonra kendimi tanıttım. Bizi kabul ettikleri için eşine ve kendisine teşekkürümüzü ilettim. Unuttum söylemeyi, bir de çiçek almıştık.

Çiçeği de hocaya takdim ettim. Biraz sonra eşi bir vazoya koyup çalışma masasının başucuna koydu. Sırayla kendimizi tanıtıyorduk. Hoca her birimizin memleketini soruyordu. Oralarla ilgili bildiklerinden de bahsediyordu. Daha ilk dakikalarda hocanın mizah anlayışı bizi bizden alıyordu. Ayrıca hocanın biraz da Gürcüce bildiğini öğrenmiş olduk. Kendisini ve eşini kısaca anlattı. Eşi Sacide hanım hafızlık hocasının kızıymış. Hocanın söylemiyle; “Madem sen Kur’an’ı bu kadar güzel ezberliyorsun, ben de sana kızımı veriyorum; al senin olsun dedi babası.” Bu arada hoca hemen “sacide Arapçada hangi kalıba girer?” diye bir soru yöneltti. Malum hoca uzunca bir süre Arapça öğretmenliği yapmış ve oldukça hâkim. Neyse ki o kadar kişi bunun ism-i fail kalıbında olduğunu söyleyebildik. Bu sırada eşi Sacide hanım mutfağa geçti ve biraz sonra ikram tabakları ile sıcacık çaylar önümüze gelmişti…

“83 yaşıma giriyorum ama hâlâ şunu tam bilebildim diyemiyorum”

Hocaya kendimizi geliştirebilmek, iyi bir ilahiyatçı kimliğine sahip olmak, İslam tarihinde güzel bir çalışma yapabilmek için neye ihtiyacımız olduğunu sorduk. Cevaben şunları söyledi:

Bir ilahiyat öğrencisinin olmazsa olmazı Kur’an-ı Kerim’i en iyi şekilde anlamaktır. Bakın okumak demiyorum, anlamak. İlk önce mealinden, daha sonra bizzat Arapçasından anlamak. Düşünün ki uzaklardaki bir yakınınız size mektup yollamış. O mektubu bir kenara koyup sonra mı okursunuz yoksa hemen o anda mı açıp okursunuz? Vallahi ben hemen açıp okurum. Meraklıyımdır da biraz, okumasam olmaz. Bizlere Kur’an-ı unutturmak istediler. Allah diyeni hapse attılar, köylerde cenaze kıldıracak insan yoktu. Kaç tane cenaze 5 gün bekleyip kokuyordu. Biz böyle bir dönemden geçtik ama çok şükür Kur’an’a sımsıkı bağlandık. Siz her Kur’an’ı elinize aldığınızda bu milletin başından geçenleri düşününüz. Ne kadar büyük bir lütuf içinde olduğunuzu unutmayınız…

Arapça bilmeden, birincil bir kaynağı tercümesinden okursanız bilgileriniz eksik kalır. Bakın mesela soruyorum şimdi peygamberimizin devesinin ismi nedir? Şimdi diyeceksiniz ‘yahu hoca biz buraya sınav olmaya mı geldik.’ (Cevaben “kusva” dedim) ‘Acaba kusva mı kasva mı’ dedi hoca. Kasva; bir yerinde bir ayıbı olan anlamına gelir. Arapçada ism-i tafdil kalıbındadır. Kusva; çok uzakta bir yer demektir. Devenin kulakları kesik olduğu için ayıplı anlamında kasva denilmiş. Ama biz tercümelerden bildiğimiz için hep kusva deriz. Bu en basit bir örnekti. Arapça bilen kişi ilk kaynağa yönelir ve bilgiyi doğru kaynaktan alır. Gerekirse birkaç yılını vereceksiniz bu dili öğrenmeye. Zaten ‘hayat elden gidiyor, hızlı olmalıyım’ diye düşünmek yanlıştır. Bakın ne kadar göstermesem de 83 yaşıma giriyorum ama hâlâ şunu tam bilebildim diyemiyorum.

Emek vereceksiniz. Ben bu yaşımda Allah biliyor gece 2’ye kadar çalışıyorum. Bakın bu kitapları siz geliyorsunuz diye açıp önüme koymadım. Böyle bir şey yapmanın utancından Allah’a sığınırım. Çalışmadan, üzerine gitmeden bir şey elde edemezsiniz. Ben lisedeyken piyasada sadece 4 tane dini kitap vardı. Bunları döner döner baştan okurdum. Başka okuyacak kitap yoktu. Ama şimdi sadece Bursa’da yaşayan biri 1000 kitaplık dinî bir kütüphane yapmak isterse çok rahat başarabilir. Kitaplar çok ama maalesef sadece alınıp kütüphane raflarında tozlanmayı bekliyor. Bir kitap rafta tozlanmak için değildir. Eğer böyle bir kitabınız varsa veya olursa sakın bekletmeyin onu, istifade edecek birine verin…

Sohbet hiç bitmesin istedik

Üç satırda özetlediğim bu konuşmalar ömür boyu kulağımıza küpe olacak tarzdandı. Sohbet esnasında hoca bizi güldürmekten de hiç geri durmadı. Sohbetimiz esnasında eşi de katılıyor, ona da sorular soruyordu. 55 yıllık beraberlikleri hep sohbetle geçmiş, birbirlerine saygıları da sevgileri de hâlâ devam ediyordu. Biz o gün iki saatlik bir sohbetten o kadar çok şey öğrendik ki hangi birini anlatsak, hangi birinden bahsetsek yeterli gelmez. Hepimize “kızım” diye hitap ediyordu. Bir baba şefkatinde öğrencilerine bir şeyler anlatmak derdindeydi. Bir yandan sohbet hiç bitmesin istiyorduk, bir yandan da ayrılık fikri bizi hüzünlendiriyordu. Velhasıl Emir Sultan’ın huzur ikliminde, bir âlimin ve tebessümü eksik olmayan eşinin saadet evinde, hayatımızın en büyük tavsiyelerini aldık. Hakkımızda hayır duasında bulunmalarını rica ettik. Bir daha kendilerini rahatsız etmek istediğimizi söyledik. Sağolsunlar her zaman beklediklerini söylediler.

Eşi ve çocukları ile konuşurken bile aklının hâlâ kitap sayfaları arasında gezindiğini bildiğimiz bir hocamız var. Kendisini ziyaret etmek isteyenlere her daim kapıları da yürekleri de açıktır. Yapmanız gereken bir telefon etmek, gerisini Ahmet Lütfi hoca tarif ediyor zaten. Allah ikisinden de razı olsun ve bizlere de onların kalbinde ki muhabbetten versin. .

 

Şeymanur Çelikli

Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2017, 16:49
YORUM EKLE
YORUMLAR
Bahattin çelikli
Bahattin çelikli - 2 yıl Önce

Şeyma kızımın ilme,alime ve anabaya verdiği önemin güzel bir örneğidir.Evladımla gurur duyduğumu belirtmek isterim.Allah müminlerden razı olsun.Selam ve dua ile

Mehmet OYAN
Mehmet OYAN - 2 yıl Önce

Sevgili hocamız birimizin kalemi sıra üzerinden yere düştüğünde "Durun evladım" der, eğilir alır ve sıranın üzerine koyardı.

Serdar yildirim
Serdar yildirim - 2 yıl Önce

Saygideger hocamizin eserlerini okumakla geciyor hep gunlerimiz.kendisini ziyaret etmek istiyoruz esim ve cocugumuzla.kendisine nasil ulasabiliriz acaba.

Şeymanur Çelikli
Şeymanur Çelikli - 2 yıl Önce

Sayın Serdar Yıldırım hocamız Bursa'da Emir Sultan mevkiinde ikâmet etmektedir.Telefon ile görüşüp ziyaret edebilirsiniz..

banner19

banner13