Ahlak insan doğasını açıklayan bir kavram

İLEM ve İLKE’nin ortaklaşa yürüttüğü “İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi” çerçevesinde “Ahlâkın Temeli Üzerine Konuşmalar” dizisinin bu ayki konuğu Cafer Sadık Yaran’dı. Abdullah Said Can, konferansın notlarını aktardı.

Ahlak insan doğasını açıklayan bir kavram

 

 

İLEM ve İLKE’nin ortaklaşa yürüttüğü “İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi” çerçevesinde “Ahlâkın Temeli Üzerine Konuşmalar” dizisinin beşincisi İSAM Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mantık Anabilim Dalı Başkanlığ’ını yürüten Cafer Sadık Yaran’ın tebliğini sunduğu konferans, bizler için de oldukça faydalı geçti. Ahlak meselesi üzerine önemli çalışmaları olan Yaran, yüksek lisans ve doktora çalışmaları düzeyinde de ahlak üzerine dersler vermeye devam ediyor. Konferanstan derlemeye çalıştığımız notlar şu şekilde:

Temel arayışı: 3 önemli unsur

Kendisine sorulan “Ahlakı nasıl temellendirebiliriz?” sorusunu hatırlatarak sözlerine başlayan Yaran, ilk olarak Gazzali’nin ahlak tanımı hatırlattı: “Ahlak, insan nefsinde yerleşen öyle bir melekedir ki, eylemlerimiz hiçbir zorlama olmaksızın, düşünüp taşınmadan, onun sayesinde kolaylıkla ortaya çıkar.” Cafer Sadık Yaran, bu tanımlamaya çok fazla katılmadığını belirtti. Ona göre ahlak insan doğasını açıklayan bir kavramdır ve bu Şems Şuresi’nin 7, 8, 9, 10. ayetlerinde açıklanmaktadır. Ardından şu şekilde devam etti konuşmasına Yaran: “Ahlak, insandaki iyi ve kötü tarafların dengelenmesi olarak zuhur eden bir olgudur. Kimine göre ahlak bireysel bir şey olsa da aslında ahlak, insanın yaşadığı toplumun içerde mutlu, huzurlu ve kemale ermiş bir şekilde yaşamasını sağlayan bir meleke olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ahlakın temellerini konuşmaya başlamadan evvel, öncelikle üç husus hakkında durmamız gerekiyor. Bu hususları bir metefor üzerinden ele almak gerekirse, kendimize bir bina inşaatını örnek alabiliriz. Burada üç mühim hususu dikkate almamız gerekiyor. Bunlar:

1- Temelin büyüklüğü,

2- Temelin üzerine inşa edilecek olan zeminin sağlamlığı,

3- Ve bu zeminin, yani toprağın bize ait olup olmadığı.

Temelin büyüklüğüne karar vermeden önce, bu temeli taşıyacak olan yapının nasıl bir şey olacağına karar vermemiz gerekiyor. Çünkü temele karar vermeden, üstüne ciddi bir yapı kurulamaz ve bunun üzerine konuşulamaz. Yapacağımız temel bizim ufkumuzun ne kadar açık olduğunu, tartıştığımız kavramın ne kadar büyük olduğunu gösterir. Günümüz modern hayatı, herşeyi küçülttüğü gibi ahlakı da küçültmeye çalışmaktadır. Dinleri küçülterek insanların kalbine sıkıştırmaya çalışan zihniyet, bunu temellendirme tartışmalarından kaçınarak yapmaya çalıştı. ‘With out foundation’ fikri, bu yaklaşımın devamında ortaya çıktı. Modern zamanlar, hiçbir şeyde temel arayışına girmemeye çalıştı ve bunu ahlak meselesini incelerken de yaptı. Modern zamanların konuştuğu ahlak, sınıflar ahlakıdır ve bunu küçükleştirerek, sınıflara indirgeyerek yapar. Hayattaki her olayı birey istediği ölçüde yapmaya çalışan bu yaklaşım, ‘İnsan ne kadar ahlaklı olmak istiyorsa ahlak odur!’ fikri üzerinden ilerledi. Dolayısıyla ortaya hiçbir kuramsal çerçevesi olmayan, tamamiyle bireyin ona yüklediği anlam doğrultusunda şekil alan ve gelişen bir ahlak biçimi ortaya çıktı.”

Ahlaka temel olacak şey nedir?

Cafer Sadık Yaran konuşmasına, ahlak anlayışları üzerine yapılan tahribatlardan bahsederek devam etti. Aydınlanma çerçevesinde gelişen modernizm anlayışı, modern ahlakı ortaya çıkardı. Yukarıda aktardığımız temelsiz yapılar üzerinde bunları şekillendirdi. Temel arayışları 17. 18. yy.’da kalan tartışmalardı ve bu yaklaşıma göre bireyselci arayışlar ahlakın bir insanın ondan ne anladığı kadarıyla ilgilenmeliydi. Konuşmacıya göre bizim ahlakımız büyük olan, hatta mümkün olanın en büyüğü olmalıdır. Buna göre ahlak küresel olmalıdır ve temel çıkış noktası İslam düsturları ve ilkeleridir. Ahlakın büyük olduğuna karar verdikten sonra Yaran, temeli inşa etmeye başladı ve şu şekilde devam etti konuşmasına:

“Yapımız büyük olduğuna göre zeminimiz de büyük olmalı. Peki, ama temelin ne kadar sağlam olacağına nasıl karar vereceğiz? Bunun için zemin etitü yapmamız gerekiyor. Zemin etitü yaparken konuştuğumuz alanlar, yaklaşımlar, ideolojiler işin içine giriyor. Zeminin sağlam olup olmadığı sorusu bizleri bir takım arayışlara itiyor. Bu sorgulamaların ucunun Batı’da meydana gelen bir takım felaketlerden dolayı ortaya çıktığını görebiliyoruz. Batı’da ortaya çıkan pragmatizm, pozitivizm, post-modernizm gibi depremler, konuştuğumuz bu zeminleri ciddi oranda tahrip etti ve bu depremlerin fay hatlarının ucu bize kadar ulaştı. Bu çatlakların her zaman dışardan geldiği yanılgısına da düşmemek gerekir; zaman zaman bu tür sorunların içeriden de kaynaklandığı düşünülebilir. Bu durum neticesinde görebiliyoruz ki, zemin çok sağlam değil. Çatlaklarla dolu. O halde temelimizin hacminin büyük olması yeterli değil. Temelin bu tür çatlaklardan da etkilenmemesi için, son derece sağlam olması gerekiyor.”

Bina ortak, katlar ayrı oldu mu bizim ahlakamız olmaz

Yaran, aradığı temele karar vermek için son olarak, ihtiyaç duyduğu bir olguyu daha dile getirdi ve bunu şu şekilde ifade etti: “Temeli kuracağımız zemin, toprak bize mi ait? İslam ahlakındaki önemli ölçütler ki bunlar, aile hukuku, varılacak noktalar, niyetlerdir, çok derli toplu olmasına rağmen temeli bize ait değil. Bu kanıya şuradan varabiliyoruz: Klasik İslam düşüncesinde en önde gelen isimler, kuramsal çerçevelerini oluştururken Yunan felsefesini takip etmişler. Bu çizginin ucunun Eflatun’a ve Aristo’ya gittiğini söyleyebiliriz. Bu zemin bize ait olmadığı için, bize ait olan, bizden olan yeri bir zemin aramamız gerekiyor.”

Cafer Sadık Yaran Hoca bu ifadeleri kullanırken, bir dönem yurt dışında sürdürdüğü eğitimi sırasında yaşadığı kısa bir anısını bizlerle paylaşarak devam etti konuşmasına. Yaran’ın bir dönem yurt dışında devam ettiği eğitiminde, öğrenim gördüğü üniversitenin katları dinlere ayrılmıştı. Yani Hıristiyan teolojisi çalışanlar bir katta, Yahudi teolojisi çalışanlar bir katta ve İslam teolojisi çalışanlar bir katta bulunuyordu. Dolayısıyla da o katlarda her dinin kendi simgeleri vardı. Cafer Sadık Yaran, bunun gibi simgesel durumların çok doğru olmadığını belirtti. Bizlerin eğer kendi ahlak anlayışımızı ve temellerimizi oluşturmamız gerekecekse, o binanın da, binanın üzerinde bulunduğu toprağın da tapusunun bize ait olması gerektiğini belirten Yaran, bu hususun önemine dikkat çekerek; insanımızın ya atalarımızdan miras kalan topraklar üzerinde ahlakın temellerini inşa etmemiz gerektiğini, ya da herkesin emeği sonucunda kazandığı ortak kazanç ile elde ettiği topraklar üzerinde temelleri oluşturmamız gerektiğini söyleyerek konuşmasını bitirdi.

 

Abdullah Said Can dinledi ve aktardı

Güncelleme Tarihi: 02 Aralık 2013, 13:26
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13