Ah, ne kadar da gaddarmış şair İsmet Özel!

İsmet Özel şiiri, uzak bir memleket fotoğrafından daha fazla sancılıdır. Sancılıdır ve bu yekpare Anadolu nefesi hâlinde üflenen sahih sancı, şifanın kaynağında yol bulan ibrişim bir sabır tülbenti dokumaktadır daima.

Ah, ne kadar da gaddarmış şair İsmet Özel!

I.

Hangi hayatı taşıdığını tartışanlardan çok, taşınan hayatın hangisi olduğunu tartışanlar konuşulur. İçinde bulunduğumuz dünya, biz iptidai melekelilere yüzyıllar öncesinden vaz’edilen kelimelerle anlam kazandığı kadar, tekil olarak üzerinde durduğumuz ve vaz’edilen kelimelerle aramızdaki bağın gerçek olup olmadığıyla da ‘gerçek’ dünyadır. İnsanoğlu uzun bir yürüyüşün hasmıdır her zaman. Yürüdüğü ve yürürken azıklandığı nesnelerle arasında gerçekleşen bu hasımlık, bir tür belirginlik ifadesidir. Neyin belirginliği? Yaşadığımız yer, bizlere pek asûde baharlar sunmayacak hiçbir zaman. Sunulmayan ve fakat yaşadığımızı düşündüğümüz bu gerçeklik, bu tekillik, gayret ettiğimiz yöne teşne bir haldedir. Öyleyse bize sığınak kılınan ve adına gerçeklik denilen bu rüya, belli bir başlangıç eseridir. Yitirdiğimizi sandığımız ve arayanların ancak bulmak için yola çıkanlar olduğuna iman ettiğimiz hikmet, insan varlığımızdan hayat devşirenler ve o hayata dervişlik edenler arasında paylaşılacaktır.

Umulur ki, yaşamaktan kastımız biyolojik olarak varlığın tüketim hanesine yazılan doğum-ölüm çizgileri şeklinde bir anlayış çerçevesinde anlaşılmasın. Böyle başladık anlatımıza; böyle başladık, çünkü rahatsızlığımızı biz istemesek bile dışa vuracak düşünürlere, şair ve yazarlara ihtiyacımız olduğunu artık korkmadan söyleyebilelim. Ne ki, içinde yaşadığımız bu toprakların üzerine alın terini düşürmeden baş tacı edilen kof isimler karşısında, düşüncesini sürekli geliştiren, dönüştüren ve yaşadığı topluma bir ödev bilinciyle yaklaşıp eser veren gerçek düşünürlerin göz ardı edildiği de bir gerçek. Devlet olmanın, fevri unsurları ekarte edebilecek manivelalar geliştirmek olmadığını anlamak için sivil düşüncenin birkaç adım daha atmasını beklemek durumundayız. Ancak bu şekilde bahsi geçen kof isimler, anlayışlar karşısında yaşanası bir ülke hayal edebiliriz.

‘Özü gürleştirmek’ için çırpınan ‘Erbain’ çalındı kulağıma

II.

Niyesi yok ama şimdi, formika kaplı, ziyadesiyle kahve renkli bir gramofonda Hafız Burhan’ın selsebil sesi şakısın istiyorum. Balıksırtı bankların dibinde, serüvenciler evreninde büzüşen yetim şairlerin ve otomasyon dışında kalan ve fakat biatkâr öğrenci evlerinde şakısın Hafız Burhan. Bilmem ki musîkiye gıda reyonlarında fiyat biçenler, alı al moru mor kesilen gramofon çağında Hafız Burhan’a, Dede Efendi’ye, Itrî’ye, Tanburî Cemil Bey’e müşteri yazılırlar mı?

Meftunluğumun ünsiyet kesbettiği ilk gençlik zamanlarımda, zikri geçen ‘basu badel mevt’ ehlinin seslerine sinen kokuyu taş plaklardan bile silen dünya, yeni bir yüzyılı elbette hüzzamla karşılamış idi. Fakat şu da var ki, sesin söze dönüştüğü, daha doğrusu kâğıdın artık raflarda daha az maliyetle yer bulabildiği demlerde, şairlerin ses sahibi kılınanlara nazire yaparcasına çırpınışları elbette boşuna bir heves asla değildi. Zira modernizm bataklığında çırpınanlara rağmen, yenilenen medeniyet tasavvurunun zoraki nikâhlanan tarafında duran şairler için bu iş, çetin ceviz bir seremoni demekti. Anılan zaman aralığında, tam da bu seremoninin ‘can’ kırıkları üzerinde yükselen ve ‘özü gürleştirmek’ için çırpınan ‘Erbain’ çalındı kulağıma. ‘Erbain’ çalındı çanlara!..

Şair, sancılı bir doğuma hazırlanmaktadır aslında

III.

1963 kışında, Yelken dergisinde bir genç adam olarak kendine has solukla, sanatçı portresinin ilk şiirini yayımlar İsmet Özel. Şiir, İkinci Yeni’nin kıyısında serpilmiş ve fakat cüretkâr bir benlik tasarımıyla karşılamaktadır okuyucuyu. ‘Yorgun’dur şair; yirmili yaşlarında yorgun bir şair, sosyalizmin bayrağını dalgalandıracaktır kısa bir zaman sonra. ‘Marşlara ayarlanmış’ bir sesle dolduracaktır edebiyat sahnesini. Şiiri laik ve fakat halka güven konusunda mütereddit bir çehre ile secdeden, minareden, deve kesmekten, küfürden, inançtan… ilh, bahseden şair, sancılı bir doğuma hazırlanmaktadır aslında. Uzak iklimlerin Batı’ya ayarlı mısraları arasında o gümüş gibi parlayan sözler, mazlum olanın yanında, zalime karşı zekâ pırıltılarıyla dolu hınç taşımaktadır.

Şimdi, ibreyi Cumhuriyet şairlerine çevirelim ve aynamızda rakseden fakir ve cahil halkın imtiyaz kabul etmez haline nazar edelim. Kemâlettin Kamu’nun kemikleri sızlıyor mudur bilmem, lâkin ‘Kâbe Arabın olsun / Bize Çankaya yeter’ diyebilecek cüretin şebekleştirdiği şair tabiatını yeryüzünün mahrem köşeleri dâhil hiçbir ‘çağ yangını’nda bu kadar pervasızcasını görmüş, işitmiş değil idi. Behçet Kemal Çağlar’ın hazin amentüsü, garaib mevlidi yıllar yılı unutulmuş, bekler. Mevzu mühim ve fakat işin içinde gırtlağın dokuz boğumundan birini cellada teslim eylemek de var, geçelim…

Ah, ne kadar da gaddarmış şair İsmet Özel!

IV.

Demirden leblebinin en az çetin ceviz kadar Osmanlı mevsiminde hatırını soranlar, Cumhuriyet terbiyesiyle şebeğe çevirdikleri nesilleri, arkaik dönem boyunca inkâr politikasının amentüsü eşliğinde, felsefe sosuyla ‘Tanrı uludur’ katına yükselttiler! Şimdi, kızmak yok ama ortada kızılacak bir taraf var. Arz edeyim; işbu yeni dünya düzeninin gönüllü temsilcileri sandılar ki, Müslümanlığın inkârı ile her şey bir çırpıda hâl yoluna konulacak. Yeknesak, fitil fitil burunlarından getirilen ve de darağaçlarında sallandırılan körpe bedenler aşkına kıbleyi hepten şaşırdılar! Oysa şairlerin gizli bir genizası hiç yoktu. Sosyalizme uzanan davasında, toplumun sesi olacak şiirleriyle starlaşan hâline mim koyarak Müslüman olan İsmet Özel, soluğu kesilen solun ikircikli soruları karşısında ‘insan eşrefi mahlûkattır derdi babam’ dedi ve makas attı filme. Sahtelik kokan sol, bukağıda sıkılan Müslümanlığın kültür tadına bile tahammül edemezken, Turgut Uyar’ın Divan’ı karşısında büsbütün rotayı şaşırdı.

Kudüm, ney, kastaniyet ve bukağıda bekleyen medeniyet terennümünün dışında, aryaların, konçertoların, çelloların arasında İsmet Özel şiiri, uzak bir memleket fotoğrafından daha fazla sancılıdır. Sancılıdır ve bu yekpare Anadolu nefesi hâlinde üflenen sahih sancı, şifanın kaynağında yol bulan ibrişim bir sabır tülbenti dokumaktadır daima. Çünkü, ‘benim adım insanların hizasına yazılmıştır’ diyen şairin vahdaniyete uzanan seküler mısra örgüsü, mavera ile masiva arasındaki mekiğin krank milini ziyadesiyle örselemektedir.

Bir şey daha var; İsmet Özel, Cumhuriyet neslinin sıkı seküler algısı içinde yetişmiş ve fakat şiiriyle küstahlaşan ikinci yeni nesline okkalı bir tokat aşketmiştir! Bu yenilginin faturasını şimdi John Maynard Keynes’ten çıkarmaya çalışan sanlı sol düzenbazlar, İsmet Özel’in, Sivas provokasyonu sonrası söylediklerini tipik bir, ‘demiştim, bu adam faşist olacak demiştim’ züppeliği ile karşılayanlar arasında yer beğenmeye çalışıyorlar. Eh, nasıl olsa Keynes haklı çıkmış ve fakat İsmet Özel ona olan nefretini yirmi mimle belirtmişti. Buraya kadar mı? Türklük bahsinde pek celalli geçinen Atsızcıların, toplumcu buduncu muhiblerinin, bir de pek arsız kokoşların, İsmet Özel’i gördükleri anda titreyen dudakları, berelenen gözleri ve nihayetinde uçuklaşan tenleriyle ah, ne kadar da gaddarmış şair İsmet Özel!

Gazetelerde, medyanın, sosyal medyanın, gizemli tafralı alafrangalıların malum sitelerinde aynı haber akıp gidiyor: “Şair İsmet Özel Şiiri Bıraktı” Geceleyin Bir Koşu ile başlayan şiir yolculuğu koşunun nihayete ermesiyle noktalandı. Eminim bu işin sırrına vakıf olanlar kadar, rızkına tekinsiz bir patronun cebine uzanan haksız bir eli kıracak denli hakperest de bilir ki İsmet Özel şiiri bıraktıysa, hayatımızda eksilen, yitip giden bir şeyler var demektir.

“Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın

ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir

haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın

yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir.”

Reşit Güngör Kalkan yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Haziran 2019, 22:35
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13