Adem Apak Selefilik ve selef kavramını anlattı

UÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adem Apak, eskiden beri ismini duyduğumuz, bir kavram olarak kitaplarda karşılaştığımız selef ve selefiliğin ne olduğu anlattı. Ahmet Serin etkinlikten notlarını aktarıyor..

Adem Apak Selefilik ve selef kavramını anlattı

 

 

Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin artık gelenekleşen programlarından Cuma Meclisi’nin bu haftaki konusu oldukça önemli bir meseleydi. Eskiden beri ismini duyduğumuz, bir kavram olarak kitaplarda karşılaştığımız El Kaide’nin ne olduğu anlatılacaktı bu gece. Konuşmacı, UÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adem Apak’tı. Apak’ın konuşması, “Selef ve Selefilik Kavramının İslam Tarihindeki Anlam Serüveni” başlığını taşıyordu.

Adem Apak, sohbetine başlarken kısa bir süre önce İstanbul’da düzenlenen “Selefilik” konulu bir sempozyuma katıldığını, konuyu dikkatle dinlediğini ama buna rağmen kafasında Selefilik’in ne olduğuna dair net bir düşünce oluşmadığını söyledi. Konu hakkında tebliğ sunan bilim adamlarının Selefiliğe örnek olarak gösterdiği bir kişi ya da hareketin, bir başkasına göre Selefi olarak kabul edilmediğini durumun ne kadar muğlak olduğuna bir örnek olarak gösterdi.

Selefilik, kendisini kimlere izafe eder?

Prof. Dr. Adem Apak, “Selefilik kavramını anlamak için İslam’ın ilk dönemlerine kadar uzanmak gerekir,” diye başladığı sözlerini şöyle sürdürdü: “Selefi anlayış için hicri 2. Ve 3. asırlara gitmek gerekir. O tarihlerde daha Selefi kavramı falan yoktur. Selefilerin öncülü olarak isimlendirilebilecek hareketi Selefiler, “Ehl-i Hadis, Ehl-i Hak” olarak isimlendirmektedir. Bu kavramların ortaya çıkması, aslında bir iktidar mücadelesine dayanır. Harun Reşid’in vefatından sonra hilafete kardeşlerden hangisinin geçeceğine dair yaşanan tartışma, iki farklı anlayışın doğmasına sebep oldu. Taraflardan birisi, sorunları çözmekte Müslümanların reyine (Ehl-i Rey) başvurmayı yeterli görürken, diğer taraf da Müslümanların reylerine değil, hadislere başvurmak gerektiğini savundu. Bu olay, iki farklı anlayışın doğmasına yol açtı. İşte günümüzde Selefilik olarak adlandırılan hareket, kendilerini, Ehl-i Hadis olarak isimlendirdikleri hareketin ardılı olarak görür. Bu dönemde, daha sonra Ehl-i Hadis olarak isimlendirilecek hareketin en önemli âlimi İmam Ahmed bin Hanbel olduğu için Selefiler kendilerini ona bağlarlar.”

Farsların yaptığı aslında, siyasi bir projedir!

Adem Apak, sohbetini kuru bilgilere boğmadan, gerektiğinde meseleyi günümüzle de irtibatlandırarak sürdürüyordu. Mesela şu bilgiler günümüzü anlamak için de çok önemliydi: “Selefi hareketin karakterinde iki unsur önemlidir: 1. Selefi hareket, tepkiseldir; 2. Bu hareket, Fars anlayışıyla sürekli bir çatışma halindedir. Çünkü Halife Memun, hilafet savaşında İranlıların desteğini alarak halife oldu. Halife olduktan sonra da, Eski Yunan’dan çeviriler yaptırtarak, yeni bir bakış açısıyla toplumu dizayn etmeye çalıştı. Bu, düpedüz siyasi bir projedir.

Hilafet konusundaki bu görüş ayrılığı, aynı zamanda Arap-Fars ayrışmasının da temelini attı. Günümüzde de Selefi hareketin önemli temsilcisi olan Suudluların ezeli düşmanı İran’dır, yani Farslardır.”

Selefilik damarını kimler sürdürdü?

Prof. Dr. Adem Apak, Selefilik’in tarihi kökenini ve ortaya çıkış şartlarını anlattıktan sonra, Selefilik’in tarihi seyrini ve önemli isimlerini satırbaşlarıyla anlatmaya devam ederek sözü İbn-i Teymiyye’ye getirdi: “Hicri 728’de vefat eden İbn-i Teymiyye, Selefi hareket için İmam Hanbel’den sonraki önemli isimlerdendir. İbn-i Teymiyye’ye kadar bir damar olarak varlığını sürdüren ama kurumsallaşmayan Selefilik, İbn-i Teymiyye ile birlikte kurumsallaşmaya başlar. İbn-i Teymiyye ve onun öncülüğünü yaptığı hareket ‘İslam’ı hurafelerden arındırmaya’ girişir. Hazreti Peygamber döneminde olmayan ne varsa hepsini reddederler ve sonradan oluşan her türlü içtihadı bidat olarak kabul ederler. Bu aşamada da en fazla karşı çıktıkları, tasavvufi hareketlerdir. Selefi hareketin kendisine biçtiği bu misyon da, ileriki yıllarda ortaya çıkacak olan Vehhabi düşüncenin kaynağını oluşturacaktır.”

Selefiler ve Haricilerin sosyokültürel dokuları

Konunun etraflıca anlaşılması babında gerekli bilgileri de sırası geldikçe aktaran Prof. Dr. Adem Apak, tarihi eserleri, mezarları rahatça yıkan hareketleri anlamak sadedinde şu bilgileri verdi: “İslam geldiğinde Mekke, Medine, Taif gibi şehirlerde insanlar bir arada yaşama kültürüne sahiplerdi. Yani, bildiğimiz anlamda yıkıcı, barbar, bedevi değillerdi. Onların İslam’a itirazları, kendi inançlarını kaldırıp yerine yeni bir inanç ikame etmesineydi. Bu şehirlerin dışında kalanlar ise sistem kuramayan, tahripkâr, parçalayıp dışlayan bir kültüre sahiptiler. İşte bunlar kendilerini önce “Hariciler” diye ifade ettiler. Tarihi seyre bakıldığında, Selefi hareketin de bu karaktere akraba olduğu göze çarpmaktadır.”

Ve Suudlar…

Selefi hareketin tarihi seyrini anlatan Adem Apak, bu harekete son yüz yıla kadar Selefi adı verilmediğini, hareketten bahsedenlerin “Selef, Ehl-i Hadis” vb. gibi isimlendirmeler yaptığını söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: “Selefi anlayış daha sonra biri siyasi, diğeri de dini önder olarak hareket içinde yer alan Muhammed bin Suud ile Muhammed bin Abdulvehhab önderliğinde gelişir. Bu hareket, amaçlarını ‘Hz. Peygamber dönemini tekrar canlandırmak’ olarak ifade eder ve o dönemden sonra ortaya çıkan her şeye bidat gözüyle bakar. Bu konuyu kendilerine saplantı haline getiren Suud anlayışı, İslam’ı başkalarına tebliğ etmek yerine Müslümanlara, ‘Sen bidat ehlisin, sen hurafe peşindesin!” diyerek cephe alır. Yani onların hedef kitleleri kâfirler değil, Müslümanlar olmuştur ve tüm enerjilerini Müslümanlarla uğraşmaya ayırmışlardır.”

1. Dünya Savaşı dönemlerinde Selefiler

Adem Apak, özellikle Müslümanların zayıfladığı dönemlerde Asr-ı Saadet’e dönüş hareketlerinin hızlandığını, yakın zamandan örnekler vererek anlattı. Osmanlı’nın iyice zayıfladığı yüz yıllarda Afgani, Abduh, İkbal, M. Akif Ersoy, Muhammed Alusi gibi şahsiyetlerin de benzeri düşüncelere sahip olduğunu ekleyen Apak, Akif’in “Doğrudan Kur’an’dan alıp ilhamı/Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı” dizelerinde bu anlayışın tezahürünü görebileceğimizi söyledi. Apak, 1. Dünya Savaşı döneminde de iyice zayıflayan Müslümanların, çıkış yolu olarak yine aynı şeyleri söylemekle beraber, bu kez farklı bir strateji de uygulamaya başladıklarını söyledi. Bu strateji siyasileşmekti: “1. Dünya Savaşı’nda Selefi düşünce siyasileşir. Mısır’da Hasan el Benna, Pakistan’da Mevdudi hareketi,  siyasi hareketlere dönüşür. Tartışmalar olmakla birlikte, bu iki isim de çoğunluk tarafından Selefi kabul edilmektedir. Bu hareketler, İslam dünyasını etkiler. İsrail’in kurulması ve İsrail-Filistin savaşları söz konusu bu hareketleri güçlendirir. Ama öte yandan, Selefiliğin çeşitli yorumları da vardır. Aslında Selefilik, doğası gereği tepkisel olduğu, hem de sosyokültürel kodları gereği parçalayıcı olduğundan, kendi içlerindeki en küçük yorum farklarına bile tepkisel davranmakta ve parçalanmaktadırlar. Mesela Afganistan ve Kafkaslarda ortaya çıkan Selefi hareketler, İslam’ın özünden iyice uzaklaşmış, kültür düşmanı bir harekete dönüşmüş ve yaptıkları vahşetler ile de dünyadaki İslam algısına zarar verici bir içeriğe bürünmüşlerdir.”

Üç Selefilik anlayışı…

Suudların günümüzdeki Müslümanların çektiği çilelere kayıtsız kalmalarının sebebini, “Bu hareketlerin meşru bir lideri yok, onlara yardım edilemez!” şeklindeki yorumdan kaynaklandığını aktaran Apak, günümüzde Selefilik’in üç yorumu bulunduğunu söyleyerek sözlerini tamamladı: “Günümüzde üç tür Selefilik vardır: 1. Vehhabilik: Bu anlayışa göre, günümüz Müslümanları cihada hazır değildir. Bu anlayış aslında sadece Suud devletinin güçlenmesini ve Suud hanedanının sürmesini amaçlayan bir yapıya bürünmüştür. Sünni ve Fars muhalefeti yapmaktadırlar; 2. Cihadî Selefiler: Bu anlayış, İslam’ın cihad ile hâkim olacağını düşünenlerden oluşur. Suriye’deki Nusra, El Kaide ve Somali’deki Eş-Şebab grubu bu anlayıştadır; 3. Siyasi Selefiler: Bu grup da, silahla cihat döneminin geçtiğini, yönetime siyasi çalışmalarla gelmek gerektiğini düşünmektedir. Mısır’daki Nur Partisi, bu anlayışı savunmaktadır.”

Adem Apak’a, sohbetinden sonra Vakfın plaketi sunuldu.

 

Ahmet Serin bildirdi.

Güncelleme Tarihi: 05 Aralık 2013, 12:56
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13