Abdülhamid yasağını ilk Rıza Nur delmiş

Mustafa Armağan, Sultan Abdulhamid’i anlattığı konuşmasında merhum Özal’ın yaptığı o muhteşem konuşmayı da hatırlattı.

Abdülhamid yasağını ilk Rıza Nur delmiş

 

Nasıl sahih din algısını ortaya çıkartmak gibi bir vazifemiz varsa, sahih tarih algısını ortaya çıkartmak gibi de bir vazifemiz var. İslam’la şekillenen bir milli şahsiyetin teşekkül edebilmesi için, bu iki kanalın da doğru bir şekilde meydana çıkması gerekiyor. Biz milli şahsiyetimizi kısaca Osmanlı olmak ile ifade ediyoruz.

Osmanlı mimarisi bize Osmanlı olduğumuzu hatırlatır

Biz Osmanlılar, hâlâ dini ve tarihi ile yaşayan insanlarız. Zaten dinimizle ve tarihimizle yaşadığımız için hâlâ Osmanlıyız. Bize Osmanlı olduğumuzu hissettiren en önemli unsurlardan birisi dünyanın birçok yerinde karşılaştığımız Osmanlı mimari eserleridir. Bilhassa İstanbul’daki mimari eserleri seyrederken bu ruh bizi alır ve parçası olduğumuz tarihimizin derinliklerine götürür. Belki de sırf bu yüzden içimizdeki Bizanslılar tarafından Osmanlı eserlerinin birçoğu yıkılmış, zarar görmüş ya da yıkılmasına göz yumulmuştur.

Tarihsizlik talihsizliktir

Tarihsizlik gibi bir talihsizliğimiz olmadığı için, ne kadar şükretsek azdır. Bize zaman zaman tarih giydirmeye çalışanlar olsa da güneş balçıkla sıvanmıyor, gerçekler bir gün mutlaka ortaya çıkıyor. Gerçek tarihi ortaya çıkartan araştırmacılarımızı ben birer kahraman olarak görüyorum. Çünkü onlar bizi giydirilmiş tarih anlayışından kurtararak yitirdiğimiz özgüvenimize yeniden kavuşturuyorlar.

Yıllardır bize kahraman diye yutturulan kimseler yakamızdan düştü düşmek üzereler. Biz Fatih gibi, Kanuni gibi, Abdulhamid gibi gerçek kahramanları yeni yeni tanımaya başlıyoruz. Yıllardır onları karalayan ve nesillere yanlış aktaran zihniyet, artık devirlerini tüketti. Artık tarihimizle ilgili uydurdukları hikâyeleri kendi çocukları bile dinlemiyorlar.İkinci Abdülhamid

Mustafa Armağan Abdulhamid Han’ı anlattı

Dinin ihyası nasıl Allah’ın izni ile gerçekleşiyorsa, tarihin ihyası da yine Allah’ın izni ile gerçekleşmektedir. Cenab-ı Allah dinin ve tarihin ihyasında birilerini vesile kılmakta ve onları bu alanda istihdam etmektedir. Onlar bir bakıma ahir zamanın vazifelileridir. İşte bu vazifelilerden birisi de Allah’ın izni ile Mustafa Armağan Hocamızdır.

Geçtiğimiz günlerde Bilim ve Sanat Vakfı’nda konuşan Mustafa Armağan Hoca, uydurma tarihten gerçek tarihe doğru gelinen süreçle ilgili çok önemli ipuçları verdi. Sultan Abdulhamid örneği üzerinden giden Mustafa Armağan, bu zat ile ilgili lehte ve aleyhte görüş bildiren tarihî kişiliklerden bazılarını anlattı.

II. Abdulhamid’in yaptırdığı eserleri, fotoğraflarını perdeye yansıtmak sureti ile anlatan Mustafa Armağan sözlerine şöyle başladı: “II. Abdulhamid’in Türkiye sınırları içinde yapılan eserleri var, bir de sınırlar dışında kalanlar var. Bugün bunun bir envanteri çıkartılmadığı için bunları anlatmak pek de kolay değil. Hiç tahmin etmediğimiz yerlerde II. Abdulhamid’in bir izine, bir kitabesine, bir beratına, bir madalyasına rastlayabiliyorsunuz. Bunların hepsinin bir envanterinin çıkarılması lazım.”

Ekrem Hakkı AyverdiOsmanlı mimari eserlerinin de bir envanteri yok

Sadece II. Abdulhamid döneminin değil Osmanlı’nın kuruluş ve yükseliş dönemlerinde yapılan mimari eserlerle ilgili de bir envanter çalışması olmadığını söyleyen Mustafa Armağan, rahmetli Ekrem Hakkı Ayverdi’nin 3 cilt halinde kuruluş dönemine ait bir kitap yaptığını, bu kitapta Fatih Sultan Mehmet döneminin ayrı bir cilt olduğunu, bu kitapta işlenilen dönemlerin mimari özellikleriyle birlikte anlatıldığını söyledi.

Rodos’taki Türk eserleri veya Arnavutluk’taki Türk eserleri gibi lokal çalışmalar yapıldığını söyleyen Mustafa Armağan, bunların bile atladığı, bulamadığı, sonradan ortaya çıkan bazı eserler olduğunu ifade etti.

Ali Kuşçu’nun ders verdiği medrese şimdi yok!

Osmanlıların mimarlık alanında çok büyük bir performans gösterdiğini ifade eden Mustafa Armağan sözlerine şöyle devam etti: “Osmanlı’nın bize bıraktığı mimari miras denilince; bir yer üstünde bulunanlar var, bir de yer altında olanlar var. Yani ortaya henüz çıkmamış, görülmemiş, bilinmemiş birçok eser var. Yani toprak altında kalmış, bir şekilde kazı sırasında ortaya çıkan ya da tabii bir hadise sonuncunda ortaya çıkan eserler olabiliyor. Osmanlı arkeolojisine ihtiyaç olduğu ortaya çıkıyor. Arkeoloji genellikle antik medeniyetler için kullanılır biliyorsunuz. Osmanlı arkeolojisi alanı da geliştikçe eserler ortaya çıkacaktır. Mesela Ayasofya’nın hemen yanında II. Mehmet’in yaptırdığı bir medrese vardı. Meşhur Ali Kuşçu’nun rektörlüğünü yaptığı bir medreseydi. Bugün o medrese yok. Ayasofya’nın batı tarafında solda kalıntılarına, temellerine ulaşıldı.”

Askeriye bıraksa da tarihî saray ortaya çıksa!

Bu şekilde kendisi mevcut olmayan ama temelleri yerin altında kalan önemli bir mekânın da Orhan Gazi tarafından Bursa’da kurulan ilk Osmanlı sarayı olduğunu söyleyen Mustafa Armağan sözlerine şöyle devam etti: “Bu saray bugün askeriyenin işgali altında. Tophane’de bir ordu evi var. Diyoruz ki bu binayı yıkalım, bunun altındaki Osmanlı sarayının temellerine ulaşalım. Ama direniyorlar. Bu süreci tamamlamamız lazım ki Edirne sarayından Topkapı’ya kadar giden süreçte saray mimarisinin çekirdeğine ulaşmış olalım.”

Mustafa ArmağanFuat Köprülü’ye göre Sultan Abdulhamid zalim padişahtı

Sultan Abduılhamid’i karalamanın resmi bir söylem olduğunu ifade eden Mustafa Armağan sözlerine şöyle devam etti: “Sultan Abdulhamid’in büyük talihsizliği, kendisinden sonra çok uzun bir dönem onun yaptıklarının unutturulmaya çalışılması, kötülenmesi söz konusu oldu. Bu söylemle yaklaşık olarak 1940’lı yılların ortalarına kadar Abdulhamid Han’ın lehine konuşmaya mani olundu.”

1924 yılında Türkiye Cumhuriyeti Maarif Vekâletince kabul olunan ve ilk mekteplerin 3. sınıfında okutulan Milli Tarih adlı ders kitabının kapağını ve sayfalarını perdeye yansıtan Mustafa Armağan, çok ilginç bir resmi paylaştı.

Bu resimde Abdulhamid ve karşısında kendisine secde eden birisi vardı. Mustafa Armağan bu resmi yansıtırken, şunları söyledi: “Gördüğünüz gibi bu kitaba bir resim konulmuş. Resimde Abdulhamid ayakta durmuş, etrafında iki büklüm insanlar var ve birisi Abdulhamid’in huzurunda secdeye kapanıyor. Bu resim Albdulhamid aleyhtarı Batı mecmualarında çıkan bir resimdir. Ve bu resim ders kitabında kullanılmıştır. Peki, bu Milli Tarih kitabının yazarı kim dersiniz? Ya da kime yazdırılmış? İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi profesörü Köprülüzade Fuat Bey. Yani Fuat Köprülü… Resmin altında ise şöyle yazıyor: ‘İstibdat devrinin iğrenç bir timsali. İstibdat devrinin adamları zalim Abdulhamid’e tapınmaktan utanmıyorlardı.’ Dokuz yaşındaki çocuklara ders kitabında anlatılan şeye bakın… Fuat Köprülü bunu yazarsa diğerleri neler yazmaz bunu siz hesaplayın.”Rıza Nur

Rıza Nur kilit bir isim

Konuşmasının sonlarına doğru yakın tarihin aydınlanmasında kilit bir role sahip olan Rıza Nur’dan bahseden Mustafa Armağan bu zat hakkında şunları söyledi: “Rıza Nur’un aslında kendisi doktor ama çok geniş bir kültürü var. Osmanlı tarihi ile ilgili enteresan bilgilere sahip. Sinop’ta Rıza Nur’un kütüphanesi varmış, oraya gidersem ilk işim onun kütüphanesini incelemek olacak. Biz Rıza Nur’u Hayat ve Hatıratım adlı dört ciltlik kitabından tanıyoruz. Bu eser yurt dışına çıkmadan önce Türkiye’deyken şahit olduğu olaylar bakımından birinci elden kaynaktır. Kendisi topun ağzına doğru gittiğini fark edince milletvekili olduğu halde 1926 yılında yurt dışına kaçıyor. Çünkü o sırada İstiklal mahkemeleri falan var… Bu adam bakanlık yapmış, Lozan’a katılmış birisidir. İsmet Paşa’dan sonra Lozan’da ikinci adamdır. Dolayısıyla onun aktardığı bilgiler önemlidir. Ama bizim inkılap tarihçileri onun ismini kullanmaya korkar. ‘Başıma bela almayayım, geleceğimi karartabilir, bunu kullanırsam doçentliğim profesörlüğüm gecikebilir’ diye düşünüyorlar. Bu yüzden bu eser akademik olarak bir incelenmeye tâbi tutulmamıştır.”

Abdulhamid’e hakaret âdeti ilk olarak 1942’de delindi

Rıza Nur’un Türkiye’ye geri döndükten sonra 1942 yılında Tanrı Dağı adlı bir dergi çıkarttığını ve bu dergide Osmanlı padişahlarının kötü gösterilmesine karşı ilk defa cephe savaşı verdiğini söyleyen Mustafa Armağan, bu dergide Osman Gazi’den başlayarak tüm padişahların aslında ne kadar değerli insanlar olduklarının tekler teker ortaya konulduğunu söyledi.

Nihal AtsızBu derginin ikinci sayısında Nihal Atsız imzasıyla “Abdulhamid kızıl sultan değil gök hakandır” başlığı ile bir yazı kaleme alındığını söyleyen Mustafa Armağan, sözlerine şöyle devam etti: “Bu yazı ‘Abdulhamid’in iyi tarafları da vardır’ tarzında değil, direkt cepheden onu savunan bir yazıdır. Bu yazı ile birlikte Abdulhamid’in tarih yazıcılığında yeniden doğmaya başladığını düşünüyorum. Nihal Atsız’ın Abdulhamid araştırmalarında hak ettiği yere oturtulması lazım. İsmet Paşa’nın kimseye göz açtırmadığı bir dönemde Rıza Nur’un dergisinde böyle bir yayının yapılmış olması çok enteresan. Necip Fazıl’ın Abdulhamid’in lehinde yazdığı kitabı ise 1968’de yayınlandı ki o zamana kadar zemin epeyce hazırlanmıştı.”

Özal muhteşem bir konuşma yapmıştı

90’lı yıllarda merhum Özal’ın özellikle Abdulhamid hakkında fikir değişikliklerine sebep olabilecek açıklamaları olduğunu söyleyen Mustafa Armağan bu konuşmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi: “Cumhurbaşkanı merhum Özal, ‘Değişim Sürecinde İslam’ başlıklı bir konferansta şunu söyledi: ‘Ben Sultan Abdulhamid’i okul kitaplarından hep olumsuz bir şekilde, hain ve zalim olarak okumuştum. Bir gün dedem ‘ne çalışıyorsun’ deyince, ben de Abdulhamid’le ilgili öğrendiklerimi dedeme anlattım. Dedem bana kızarak dedi ki: ‘Abdulhamid öyle bir insan değil, size tamamen yanlış öğretiyorlar.’ Ve başladı doğrusunu anlatmaya. Sonunda anladım ki okul kitapları yalan söylüyor, dedem haklıymış’ Bunun bir cumhurbaşkanı tarafından dile getirilmesi birçok tabunun yıkılmasına sebep oldu.”

Her zaman başka anıtlara ve kabirlere gitmek olmaz

Merhum Özal’ın bu konuşmasının Sultan Abdulhamid ile ilgili bir takım yanlışların düzeltilmesine vesile olduğunu söyleyen Mustafa Armağan, mevcut Cumhurbaşkanı ve Başbakanın da bu sürece bir katkı yapması gerektiğini ifade etti. Bu konudaki istirhamını şöyle ifade etti: “Benim bir dileğim var. Cumhurbaşkanı ya da Başbakan vefat yıldönümünde Abdulhamid’in huzuruna gitmelidir. Ben bunun çok önemli tabuları kıracağını ve başka çalışmaları da tetikleyeceğini düşünüyorum. Abdulhamid aleyhinde başlayan sürecin kapanması için buna ihtiyaç var.”

Program semineri takip eden öğrencilerin Mustafa Armağan’a sorularıyla bitti.

Turgut Özal’ın sözkonusu konuşması:

 

Aydın Başar haber verdi

Yayın Tarihi: 18 Aralık 2012 Salı 12:15 Güncelleme Tarihi: 18 Aralık 2012, 14:30
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
abdurrahman
abdurrahman - 9 yıl Önce

"Tanzimat boyunca yenileşme ve garplılaşma hareketimizin kimya kağıdır hâlinde bir Abdülhamidd davası vardır ve onu ilk defa ortaya atmış olan insan, bu kitabın kapağında ismini gördüğünüz aciz mahlûktur. (1939(!)'da, Tanzimat'ın yüzüncü yıldönümü münasebetiyle, devrin Maarif Vekili tarafından bana ısmarlanan eserdeki kısmî(!), 1943'den sonra da Büyük Doğu'lardaki umumî tez...) " sh. 531 / ayrıca bakılabilir, hakan yaman'ın cevabı: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=30495828

Bilgehan
Bilgehan - 9 yıl Önce

Açıkcası anlamıyorum. Üstad Necib Fazıl'dan bu kadar rahatsız olunmasını. Şunu kabul edin, siz ne kadar yüksek olsanız, Çamlıca tepesi olursunuz. Üstad ise Himalayalardır. Biraz hürmet ve saygı lütfenç

banner26