300 yıldır fukaraya ekmek veriliyor!

Eyüp Sultan’ı anma etkinliklerinin ilk gününde Can Alpgüvenç ve Süleyman Zeki Bağlan konuştu.

300 yıldır fukaraya ekmek veriliyor!

 

Eyüp Sultan Camii’nin arka tarafındaki Mihrişah Sultan Sibyan Mektebi’nde faaliyet yürüten Eyüp Sultan Gönüllüleri tarafından her sene Mayıs ayında Eyüp Sultan’ı anma günleri tertip ediliyor. Bu etkinlikler çerçevesinde konserler, sergiler ve söyleşiler düzenleniyor. Mütevazı bir ortamda gerçekleştirilen söyleşilere konuşmacı olarak yalnızca hasbî ve kaprissiz yazarlarımız davet ediliyor. Konuşmalar açık havada, son derece samimi bir atmosferde, Eyüp Sultan’ın ruhuna yakışan bir tarzda icra ediliyor.

Bu seneki törenler helva dağıtımı ile başladıEyüp Sultan anma etkinliği

Alvarlı Efe Hazretlerinin talebesi Şerafettin Tübu Amca’nın da katıldığı bu yılki anma etkinliklerine 4 Mayıs tarihinde Cuma namazının ardından helva dağıtımı ile başlanıldı. İkramın ardından Kur’an-ı Kerim tilaveti ile programın söyleşi kısmına geçildi. Açılış konuşmasını yapan Dr. Mehmet Emin Bey yapmış olduğu konuşmada şunları söyledi: “İstanbul’da yaşayıp da Eba Eyyüb El Ensari’yi tanımamak büyük bir ayıptır. Yaklaşık yedi ay boyunca Medine’de Liderimiz, Önderimiz, Rehberimiz, Peygamberimiz ve Efendimiz Hz Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem’i evinde misafir eden bu büyük sahabeyi bugün burada anarak ona olan muhabbetimizi, sevgimizi ve hürmetimizi ifade etmiş oluyoruz.”

Yaklaşık üç yüz yıldır burada fukaraya yemek veriliyor

Sibyan mektebi ve karşısında bulunan tarihî imarethane ile ilgili de bilgiler veren Dr. Mehmet Emin Bey bu bahçesinde bulunduğumuz sibyan mektebini ve karşısındaki imarethaneyi Osmanlı padişahlarımızdan III. Selim’in annesi Mihrişah Valide Sultan annemizin yaptırdığını söyledi. “Bu imarethanede bugün benim ve sizin evinizde çıkmayan yemekler yapılıyor ve bu yemekler yaklaşık üç yüz yıldır fakire fukaraya dağıtılıyor. Mihrişah Sultan’ın yaptırdığı imarethanede fakirlere maddi gıdalar verilirken yaptırmış olduğu sibyan mektebinde de çocuklara manevi gıdalar veriliyor.” dedi.

Sibyan mekteplerinin Osmanlı’nın eğitim sisteminde çok önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Dr. Mehmet Emin Bey, bu eğitim kurumlarında çocuklara “bey” ve “hanım” diye hitap edildiğini ve onlara bu şekilde bir şahsiyet eğitimi verildiğini söyledi. Ayrıca bazı Doğulu ve Batılı ilim adamlarının Osmanlı’nın bu kadar uzun ömürlü olmasını bu mekteplerde verilen eğitime bağladıklarını ifade etti.

Tarihi olmayanlar kendilerine uydurulmuş bir tarih ve kahramanlar buluyorlar

Can AlpgüvençDr. Mehmet Emin Bey’in konuşmasının ardından Can Alpgüvenç Bey tarih bilinci ve Mihrişah Valide Sultan ile ilgili bir konuşma yaptı. Alzheimer hastalığına yakalanan bir kimsenin bilincini, hafızasını kaybettiğini ve o kişinin eşini dostunu, çoluğunu çocuğunu veya bir yakınını tanıyamaz hale geldiğini söyleyen Can Alpgüvenç Bey, işte bunun gibi milletlerin de hafızalarını kaybettikleri zaman böyle bir duruma düştüklerini ve kimliklerini kaybettiklerini söyledi. Tarih bilinci ile ilgili tespitlerini aktaran Can Alpgüvenç Bey konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Milletin hafızası nedir? Tarihtir… Tarihimizi kaybettiğimiz zaman, tarihimizi öğrenmediğimiz zaman, tarihimizi unuttuğumuz zaman kimliksiz kalıyoruz. Tarihi olmayanlar kendilerine uydurulmuş bir tarih ve uydurulmuş kahramanlar bulmak zorunda kalırlar. Mesela çok kısa süreli bir tarihi olan Amerika Birleşik Devletleri kendine bir tarih uydurmaya çalışıyor. Tarihî şahsiyetler bulmaya çalışıyor. Bunu bulamayınca da Örümcek Adam, Süpermen gibi uyduruk kahramanlar üretiyor. Onların tarihlerinde Fatih Sultan Mehmet gibi, Kanuni Sultan Süleyman gibi tarihî şahsiyetler olsaydı böyle sanal kahramanlar üretmek için uğraşmazlardı.”

Her gün tarihimize hakaret ediyorlar

Osmanlı tarihini konu alan televizyon dizilerinde tarihimizin doğru anlatılmadığını, tarihî şahsiyetlerimizin halkın nazarından düşürülmeye çalışıldığını söyleyen Can Alpgüvenç Bey bu konuda şunları söyledi: “İnsan kendi dedesinin, kendi büyükannesinin aleyhinde bulunur mu? Başkaları onların aleyhinde bulunsa bile biz kendi büyüklerimizin aleyhinde bulunmayız. Televizyon dizilerinde bizim atalarımızın her hafta aleyhinde atıp tutuyorlar. Kanuni’nin ve Hürrem Sultan’ın aleyhinde konuşuyorlar. Onlara büyük iftiralarda bulunuyorlar. Onları kötüleyerek bizim tarihle olan bağımızı koparmak istiyorlar.”Can Alpgüvenç

Padişahlar ve eşleri birçok eser bıraktılar

Padişahlar ve eşlerinin İstanbul’da çeşitli yerlerde cami yaptırdıklarını, caminin yanına da mutlaka sibyan mektebi yaptırdıklarını söyleyen Can Alpgüvenç Bey, III. Mustafa’nın şu an kabrinin olduğu yerde Laleli Camii’ni yaptırdığını, onun eşi olan Mihrişah Valide Sultan’ın ise Haliç’in öbür kıyısında Sütlüce limanının orada bir cami yaptırdığını söyledi.

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde maalesef uzun bir süre bizim ecdadımızla olan bağlarımızın koparılmak istendiğini söyleyen Can Alpgüvenç Bey, bu durumdan dolayı birçok caminin isminin değiştirildiğini, Mihrişah Sultan Camii’nin adının Halıcıoğlu Camii yapıldığını, Bezmialem Valide Sultan Camii’nin de Dolmabahçe Camii yapıldığını söyledi. Mihrişah Sultan’ın yaptırdığı camiye Humbaracıbaşı Camii de denildiğini, humbaranın bugünkü tabirle el bombası olduğunu söyleyen Can Alpgüvenç Bey; “Demek ki o caminin olduğu yerde bu bombaların yapıldığı bir birlik vardı” dedi.

Bir dönem Osmanlı hanedanında 30 yıl çocuk olmamıştı

Bir dönemde Osmanlı hanedanında otuz yıl kadar çocuk olmadığını, bu dönemden sonra III. Mustafa’nın Gürcü asıllı olan Mihrişah Sultan’la evlendiğini ve bir kız çocuğunun olduğunu, birkaç yıl sonra da ilerde tahta geçecek olan III. Selim’in doğduğunu söyleyen Can Alpgüvenç Bey, III. Mustafa’nın vefatından sonra Mihrişah Sultan’ın otuz yaşında dul kaldığını, hanedan hanımlarının kocaları öldükten sonra yeniden evlenmelerinin yasak olduğu için de yeniden evlenmediğini söyledi.

Mihrişah Sultan kırk beş yaşındayken ud çalan ve ney üfleyen bir musikişinas olan oğlu III. Selim’in tahta geçtiğini söyleyen Can Alpgüvenç Bey, bu tarihten sonra Mihrişah Sultan’ın şaşaalı bir konvoy ile Valide Sultan olarak Topkapı Sarayı’na geçtiğini ve bu dönemde hayır eserleri yaptırma faaliyetlerini hızlandırdığını söyledi.

Süleyman Zeki BağlanEl vurarak alkış yok bizde

Açık havada yapılan anma etkinlikleri yapılan çay ikramından sonra Mehmet Akif Ersoy Çadırı’nda devam etti. Orada yazar Süleyman Zeki Bağlan Bey, slayt gösterisi eşliğinde kısa bir sunum yaptı. İçerisinde bulunduğumuz yapının önünden geçen Cülüs Yolu hakkında bilgiler veren Süleyman Zeki Bağlan Bey, bu yolda padişahların tahta geçme merasimlerinin yapıldığını, dönemin en önemli âlim zatı veya şeyh efendisi tarafından dualarla padişaha kılıç kuşatıldığını söyledi.

Bu merasim süresince halkın toplandığını, “Padişahım çok yaşa. Gururlanma padişahım senden büyük Allah var“ diyerek alkış yaptıklarını söyleyen Süleyman Zeki Bağlan Bey, bizde el vurarak alkış yapma geleneğinin olmadığını söyledi.

Defterdar’da abdest alınırdı

Osmanlı halkının Eyüp Sultan semtine çok büyük önem verdiğini ve bu semti çok sevdiğini söyleyen Süleyman Zeki Bağlan Bey, halkın Defterdar’dan bu tarafa abdestsiz geçmediğini, burayı Medine toprağı gibi gördükleri için ta orada abdest aldıklarını söyledi.

Viyana’nın en büyük kilisesindeki çanın Osmanlı sarığı şeklinde olduğunu ve bugün olsun her zaman o sarığa vurarak çan çalındığını söyleyen Süleyman Zeki Bağlan Bey, Batılıların nefretlerini halen bu şekilde kustuklarını ifade etti.

Edep bir taç imiş

Hz Ömer’in; “Göz ruhun penceresidir, oradan bakınca içerisi gözükür” sözünü nakleden Süleyman Zeki Bağlan Bey, Osmanlı toplumunda edebe çok önem verildiğini, her evde ”edep ya hu” levhalarının asılı olduğunu söyledi. Eskiden birisi saygısızlık yaptığı zaman o kimseye “edep ya hu” denildiğini, bunu duyan kimsenin de adeta utancından mahvolduğunu, “keşke beni dövselerdi de bana bunu demeselerdi” dediğini ifade etti. “Edep” kelimesini oluşturan Arapça “Elif”, “dal” ve “be” harflerinin anlamlarını söyleyen Süleyman Zeki Bağlan Bey; “Elif eline, Dal diline, Be bedenine hâkim ol demektir” dedi.topal leylek

Eyüp Sultan’da bir leylek vardı

Eyüp Sultan’daki çocukluk hatıralarına da değinen Süleyman Zeki Bağlan Bey, 1950’li yıllarda Eyüp Sultan’daki tarihî ağacın kovuğunda sakat bir leyleğin yaşadığını ve bu leyleğin başta çocuklar olmak üzere gelip geçen herkesin ilgi odağı olduğunu ifade etti. Bu leyleğin adeta bir sembol olduğunu ve o dönemde burayı ziyaret eden herkesin bu leylekle ilgili bir hatırasının olduğunu ifade etti.

İlk defa duyduğum bu sakat leyleği internette araştırırken bu leyleğin fotoğrafına da rastladım. Fakat rastladığım bu leyleğin sadece fotoğrafı değildi… Anlatmaya dilimin varmadığı acı sonu da öğrenmiş oldum.

 

Aydın Başar oradaydı

Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2012, 02:18
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13