banner17

28 Şubat soğuğunda Edebiyat

Panelde 28 Şubat'ın şiire, hikâyeye, romana ve yayıncılığa etkisi konuşuldu.

28 Şubat soğuğunda Edebiyat

27 Şubat 2011 Pazar akşamı saat 20’de Tarık Zafer Tunaya’da, İstanbul’da ilk kez düzenlenen edebi bir panelde 28 Şubat’ın edebiyata olan etkileri konuşuldu. Panelistler solcu olsalardı hepsi ak saçlı olabilirdi, karşımızda kara saçlı beş kişi dizilmişti uzun masaya.

Panele isteksiz gittim. Davet, birkaç arkadaştan gelince, biraz da orada onlarla buluşup söyleşmek emeliyle yola çıktım. Nihayet “radikal İslamcı” bir oluşumdu Özgür Yazarlar Birliği ve geçmişimdeki bazı kesin siyasal düşünce ayrılıklarına dayanan kuyruk acılarım vardı. Adında özgürlük vurgusu olan bir dernekte susturulmak, ötelenmek, kendini anlatamamak, gitmen gerektiğini anlamak tatsız şeylerdi. En temelde diyalogsuzluğa dayanan bazı şeyler belki. Köprünün altından çok sular aktıktan sonra bazı eski yol arkadaşlarıyla karşılaşmak şık olmayabilirdi. Bu panelde de nihayet hamasi şeyler söylenecek, siyasal sloganlar atılacaktı. Öte yandan, bin yıl süreceği varsayılan bir kepazeliğe karşı böylesi bir panele katılmak gerekliydi. Devletçi bir sağcılığın muhafazakâr edebiyatta iktidar olduğu şu durumda, referanslarını tarihten ve gelenekten almayan, öze dönüşçü/ıslahatçı bir çizginin varlığı çok önemliydi.

Enes MalikoğluPanele yoğun ilgi

Beklediğimin aksine salon dopdoluydu. Çok şey öğrendim panelde. Eski arkadaşlarımı görmüş olmaktan da mutlu oldum. Her topluluktan uzaklaşmada birileri yüzünden birçoklarını yitiririz. Bunu gördüm. Hiçbir slogan atılmadı. Hamasi tek bir kelam edilmedi. Panelistlerin tümü oldukça özenli birer sunum yaptı. Oturum başkanı Enes Malikoğlu biraz heyecanlansa da toparlayıcıydı. (Bu ismin müstear olduğunu düşünürdüm hep.)

Özgür Yazarlar Birliği’ni selamlayalım!

Panelistlerin sunumuna geçilmeden önce ilk söz, Özgür Yazarlar Birliği (ÖYB) adına başkan Ahmet Örs’e verildi. İstanbul’da ilk kez görücüye çıkan ÖYB’nin tanıtımı üzerine kısa bilgiler veren Örs, böylesi faaliyetleri sürdüreceklerini, birkaç ay içerisinde İstanbul’da tekrar bir program düzenleyeceklerini belirtti. Müslümanların siyasal anlamda tavır üretebilen bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini vurgulayan Ahmet Örs, ÖYB’yi bu amaçla kurduklarını söyledi. Teşekkür edip sözü alan oturum başkanı Enes Malikoğlu da ÖYB hakkında verdiği bilgilerle Ahmet Örs’ün konuşmasına katkı sundu. Henüz yılı dolmayan ÖYB’nin Tasfiye Dergisi yazarlarınca kurulduğunu öğrendim. Amaçlarından birkaçını daha andı Malikoğlu: Türkiye’nin daha âdil bakabilen yazarlarını bir araya getirmek, sokağın sorunlarını dile getiren sahici/sahih bir edebi söylem geliştirmek. Malikoğlu, Tasfiye Dergisi’nin de bu doğrultuda yayın yaptığını ekledi sözlerine.

28 Şubat ve moda kavramlar

İlk panelist Cevat Akkanat, 28 Şubat Sürecinde Şiirin Görünümü adını verdiği konuşmasına Erbakan’ın vefatı dolayısıyla dinleyicilerden Fatiha isteyerek başladı. 28 Şubat sürecinin tam 14 sene geçtikten sonra dile getirilmesinin manidar olduğunu söyleyen Akkanat, o süreçte “bilim, adalet” gibi güzel kavramların yerini “darbe” ve özellikle “brifing” gibi çirkin kelimelerin aldığını söyledi. Otobüslerle getirilen yargı mensuplarına verilen brifingleri anlatan Akkanat, ilgili yargı mensuplarının bundan şikâyet etmek yerine gurur duyduklarını aktardı. Türk-İş, DİSK, her ne kadar bugün kabule yanaşmasa da KESK gibi yapıların o kirli süreci desteklediklerini aktaran Cevat Akkanat, darbenin sivil ayakları olan BÇG, ÇYDD, ADD gibi kuruluşların insanları fişlemek amacıyla kullanıldıklarını dile getirdi. Bir sürü kısaltmanın yanında dönemin en moda kelimesinin ‘andıç’ olduğunu söyleyen Akkanat, tanklarla topluma gözdağı verildiğini, bankaların hortumlandığını, devlet terörünün tırmandığını, bütün bunların Türkiye’nin itibarını içte ve dışta rencide ettiğini belirtti.

24544Dönemin siyasi durumunu böylece özetleyen Cevat Akkanat, 28 Şubat’ın şiirle ilişkisinin sadece bir şiir okuduğu için on ay cezaevine mahkûm edilen şimdiki başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında somutlaştığını, yine şiir okuyan İmam-Hatipli bir kızın Malatya’da tutuklandığını söyledi. Yılmaz Odabaşı gibi bazı şairlerin 28 Şubat’ta içeri alındığını söyleyen Akkanat, bu dönemde şiir, şair, kitap ve yayınevleri üzerinde Genelkurmayın yoğun bir baskı politikası uyguladığını, bu bağlamda bazı yayınevlerinin kitap fuarlarına konmadığını, PEN Yazarlar Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası gibi kuruluşların işbirliğiyle birçok süreli yayın organının Genelkurmay’ın isteği doğrultusunda yayın yaptığını sözlerine ekledi.

Hakka ve halka muhalif bir edebiyat

28 Şubat sürecinde “Medyatik şiir”, “Arabesk şiir”, “Travesti şiiri” gibi moda tamlamalar oluştuğunu söyleyen Cevat Akkanat, bu eğilimleri muhalif ama hakka muhalif olarak niteleyerek 28 Şubat sürecindeki Kemalist şiirin özelliklerini şöyle sıraladı: Şairsiz, kim tarafından yazıldığı belli olmayan, sünepe, ılımlı, iyi huylu, genizden gelen bir sese sahip olan, doldurma dize yapısı olan, gürültüsüz, rahatsız etmeyen, neon ışıklarla ve naylon yüzlerle öne çıkarılan, gelenekten kopuk, felsefi tavırdan yoksun, İslamî olana karşı(islamofobik), dönemin egemenlerine yandaş bir şiir. Açıkça başörtüsü karşıtı şiirlerin yazıldığını, şiir dinletilerine gelen başörtülülerin kovulduğunu aktardı Akkanat. İşin acı yanının bazı Müslüman şairlerdeki yaltaklanmacı tutum olduğunu söyleyen Akkanat, bu muhafazakâr/sağcı şairlerin “şiirin dini olmaz” diyerek laikçi şairlerle kol kola girdiklerini, sürecin yakıcı bir sorun olduğunu kabule yanaşmadıklarını aktardı. Akkanat, bu bilgileri aktarırken darbe şakşakçısı şairlerden pasajlar okudu ama bu şiirlerin hangi şairlere ait olduğunu söylemedi. Çevremdeki dinleyicilerin bundan rahatsız olduğunu gördüm.

Bunun yanında, 28 Şubat karanlığında dinamik/dik duruşlarıyla, protest şiirleriyle öne çıkıp övgüyü hak ettiklerini söylediği şu şairleri andı Akkanat: Nurettin Durman, Arif Ay, Cahit Yeşilyurt, Ali Emre, Süleyman Çelik, Adem Turan, Cevat Akkanat, Cengiz Coşkun, Murat Karanfil, Mevlana İdris, Mehmet Aycı, Hüseyin Akın ve İbrahim Tenekeci.

28 Şubat’ın hikâyesini kim yazdı?

28 Şubat sürecinde hikâyenin durumunu anlatan Beytullah Emrah Önce, ilgili süreçte insanların “büyük hikâye”den koptuklarını, artık kendi küçük hikâyelerinde soluklanmaya başladıklarını söyledi.

28 Şubat’a kadar yazılan hidayet romanlarında güçlü, güzel, zengin sosyete kızlarını etkileyen, onların hidayetine vesile olan o karizmatik geleneksel İslamcı erkeklerin 28 Şubat’ta nerede olduklarını sorması, salonda destek gülüşlerine yol açtı.

24545Anadolucu, yerli hikâyeler üreten, ülkeci, devletçi Müslüman edebiyatçıların ya da dergilerin konuya tamamen duyarsız kaldıklarının altını çizdi Beytullah Emrah Önce. “28 Şubat’ın hikâyesi, bana göre başörtüsünün hikâyesidir.” diyen Önce, sürece İslamcı kadın öykücülerin daha duyarlı olduklarını aktardı. Kapalı Öyküler kitabındaki beş erkek, beş bayan Müslüman öykücünün metinlerinden örnekler veren Önce, bu öykülerde ilginç bir biçimde direnişin değil de 28 Şubat’taki çözülmenin getirdiği sorunların işlendiğini belirtti. Bu bağlamda; okulu bırakan başörtülülerin başarısız evlilikleri, hatta ikinci evlilik teklifleri, İslamcılarda tüketim kültürünün gelişmesiyle başörtüsünün modaya evirilmesi gibi çözülme konularının ağırlıklı yer tuttuğunu söyledi. Bu hikâyelerde merceğin hep kadınlar üzerine tutulduğunu söyleyen Önce, savrulanların, acı çekenlerin, hayal kırıklıkları yaşayanların, yalnızlıklarda boğulanların hep kadınlar olduğunu aktardı.

Nehir Aydın Gökduman nerede?

Bu karamsar, çözülme sorunlarını aktaran metinlerin dışında olarak Nehir Aydın Gökduman’ın (Öyküye Ağıt adlı kitabı) ve Ahmet Örs’ün (Yüzümüzü Ağartan adlı kitabı) öykülerinin direnişi işlediklerini söyleyerek sözü bitirdi. Nehir Aydın Gökduman’ın “Peruğuma Örgü de Öreyim mi Hocam!” ve “13.15 Vapuruna Yetişebiliriz” adlı enfes öykülerinin içeriğinden hiç bahsetmemesi bence bir eksiklikti.

28 Şubat’ın romanı henüz yazılmadı

28 Şubat’ta romanın durumunu anlatan Süleyman Ceran, Berna Moran’ın “beklentiler ufku” diye tanımladığı bir kavramla söze başladı. Buna göre Yakup Kadri, Reşat Nuri, Halide Edip gibi klasik Türk romancılarının dönemin ihtiyaçlarına göre yazdıklarını söyledi.

1971 muhtırasında solun belinin büküldüğünü, 1980 darbesinde ise birçok insanın devlet tarafından öldürüldüğünü, çok daha fazlasının sakat kaldığını, binlerce insanın işkenceden geçirildiğini aktaran Ceran, bu travma sonucu pornografik anlatının 80 sonrası romanda ortaya çıktığını söyledi. 28 Şubat’ın romanlarda yeterince işlenmediğini savunan Süleyman Ceran, 12 Eylül’le hesaplaşan 100 kadar roman olduğunu söyledi.

28 Şubat romanda dıştan anlatıldı

28 Şubat sürecini anlatan romanları içten anlatanlar ve dıştan anlatanlar olmak üzere ikiye ayırmak gerektiğini söyleyen Ceran, henüz bu sürecin içten yazılmamış sayılabileceğini söyledi.

Sessiz Ev romanında 12 Eylül öncesinin fotoğrafını çıkaran Orhan Pamuk’un 28 Şubat’ı anlatan en önemli eseri de yazdığını, Kar romanını böyle değerlendirdiğini söyleyen Ceran, ilgili eserin içeriği; kişileri, olay örgüsü hakkında etraflı bilgiler, ilginç tespitler sundu.

Mehmet Eroğlu’nun 12 Eylül darbesini anlattığı 1981 romanına değindikten sonra, 28 Şubat’ı anlatan romanlara değinen Ceran, Halkaların Ezgisi (Halime Toros), Mızraksız İlmihal (Mehmet Efe), Yağmurdan Sonra (Ahmet Kekeç) adlı eserlerden söz etti. Yağmurdan Sonra romanının 28 Şubat’ı anlatıyor görünse de aslında bir 12 Eylül romanı olduğunu, çünkü Ahmet Kekeç’in o dönemde bir öğrenci olarak umutsuzluklar yaşadığını, Hakan Albayrak’ın Ebûzer romanının “çabuk roman” olarak sunulmasına rağmen 28 Şubat’la ilgili güzel bir eser olduğunu söyledi. İslamcı bir belediye tarafından ödüle de layık görülen Yağmurdan Sonra’daki eleştirilerin yaralayıcı, aşağılayıcı olduğunu söyleyen Ceran, buna karşılık Ebûzer’de de eleştiri olduğunu ama bunu yapıcı, îsar, îkaz ve diğerkâmlık dolu olduğunu belirtti. 28 Şubat’la ilgili romanların artması umudunu dile getirip konuşmasını bitirdi Süleyman Ceran.

24546Her şey Beyaz Saray’la başladı

28 Şubat’ta yayıncılığın durumunu anlatan Kadrican Mendi, Beyaz Saray’ın öyküsünü anarak başladı konuşmasına. Beyazıt’ta Beyaz Saray adlı hanın “yer altı”ndaki dükkânlarında Müslümanların yayınevlerinin bulunduğunu belirten Mendi, ilgili anılarını mizahi bir dille aktardı.

İslamcılığın ilk dönemlerine değindiği konuşmasında Kadrican Mendi, Müslümanlığın dindarlık, dindarlığın sağcılık, sağcılığın da Komünist düşmanlığı sayıldığı dönemlerden söz ederek ABD’nin 6. Filosuna karşı yapılan eyleme sözü getirdi. İlgili eylemde ABD yandaşlığı yapan sağcılardan günümüze kadar yaşanan sancılı süreçleri kısaca aktardı. Mesut Yılmaz’ın kardeşine ait olan hanın adının bile “Beyaz Saray” olmasının ilginç olduğunu söyleyen Mendi, o dönemde Sovyet Rusya karşıtı bir İslamcılığın ABD politikaları paralelinde bir siyaset güttüğünü anlattı. Handaki kitapçıların birbirlerine hasım olduğunu hatırladığını örnekleyen Mendi, Necip Fazıl’ın Beyaz Saray için “Allah ve Resulünün parayla alınıp satıldığı yer” dediğinin rivayet olunduğunu söyledi.

İslamcılık, Komünist kovalamak mı?

28 Şubat’ı “dindar camianın toplumla yüzleşmesi” olarak düşündüğünü söyleyen Mendi, Müslümanların yayınevlerinin yaptığı Batı klasikleri uyarlamalarının sığlığına genişçe değindi. Verdiği birbirinden ilginç örneklerle dinleyicileri epeyce güldürdü.

Müslümanların yayınevlerinde Batı klasikleri uyarlamalarından sonra kişisel gelişim dizilerinin biraz da maneviyat katılarak moda olduğunu söyleyen Kadrican Mendi, hidayet romanlarından sonra, bilhassa 28 Şubat sonrasında İslami yayıncıların “aşk” ı keşfettiklerini söyledi: “Ömür Boyu Aşk”

Meal okumak yasaktı

Meal okuduğu için üyelerini sille tokat kovan bazı geleneksel cemaatlerin yayınevlerinin meal bastıklarına 28 Şubat’tan sonra şahit olunduğunu aktaran Mendi, Ahmet Günbay Yıldız yerine dünya klasiklerinin tavsiye edildiğini aktardı. Müslümanların yayınevlerinin Anadolu’daki kitapçı ağlarını zorlayacak indirimler yaptıklarını, böylece altın yumurtlayan tavuğu kestiklerini aktaran Mendi, Müslümanların kitapevlerine 28 Şubat sürecinde sivil polislerin baskı kurduğunu, böylece müşterileri uzaklaştırdığını örnekledi.

 

Mehmet Sait Çakar, not alabildiği kadar aktardı

Güncelleme Tarihi: 08 Mart 2011, 08:43
YORUM EKLE
YORUMLAR
MİNE KARAKILÇIK
MİNE KARAKILÇIK - 8 yıl Önce

Emin Akalın'ın son cümlesi dikkate değer. Bu şahıs kimi kime ihbar ediyor? Rahatsızlığınını, dahası hazımsızlığını başka izah tarzı var mı? Bari alnı gerçekten ak olsa da gerçek kimliğini açıklasa...

abdullah
abdullah - 8 yıl Önce

büyük generaller yaptı ama
sekiz yıl küçüktür benden ihtilal
duvardan indirip yakınca amcam
karakalem askerlik hatırasını
babam saklayınca kırma tüfeği
tek korkum eşkıya değildi artık

beytullah emrah
beytullah emrah - 8 yıl Önce

mehmet sait çakar, "not alabildiği kadar"ıyla güzel özetlemiş geceyi. teşekkür ediyorum.

nehir aydın gökduman'ın hikayesiyle ilgili ben de daha uzun konuşabilmek isterdim. fakat süre 15 dk ile sınırlandırıldığı ve birkaç dakika dışına taşma imkanı kaldığı için nehir aydın hanım'ın da "direnen hikayeler" yazdığını vurgulayabildim. atladıklarım var mutlaka ama nehir hanım onlardan biri değildi sanırım.

konuşma metninin tam hali de inşaAllah Tasfiye'nin Mart sayısında çıkacak.

Ahmet Örs
Ahmet Örs - 8 yıl Önce

mehmet sait çakar'ın anlatımı da ayrı bir güzellik katmış panelin güzelliğine. tebrik ediyorum.

Ali
Ali - 8 yıl Önce

Düzenleyenlerden ve katılanlardan Allah razı olsun.
Çok güzel bir etkinlik olmuş gerçekten. Konuşmacı kardeşlerimiz de kısa süre içerisinde epeyce konuya değinmişler, önemli tespitler yapmışlar.

İnsanın içi açılıyor böyle çabaları görünce.
Güveni, özgüveni artıyor. Daha bir muhkemleşiyor duruşumuz, hayata bakışımız.
Direnen, tanıklık eden ya da sorgulayan, muhalif olan edebiyatı küçümsemekten uzak durmalıyız artık. İnsana ve hayata sokulan ve iyi yapılan her şey değerlidir.
Tekrar teşek

fadime özkan
fadime özkan - 8 yıl Önce

panele katılamadığıma, bu notları okuyunca bir kez daha üzüldüm. ama aktarılan notlardan da faydalandım doğrusu

hadi elan
hadi elan - 8 yıl Önce

çok faydalı çok dolu dolu bir panel olmuş. sizlerin aranızda olmayı ne kadar isterdim bilemezsiniz. 28 şubat'ın bu kadar derin ve edebiyatımızın özellikle de protest şiriimizin aktığı yatağı değiştirici bir gücü olduğunu bilmiyordum. az sayıda roman yazılmış olması da önemli değil bunlar da özellikle 10 yıl içinde türkiye'deki cunta artıkları arındırıldıkça ön plana çıkarak muhakkak edebiyatımızda hakettikleri etkinin karşılığını sonuna kadar alacaklardır.

murat özel
murat özel - 8 yıl Önce

28 şubat döneminde herkes ya susmuş ya da susturulmuşken tek bir dergi yayın hayatına başladı: yolcu dergisi... ve "çoraplarımızın rengiyle uyumlu değilse eğer değişmesi gereken kanunlarınızdır!" kapağıyla meydan okurcasına çıktı. ama ne yazıkki istanbul edebiyat boronizmi tarafından göz ardı edilmeye devam ediyor... gidin de yolcu dergisine editörü ferhat kalendere sorun 28 şubat soğuğunda nasıl söz söylenirmiş... (gyy notu: kardeşim, yolcuyu seviyoruz ama herkesli, tekli cümleler kurmayınız. ayıp oluyor. genellemeli konuşmak çok günahtır!)


banner8

banner19

banner20