104 yaşında ama söyledikleri öyle net ki!

104 yaşındaki Ali Yıldırım Hoca, Ömer Nasuhi Bilmen’in, ‘Ramazan’da kızlarımıza anlat bu olayı, ibret alsınlar’ dediği olayı anlattı.

104 yaşında ama söyledikleri öyle net ki!

 

Ali Yıldırım Hoca tam 104 yaşında… Beşiktaş’taki Yahya Efendi Camii’nde uzun yıllar imamlık yaptıktan sonra emekli olmuş. Halen bazı camilerde vaaz u nasihat etmeye devam ediyor. Hamdolsun çok sağlıklı… Şimdiye kadar bir aspirin bile yutmamış… Sağlını dualarla, secdelerle koruduğunu söylüyor.

Dünyanın türlü halleri var

Ali Hoca’nın bilinci de çok berrak... Konuşması, latifeleri, akıl yürütmeleri son derece sağlıklı düşündüğünü gösteriyor. Bunu neden mi hatırlatmaya ihtiyaç duyduk? Şunun için; Ali Yıldırım Hoca, bazı insanların inanamayacağı türden şeyler anlatıyor. Mesela her gece saat üçte Yahya Efendi Hazretlerinin “Molla kalk” diyerek kendisini gece namazına uyandırdığını söylüyor. 1936’dan 1960’a kadar her gün iftar ve sahur yemeğinin esrarengiz bir şekilde bahçeye bırakıldığını söylüyor. Bunların detaylarını kendisiyle yaptığım röportajdan okuyabilirsiniz.Ali Yıldırım

Ben onun söylediği her şeye harfi harfine inanıyorum. Ve en ufak bir abartı yapmayacak birisi olduğunu da çok iyi biliyorum. Konuşmalarında, hal ve hareketlerinde İslam’a aykırı hiçbir şey yok ki ona inanmamamız için bir sebep olsun. İslam’ı en güzel bir şekilde yaşıyor. Ona inanmayanlara Hızır aleyhis selam kimdir, Yahya Efendi kimdir şöyle bir araştırmalarını tavsiye ederim. Görecekler ki bu âlemde bazı insanların algılayamadığı nice olaylar vardır. Hiç kimsenin, kafasının almadığı şeyleri inkâr etmeye de hakkı yoktur.

Hanımı ile kendi mezarı yan yana olsun istiyor

Ali Yıldırım Hocamla benim birkaç sefer konuşmuşluğum, sohbet etmişliğim var. Zaman zaman onun bulunduğu ortamlarda bulunmak nasip oluyor. Hatta bir seferinde arkasında namaz kılmak da nasip oldu. İlk görüşmemizde bana; “Vefat edersem Yahya Efendi Camii’nin yanında bir yere defnedilmek isterim” diye söylemişti. Bir sene sonraki görüşmemizde ise bu isteğinden vazgeçtiğini söyledi. Çünkü oraya defnedilirse hanımı ile ayrı yerlerde defnedilmek durumunda kalırlarmış. Bunun anlatırken 104 yaşındaki bu güzel insanın hanımına olan o derin sevgisine de şahit oldum. Allah her ikisine de uzun ömürler versin.

Televizyon ilahiyatçılarına çok kızıyor

Ali Yıldırım Hoca ile bir seferinde Şehzadebaşı’nda bir otelde karşılaşmıştık. O gün ondan bir şey duydum ki onu nakletmek istiyorum. Söz televizyondaki ilahiyatçılara geldiğinde Ali Yıldırım Hoca sesini bir ton daha yükselterek; “Göğüsleri, bacakları açık kadınların karşısında oturup din anlatıyorlar. Yazıklar olsun onlara… Allah bu hocalığın hakkını onlardan soracak” dedi. Normalde sakin sakin konuşan, kimseyi kırmayan, pamuk gibi yumuşak huylu bu insan bu konuda çok öfkeliydi. Birkaç isim daha söyleyince yine aynı tonda; “Cehennemin dibine gitsinler” dedi. Bunu okuyanlar büyük ihtimalle Yaşar Nuri ve Zekeriya Beyaz gibi kimselerden bahsettiğimizi sanabilirler fakat bunların isimleri kesinlikle geçmedi. Daha bizden sandığımız kimseler hakkında söyledi Hoca bu sözleri.

Mini etekli kadının karşısında dinî meseleler anlatılır mı?

Bu konuda Ali Yıldırım Hoca’ya ben de yerden göğe kadar hak veriyorum. Daha geçen gün, Haber Türk kanalında üç tane ilahiyatçı, böyle uygunsuz bir şekilde giyinmiş bir kadının karşısında dini anlatıyorlardı güya. O programa nasıl katıldıklarına hayret ettim doğrusu. Kadın sanki dalga geçer gibi mini eteğini giymiş ve karşısına da ilahiyatçıları oturtmuş. Bizim ilahiyatçılar da hararetle ona dini anlatıyorlar. Böyle bir din anlatımının kimseye tesiri olacağını düşünmem. Zerre kadar da kimseye bir fayda getireceğini sanmam. Parayla din anlatanların tesiri olmadığı gibi…

Keşke hocalarımız hocalığın ne demek olduğunu, o ilmin de bir hakkı olduğunu bilselerdi de dini/ilmi böyle maskaraya çevirmeselerdi. Ben mi hassas düşünüyorum, haksız mıyım bilmiyorum ama dinin, ilmin, hocalığın bir ağırlığı, bir izzeti olması gerekmez mi? Kadın dinen uygun olmayan yerlerini açıp karşında oturacak, sen de ona din anlatacaksın. Din bu kadar ucuz mu? İlim bu kadar basit mi? Yazık derim, başka da bir şey demem. Ali Yıldırım Hoca boşuna demiyor cehenneme gitsinler diye…

Ömer Nasuhi Bilmen onun müftüsüydü

Ali Yıldırım Hoca ile sohbetlerimizden birinde de Ömer Nasuhi Bilmen’in kendisi imam iken müftüleri olduğunu ve kendisinin yanına zaman zaman gittiğini söylemişti. Merhumun pek güler yüzlü olmadığını, hatta biraz da asık suratlı birisi olduğunu ifade etmişti. Bunu onu kötülemek için değil -bilakis onu sevip sayıyordu-, ancak onun meşrebini mizacını ifade etmek için söylüyordu. Ali Yıldırım Hoca’nın söylediğine göre Gönenli Mehmet Efendi de pek öyle güler yüzlü bir zat değilmiş. Ben biraz daha incelemeye başlayınca da; “Her insanın huyu suyu farklıdır, bazısı öyle olur” demişti.

Ali YıldırımTesettürü hafife alanın sonu

Ali Yıldırım Hoca ile bir görüşmemizde de başından geçen esrarengiz bir olayı anlattı. Merhum Ömer Nasuhi Bilmen kendisine bu olayı herkese anlatmasını emretmiş. Tesettürün ihmal edildiği ve eğlenceye alındığı bu çağda Ali Yıldırım Hoca’nın yaşadığı bu olay ibret verici olur diye düşünüyoruz. Ali Yıldırım Hoca olayı şöyle anlatıyor:

“Bir gün öğlen namazını kıldıktan sonra camiye kravatlı bir adam geldi; ‘Kadın cenazemiz var, buradan kaldıracağız, ikindi vakti bir sala verir misiniz?’ dedi. ‘Tabi’ dedim. İkindi vakti oldu, cenazeyi getirdiler. O zamanlar böyle cenaze arabaları yoktu. Ortaköy mezarlığına omuzlarımızda götürdük. Cenazeyi gömdük, herkes taziyede bulundu, gitti. Bir ben, bir o kravatlı adam, iki de mezar işçisi orada kaldık. Euzü besmele çektim, dua okuyacaktım, yer bir sallandı böyle!.. Ben gencecik imamdım, ayakta duramayıp düşecektim neredeyse… Sonra kabrin içinden acı bir ses çıktı. Sanki etlerini koparıyorlar, öyle bir acı sesti.

Cenaze sahibi adam dedi ki; ‘Bu sallantı zelzele olabilir, peki bu ses ne oluyor?’ Sonra da; ‘Biz bunu morgdan aldık, acaba bayıldı da öldü diye getirdik mi?’ dedi. İşçilere mezarı açmalarını söyledi. ‘Açamayız’ dediler. ‘Ancak savcılıktan izin kâğıdı olursa açabiliriz’ dediler. Adam ‘Evladım ben hakimim, bütün sorumluluğu üstüme alıyorum, aç bakalım’ dedi. Mezarı açtılar. Baş tarafını açtık, bir de ne görelim, yüzü simsiyah kömür gibi olmuş. Saç filan kalmamış, kömür kesmiş. Adam hayretler içinde benim yüzüme baktı. Ben de ‘Bu kadın ne günah işlemiş? Bu herkese olmaz, kesin çok büyük bir şirk var bu işin içinde’ dedim. Adam bana dedi ki: ‘Bizim hanım ben hâkim olduğum için saçını kapamazdı, açık gezerdi. Ben emekli olunca ona başını kapa demiştim. O da bana: ‘Müslümanlık baş kapamayla oluyorsa böyle Müslümanlık olmaz olsun’ demişti.”

Ömer Nasuhi Bilmen “Ramazan’da anlat” dedi

“Bu olaydan sonra Süleymaniye’ye İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen Efendi’nin yanına gidip ona bu olayı anlattım. Bana ‘molla’ derdi o da… ‘Molla, Ramazan’da kızlarımıza anlat bu olayı, ibret alsınlar’ dedi. Ben de bunu her yerde anlatıyorum. Tabi ben kimsenin örtüsüne karışamam. Ben de o salahiyet yok. Ben sadece başımdan geçen bu hadiseyi anlatıyorum. İsteyen ibret alsın, isteyen almasın. Ama kimsenin bunda kuşkusu olmasın, bunu aynen böylece yaşadım… Ben o vaziyeti gördüm, bir de şimdiki sokaklardaki hali görüyorum, ‘Ne olacak bu milletin hali diye’ üzülüyorum.”

 

Aydın Başar yazdı

 

Başörtüsünü hafife alan kadını Ali Yıldırım Hoca'dan dinlemek için buyurunuz.

Güncelleme Tarihi: 29 Ağustos 2012, 09:34
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Veyis DOĞAN
Veyis DOĞAN - 7 yıl Önce

HACI AMCAYI BULMAK İSTEYEN VARSA FATİH'DE GENÇLİK KÜLTÜR MERKEZİNE GİTSİN.

Can Özer
Can Özer - 7 yıl Önce

Merhaba;Adres neresidir?

zehra
zehra - 7 yıl Önce

BU ANLATILAN DOGRUDUR DIMI

osman gülşen
osman gülşen - 6 yıl Önce

her cumartesi şehremini şeyh raşid camii fatih ist.

banner19

banner13