banner17

1 Mayıs'ta tekkeyi bekledik!

Arkadaşımız Taha Bilen arkadaşıyla 1 Mayıs eylemine katılmış. Gözlemlerini içtenlikle anlatıyor..

1 Mayıs'ta tekkeyi bekledik!

Üsküdar. Aziz Mahmud Efendi Sokak. Birlik Apt. 1 Mayıs sabahı. Gözlerini aralayıp sabahın bu erken saatinde pencereye çeviriyorsun başını. Gece yatarken güneşli bir gün olmasını ummuştun. İstediğinin olduğuna seviniyorsun. Selim’e bakıyorsun, derin bir uyku uyuduğu besbelli. Yüzünü yıkaman ve giyinmeni hesaba katıp onu hemen uyandırmak istemiyorsun. Uyuyan insanlara karşı hep şefkat besledin.

Aziz Mahmud Efendi Sokak
(+)

Bir iş olduğunda ilçeye yollanacağın zaman hep söylediği zamandan bir saat geç uyandıran, sabah okula yetişmen için annenin seni erken uyandırmasına kızan bir baba... Belki; baban her yönüyle erdemli bir insan olmasaydı, “fazla dürüst” olmasaydı, övündüğün yanlarının hiçbiri olmayacaktı.

Giyinip oturuyorsun. Vişne suyu koyup bu günü düşünüyorsun. Asla ve asla insanların “film şeridi gibi” gözlerinin önüne gelmedi senin hiçbir olay. Yaşadığın hiçbir an’ı, bağımsız, tek başına düşünemedin. Şuanda da, biri sana baktığında “ne düşünüyorsun?” denecek bir konumdasın. Dalgınsın. Her zamanki gibi. Kieslovski’nin filmi geliyor gözüne Ve daha birçok şey. Onlarcası da kaygıya benzer şeyler. Filmdeki adam ne diyordu? “Bir aile istiyorum, bir akşam yemeği yemek istiyorum, bir tv belki, evet evet, film izlemek!” Belki de hayat bundan ibaret. İnsan-ı Kamil olmak için her an Allah’ı hatırlasak bile, yaşadığımız ve yaşayacağımız hayat bu değil mi? Münzevi olmak dışında, dağda yaşamak dışında?.. İşte sen böylesin. Bütün bunları düşünerek hem kendini mahvediyor, hem arkadaşlarını da bu fikirlerinle bir umutsuzluğa sevk ediyorsun. “Dört yıl sonra da müdür olacakmış” diyen arkadaşına, kırk yıl sonra da ölecek, ne olmuş yani diyerek ortamın havasını bozuyorsun. .

Dün Abdullah’tan yazı sayılabilecek bir mail alıyorsun. Kendisinin ve bizim gibilerin hep çocuk kalacağından, hatta psikolojideki o atlatılamayan patalojik durumun bizde olduğuna dair şeyler yazmış. Epey güldüm. Haklı da olabilir, ona gülüşüm, ona katılmadığım manasına gelmiyor. Sadece şunu söylemek istiyorum: Eğer bizde böyle bir “hal” oluştuysa, bunu ortaya çıkaran nedenlere bakmak lazım. Olan olduğuyla kalmasın yani hiç olmazsa değil mi?.. Geçen sabah saat altıda Selim’le birlikte karşıya geçerek yumurta sarısı gibi güneşin önünde, masmavi boğaz sularının dibinde yediğimiz simit ve çay, İstiklal’deki sahaf maceraları. O gün ne kadar şaşkındım ve Selim bana ne kadar şaşırmıştı. İşte tomar tomar paralarımız olsaydı, bu kadar eğlenemezdik Selim demiştim dönerken. Çocuklukta ısrar etmek güzel bir şey. Zaten, bu ahir zamanın ikindi vaktinde olduğumuz zamanda, ancak çocuklar masum, bizde onların yaşamına öykünmeliyiz.

14711

Selim kalk. Kalkıyor. Vişne suyu içmiyor. Eskiden bende içmezdim ama hayat bana vişne suyunu sevdirdi zamanla diyorum, gülüyor. Bugün 1 Mayıs’a gideceğimiz için bana yoldaş diyor. Zaten uzun süredir İhsan Eliaçık okuyor. Antiemperyalist iki yazı bile yazdı. Babam duymasın ama demesi yok mu!. Zamanla geçeceğini umuyorum.

Dünkü sabahın soğuğundan eser yok. Sabah güneşini alan insan, evden üşüyerek çıkmışsa, kemiklerine kadar ısı nüfuz ediyor. Selim’in telefonu çalıyor, Alparslan bizi iskele’de bekliyormuş. Bu günün anı olarak fotoğraflarda kalmasını istiyoruz. Yanında fotoğraf makinesi de var. Dün akşam Çınaraltı’nda otururken: “hep bir savaş muhabiri olmak istemişimdir zaten” demişti. Aklıma gelince gülümsüyorum. Selim İstiklal Caddesi için bomba ihbarı yapıldığından bahsediyor. Bir şey söylemeden bir sigara yakıyorum.

1 Mayıs

Motor’un üst katı. Arkamızda bonus saçlı ve Che tişörtlü bir genç. Önümüzde ise iki kürt kızı. Vapurlarda her zaman görmeye alışkın olduğum insan tipleri yok. Sadece biz “marjinal tipler”. Motor ilerlerken İnönü Stadı’nın yanından Taksim’e çıkan caddeyi kesiyorum. Orada bir kortej toplanıyor. Her yer kıpkırmızı bayrak.

İniyoruz. Kabataş finiküler’i çalışmıyor. Kabataş’tan Taksim’e kadar yürümemiz gerekecek. Sağlı sollu her yerde polis var. 22 bin polisin görev yapacağı söylenmişti. Yere tezgah açan kitapçı da yok bugün. Neyse, deniz kıyısındaki barakayı andıran mekanda kendimize bir simit ve çay söylüyoruz. Bütün masalarda polisler var. Kahvaltı ediyor onlarda. Arkamdaki iki kadın polis, Sakarya’daki kiraların nasıl uçtuğundan, çaprazımızdaki erkek polislerde mesailerinin kaçta biteceğinden konuşuyorlar. “Bunlar da proleterya ama kendilerini kandırıyorlar baksana konuştuklarına Selim” diyorum. Gülüyoruz. Alparslan bir şey anlamıyor, sırtına sıvazlıyorum.

1 MayısGüneşin altında yorucu yolculuk, çıkılan irili ufaklı yokuşlar. Yolda çıkarken, sakalımın bir solcu sakalına mı yoksa bir İslamcı sakalına mı bezediğini düşünüyorum. Biraz sonra da kendi içimde fraksiyonlara ayrılıyorum. Kendimi Deniz Gezmiş’in yerine mi koysam, yoksa Metin Yüksel’in mi? Yahut ikisi birden olup da, yekvücut mu olsam? – Hıı Selim? – “Kendin oool!” Peki tamam diyorum… Taksim’e çıkan bir caddeye ulaşıyoruz. Ama büyük bir talihsizlik. Burada beraber gideceğimiz tek kortej CHP! Başka bir yoldan gitmek için de, epey dolaşmamız gerekecek. Neyse, aralarına katılıyoruz. İki defa aramadan geçirilip alana giriyoruz.

Alparslan yarım saatte yüz tane fotoğraf çekti. Nihayet kendimize hem yüksek, hem alanı direk kesen bir yer bulabildik. Tv standının üstü. İki pet şişe su bitirdim. Yaz sıcağından daha beter bir hava. Bu meydanda bile insan nefeslerinin karmaşası hakim havada. Çalınan müzikler bizi havaya sokuyor. Önce ayaklarımızla tempo tutarken, sonra ellerimizi de havaya kaldırmaya başlıyoruz. Sağda CNN canlı yayın yapıyor, Alparslan bizi çekeceğine yayını çekiyor. Biraz da bizi çek diyoruz…Grup Yorum’un sahneye çıkmasıyla eğlencemiz artıyor. Halaylar çekiliyor. Sendika başkanları çıktığında, acıkan karnımızı doyurmak üzere meydanın yakınında bir yer aramaya doğru koyuluyoruz.

Ve işte beklenen karşılaşma diyorum Selim ve Alparslan’a. İhsan Eliaçık ve arkadaşları gezi parkının içinde bir çınarın gölgesinde oturuyorlar. Selam veriyoruz. İhsan Eliaçık ile oracıkta muhabbetimize başlıyoruz. Türkiye Müslümanları’nın yüzde doksanının kapitalist olduğundan, otuz yıl önce duvarlara “İslam Gelecek Dertler Bitecek! Sınıfsız İslam Toplumu!” yazdıklarından bahsediyor. Canlı yayın için bir tv programına davet ediliyor. Yeniden buluşmak üzere sözleşiyoruz.

14714

Yine çay - simit. 1 Mayıs’tan çıkıp Mc Donalts’a gidenlere kızgın kızgın bakarak ısırıyoruz simidi. Tekrar aynı yerimize döndüğümüzde, yirmi metre sağımızda bir Filistin bayrağının dalgalandığını söylüyor bize Alparslan. Fotoğrafını çekiyor. Hemen gidip yanlarına bağırarak konuşuyor ve tanışıyoruz. Cebinden iki bayrak daha çıkarıyor. Nöbeti size devredeyim ben gidiyorum zaten diyor. KESK standından gidip iki plastik sopa kapıyor ve bayraklara geçiriyorum. İşte şimdi bize dur diyecek yok! Plastik sopa yamulana kadar sallıyoruz bayrakları. “Selim, bu meydanın en anlamlı hareketini yapıyoruz şuanda” diyorum. Evet yoldaş evet, kesinlikle! diyor. Sağdan soldan, tv standının üstünden de fotoğraflarımızı çekiyorlar…

Ve bir 1 Mayıs bizim için böyle sona eriyor. Yorgunluktan yolda ağır ağır ilerliyoruz. Selim, “Sosyalizm son yüzyılın vicdanı oldu” diyor ya birisi, hakikaten öyle galiba diyerek bana bakıyor... Haklısın diyorum. Ama dikkat edersen, alandaki herkesin yüzünü gördün. Kendimize yakın hissedeceğimiz, “mahallemizden” bir insan görme arzumuzu karşılayamadık o Filistin bayraklı ve İhsan Eliaçık dışında. Evet öyleydi. Ama o alandaki söylemler insani söylemlerdi. Dev kulelere, The Marmara otelinden alana bakan kravatlı baylara karşı Filistin bayrağı dalgalanmıştı. Halkın sesi dalgalanmıştı. Akşam ertesi gün için bilet almaya gittiğim yazıhanede bir olaya tanık oldum. İçeriye giren ve dindar sayılacak derecede bir görünüme sahip teyze, görevliye “Selamünaleyküm” dedi. Görevli ise bunu duymazlıktan geldi. 30 saniye kadar sonra buyurun diyebildi. Teyze de: Selam verdim ama duymadınız sanırım diyerek adama ve bana baktı. Evet, duymamazlıktan gelmişti. Ve adamın suratına bakınca, Taksim Meydanı’ndaki yüzlerle bu adamın yüzünün benzediğini gördüm.

 

"1 Mayıs'tan çıkıp Sezai Karakoç'u ziyarete gitmek" yakında...

 

Taha Bilen tekkeyi bekliyor

Güncelleme Tarihi: 05 Temmuz 2010, 18:37
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
fkgk
fkgk - 9 yıl Önce

çok keyifli bir yazı olmuş.bir solukta okudum, doğrusu bizim gibilerin 1 mayısa gidebileceği hiç aklıma gelmemişti ilginç bir deneyim.

banner8

banner19

banner20