Tanzimat Hristiyanlar'a da yaramamıştı

Birlik Vakfı Bursa Şubesi'nde 27 Kasım Cuma günü Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Türkan “Osmanlıda Din Değiştirme Hareketleri” isimli bir konferansta konuştu. Ahmet Serin haber verdi.

Tanzimat Hristiyanlar'a da yaramamıştı

İnsanların merak edip yanıtlarını aradığı “Ben neden varım? Evren neden var? Öldükten sonra ne olacağım?” gibi sorulara cevap verip dünyayı düzenleme iddiasında olan inanç sitemine din diyoruz. İnsan soyu var oldukça din de olacak ve bu durum kıyamet kopuncaya kadar sürecek bilindiği gibi. İşte insanların bu sorularına cevap verip kural koyma hakkına sahip olan dini inanç, hem kişilerin hayatlarını hem de toplumların hayatlarını derinden etkilemiştir. Bunun yanında, günümüzde carî olan bir çok kural, bir çok inanç ve bir çok geleneğin kökleri eşelendiğinde de, altından dini inançların çıktığı yapılan birçok araştırmayla kanıtlanmıştır.

Bilindiği gibi dinler, kendilerine sadık müminler ister. Sadâkat, adı ne olursa olsun, her dinin müminlerinden istediği bir şeydir. Bu sadâkati göstermeyenlerin durumunun ne olacağına dair her dinin kendince bir müeyyidesi var. Ve bu müeyyideler genellikle sonu ölüme varabilen cezalar şeklinde kendini gösteriyor. Sonu şiddetli cezalara yol açtığı için de, bir çok insan din değiştirdiğini gizlemek zorunda kalmıştır eskiden beri. Bu durum bazen Moriskolor örneğinde olduğu gibi yüz yıllar süren bir derin trajediye yol açmış, bazen de Osmanlı içinde olduğu gibi, çeşitli çıkar gruplarının bir sıçrama aracı olarak kullanılmıştır.

Bu ilginç konu, “Osmanlıda Din Değiştirme Hareketleri” başlıklı bir sohbetin konusu oldu Birlik Vakfı Bursa Şubesinin 27 Kasım geceki Cuma Meclisi'nde. Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Türkan, çalışma alanı olan konu hakkındaki bilgilerini bizlerle paylaştı.

Bazen zorla, bazen gönüllü

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Türkan, insanların bazen zorlamayla bazen de gönüllü olarak din değiştirdiklerini, tarih boyunca bunun böyle olduğunu ve muhtemelen bundan sonra da böyle olacağını ifade etti önce. Sonra İspanya’da mesela, Müslümanlara zorla din değiştirtmek istendiğini ve bunun yüz yıllar sürecek inanılmaz trajedilere yol açtığını belirtip Osmanlı'nın hiçbir zaman böyle bir yola sapmadığını söyledi. (Konu hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için en güzel kaynak, Akif Emre’nin konuyla ilgili çalışmalarıdır ve bence her Müslüman’ın bu konuyu genel hatlarıyla bile olsa öğrenmesinde, iki inancın insanlara ve hayata bakışlarını anlamak bakımından sonsuz yarar var. A.S.)

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Türkan, din değiştiren insanların bazen de kendilerini gizlediklerini, Osmanlı'da da bu gizleme işinin - dinden çıkanların katline cevaz verildiği için- daha çok olduğunu belirtti. Konuşmacı, bu durumların bazen devletlerarası sorunlara dönüştüğünü de Osmanlı örneği üzerinden şöyle anlattı:

“Tarih boyunca Müslümanlar diğer dinlere hoşgörü gösterirken diğer dinlerin Müslümanlara aynı hoşgörüyü gösterdiklerine şahit olamayız. Mesela 1843 yılında Hırıstiyan’ken önce Müslüman olan ve sonra tekrar Hıristiyanlığa dönen Osmanlı tebaası bir gencin katline ferman verilmesi kararına tüm Batılı devletler karşı çıkıp Osmanlı üzerinde baskı kurmak istemişlerdir. Dönemin yöneticileri kendilerine baskı kuranlara ‘Sizin siyasi eleştirilerinize açığız ama bu dini bir konudur, bu konuda eleştirilerinize kapalıyız.’ demek zorunda kalmışlardır. Bu konuda Osmanlı'ya baskı kuran Batılı devletler, aynı konu kendilerinde olduğunda, en acımasız tavrı göstermekten çekinmemektedirler.”

Hristiyanlar Tanzimat’tan memnun mu kalmışlardı?

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Türkan, bu konuyla bağlantılı olarak ilginç gelebilecek bazı olayları da şöyle anlattı: “Tanzimat’la beraber Osmanlı'da herkes aynı haklara sahip oldu ama özellikle de Hıristiyanlar bundan pek memnun kalmadı. Çünkü ortaya çıkan bu durum dolayısıyla Hıristiyanlar arasında güç kavgaları ve mezhep savaşları başladı. O güne kadar belki de zorunlu olarak farklılıklarını unutup bir dayanışma içinde olan Hıristiyanlar, bu zorunluluğun ortaya çıkmasıyla birlikte farklılıklarını hatırlayıp kendi içlerinde kavgaya tutuşmaya başladılar. Patriklikler arasında hükümranlık ve mezhep kavgaları başladı. Bunun sonucunda patriklikler küçülmeye ve dolayısıyla da güçlerini kaybetmeye başladılar. Denebilir ki Tanzimat Fermanından en fazla rahatsız olup en çok dert yananlar, azınlık temsilcileri olmuştur.”

Müslüman görünenlerin niyetleri neydi?

Her dönemde inancını gizleyenlerin olduğu herkesin malumu. Osmanlı zamanında da bu durum geçerliydi ve hatta günümüzden daha da fazla geçerliydi bu durum. Bunun çeşitli sebepleri vardı elbette. Ahmet Türkan bu durumu şöyle açıkladı: “Kriptolar Osmanlı'da, özellikle Balkanlar, Rodos ve Girit taraflarında yoğundu. Bunun en önemli sebebi diğer mezheplere inanan Hıristiyanlardan korkuydu. Rodos ve Ege adalarında Katoliklerin hâkimiyetleri vardı. O bölgelerde yaşayan Ortodoks Hıristiyanlar, Katolikler'in kendilerine zarar vermesinin önüne geçmesi için Müslüman olduklarını söyleyerek kendilerini güven altına alırlardı. Ama gizliden gizliye ibadetlerini yapar, dinlerini ve mezheplerini yaymak için uğraşırlardı. Hatta bu yayma işinde o kadar başarılı olmuşlardır ki, Osmanlı'nın son zamanları göz önüne alındığında, ne acıdır ki bunların en fazla etkileyip dinlerine çektikleri kişiler Müslümanlar olmuştur. O bölgede kaymakamlık yapan Namık Kemal bu durumu gözlemlemiş ve merkezi hükümete durumu rapor etmiştir.”

Hristiyanlaşmayan Müslüman köyler de vardı 

Merkezî hükümetin durumun ciddiyetini anlaması üzerine bölgede araştırma yapıldığını, ortaya çarpıcı bir sonuç çıktığını söyleyen Ahmet Türkan, sözlerine şu şekilde devam etti: “Bölgede bulunan birkaç Müslüman köyü hariç, tüm Müslüman köylerde Hıristiyanlaşma çok fazlaydı. O birkaç köyün bu durumdan nasıl uzak kaldığı araştırıldığında ise, o köylerde görev yapan ve kendilerini halka sevdiren Müslüman din adamlarının etkili olduğu anlaşıldı.

Hem kendilerini halka sevdiren hem de dini bilgi sahibi olan bu din görevlileri, orada kaldıkları sürece halka dini öğretip onlara öğütler vererek onların bu dini akımlardan uzak kalmalarını sağladı. Bu durum, günümüz için de bir ibret vesikası olarak karşımızdadır. Dinimizi hem öğrenmeli ve hem de çevremizdeki insanlara tatlı bir şekilde nasihat etmeliyiz.”

Soru cevaplarla devam eden sohbet, vakıf yöneticilerinin konuğa plaket vermesiyle son buldu.

Ahmet Serin haber verdi. 

 

Güncelleme Tarihi: 30 Kasım 2015, 12:28
banner12
YORUM EKLE

banner19