Prof. Dr. M. Zahit Büyükişliyen 60 yıllık sanat hayatını anlattı

Kazlıçeşme Sanat’ta 18 Ocak Çarşamba akşamı Yeldeğirmenlerine Karşı – M. Zahit Büyükişliyen Retrospektif Sergi’nin küratörü Ömer Faruk Şerifoğlu, ressam M. Zahit Büyükişliyen ile ressamın 60 yıllık sanat hayatını konuştu.

Prof. Dr. M. Zahit Büyükişliyen 60 yıllık sanat hayatını anlattı

Kazlıçeşme Sanat, “Yeldeğirmenlerine Karşı/M. Zahit Büyükişliyen” başlıklı retrospektif sergi ile çağdaş Türk resminin büyük ustalarından Prof. Dr. M. Zahit Büyükişliyen’i ağırlıyor. Sanatçı kişiliğinin yanı sıra eğitimci kimliğiyle de binlerce öğrenci yetiştiren, onlarca sanatçıya hocalık eden Zahit Büyükişliyen ile kendisinin 60 yıllık sanat yolculuğunun yanı sıra Türkiye’de soyut sanatın oluşumu, bugünkü sanat ortamı ve problemlerini serginin küratörü Ömer Faruk Şerifoğlu konuştu.

Kazlıçeşme Sanat’ta 18 Ocak Çarşamba akşamı Yeldeğirmenlerine Karşı – M. Zahit Büyükişliyen Retrospektif Sergi’nin küratörü Ömer Faruk Şerifoğlu, ressam M. Zahit Büyükişliyen ile ressamın 60 yıllık sanat hayatını konuştu.

DOCUMENTA BENİ ÇOK SERSEMLETTİ

Söyleşinin ilk kısmında ilkokul sıralarından başlayarak sanat hayatını ve eğitimini anlatan Zahit Büyükişliyen eğitim için gittiği Almanya’nın Kassel şehrinde karşılaştığı Documenta sergisi ve serginin üzerindeki etkileri hakkında şunları söyledi: “Şok oldum. Çünkü o zaman Türkiye’deki izlenimcilik tarzında, daha çok işte… Soyutlamayı kendime göre yapıyorum ama Documenta’ya bir gittim, gördüklerim beni şaşırttı. Bir kere fotorealizm diye bir şey çıkmış, fotoğraftan daha gerçekçi. Konseptulaizm diye bir şey çıkmış, kavramsalcılık, her şey kavram üzerine kurulmuş. Sözle bile sanat yapılıyor. Performanslar yapılıyor, sürekli aksiyonlar yapılıyor… Sürrealizm var. Ama benim anladığım da benim yaptığım resmi yapan pek kimse yok. Ya dedim acaba, ben niye geldim buraya. Benim yaptığım sanatsa bu ne, bu sanatsa ben ne yapıyorum. Ama tabi beni çok da etkiledi…” Documenta sonrasındaki sanat anlayışında yaşadığı değişimi ise şu sözlerle anlattı: “Akademideki profesörüme dedim ki bu documenta beni çok sersemletti. Dedi ki senin şokunu anlıyorum, bir süre bir şey yapma, düşün sadece, düşün, oku, incele ve gezmen görmen lazım dedi. Bol bol gez. Kassel’den Berlin’e daha önce gitmiştim tabi sınava girmek için, tekrar bir Berlin’e gittim Nationalgalerie’yi falan gezdim tekrar. Ondan sonra dedim ki bu beni kesmedi birkaç arkadaşımla birlikte bir yılbaşı tatilinde biz çıktık Londra’ya gittik, İngiltere’ye gittik. Gittik orada Tate, o zaman Tate Modern yoktu Tate Gallery vardı. Tate ve National Gallery’yi gezdik. İngiltere’deki bizim kuşaktan arkadaşlarla, İngiltere’de okuyanlarla buluştuk. Beraberce işte birkaç gün zaman geçirdik. Oraları gezdik. Tabi orada işte daha sistematik olarak sıfırdan başlayıp Orta Çağ’dan kalan ikonalardan başlayarak günümüze kadar gelen, çağdaş sanatı da içine alan şeyler görünce taşlar yerine oturdu. Ve ben tekrar işte artık meseleye intibak ettim diyebilirim.”

ALMANCAYA BİR KELİME KAZANDIRDIM

Zahit Büyükişliyen bitirme tezi için konu seçimini şu sözlerle anlattı: “Akademide şöyle bir şey vardı; bitirme tezi sanatçı ya da öğrenci, aday öğrenci sınava girmeden önce bir konu alıyor, sosyal bir konu alıyor. Bu konu herhangi bir konu olabilir. Diyorlar ki sen bu konuda araştırma yap, bir metin yaz. Yani baya bir inceleme, sosyolojik bir araştırma yap. Ve bunun resimlerini yap, bununla sanat yap. Bunu hem metin olaraktan ver hem de işlerini sergile. Gerek resim olarak gerek gravür gerek litografi vesaire. Bunlarla sergi yap. Önce konunu savun daha sonra resimlerini savun. Ben de o zaman ne konu alayım, sosyolojik bir konu mu alayım derken bir tatil yapmaya geldim Türkiye’ye, kızıma annem bakıyordu, onu görmeye geldim yaz tatilinde. Fark ettim ki büyük kentlerin, özellikle Ankara’nın, İstanbul’un etrafında gecekondular çoğalmış. Ankara’daki insanların yüzde seksen beşi, İstanbul’dakilerin de yüzde yetmiş yüzde sekseni gecekonduda oturuyor. Gecekondu nedir, işte köyden geçinemeyip, toprağı yetmeyen insanların taşı toprağı altındır diyip büyük kentlere gelmesi. Kapıcılıkla başlaması, ne bileyim amelelik yapması, uğraşması… Tabi konut sorunu var. Nerede kalacaklar bu insanlar? Kapıcı olan kapıcı dairesinde kalıyor da diğerleri nerede kalacaklar? Eline kazma küreği alıyor gidip dağın başına bir mekan kuruyor. Bunun adına gecekondu diyorlar. Gecekondu diyişinin anlamı şu; bu gece yapılıyor. Yani belediye ekiplerinin gezmediği saatlerde yapılıyor. Damın üzerini örttün müydü yıkamıyor da. Daha sonra altyapısı oluşuyor. O zaman Ankara’da Balgat, ne bileyim Altındağ tarafları silme gecekondu. Gezdim, gördüm oraları. Dedim ki ben böyle bir konu alayım. Yani Türkiye’de köyden kente göç ve kentlerin etrafında oluşan çarpık kentleşme, gecekondular. Gecekondu ne, Almancada karşılığı yok. Neyse Almancaya bir kelime kazandırdım.”

Yayın Tarihi: 22 Ocak 2023 Pazar 11:00
YORUM EKLE

banner19

banner36