"Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık: Edward Said'in İzinde"

Medeniyet Araştırmaları Merkezi'nin Kitabiyat toplantı dizisinde Fırat Mollaer, yakın zamanda Metis Yayınları tarafından okuyucuyla buluşturulan "Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık: Edward Said'in İzinde" kitabı üzerine bir sunum yapacak.

"Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık: Edward Said'in İzinde"

Arka kapaktan: "Türkiye’de yaşayan insanlar olarak çok uzun süredir kimlik meseleleriyle, deyim yerindeyse, “başımız belada”: “Modern Batı” ile ilişki içinde kendimizi kim veya ne olarak öne sürmek istediğimiz sorusu düşünce ve siyasetin önemli konularından biri olageldi. Öte yandan kimlik meselesi, dünyada ve Türkiye’de başka içeriklerle de siyasal ve toplumsal mücadelelerin başlıca konuları arasında yer alıyor: çok çeşitli kesimlerin resmi ve gayriresmi tanınma talepleri, retler, siyaset ve hukuk alanlarındaki tartışma ve çatışmalar… “Kimlik siyaseti” denen bu sıcak gündemin karşısında (veya yanı başında) şimdilerde geri plana itilmiş gibi görünen köklü bir mesele olarak “sosyal adalet” gündemi de var. Bu iki siyaset tarzının birbirini dışlayıp dışlamadığını da tartışan Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık, kimlik kavram ve siyasetinin mahiyeti ve sınırları üzerine etraflı bir düşünme çabası. Kolay çözümlere teslim olmamak için felsefeye ve kurama, soyutluğa düşmemek için de toplumsal hareketlere ve tarihe bakıyor. Kılavuz kabul ettiği Edward Said’in düşüncesini açımladığı kadar dünyayı anlamak için de kullanıyor. Başta sosyal ve beşeri bilimlerde çalışanlar olmak üzere okurlarımızın ilgiyle okuyacağına inanıyoruz."

Önsözden: "Bu kitap, kimlik kavramı ile kimlik politikasının mahiyeti, sınırları ve imkânları üzerine bir düşünme denemesidir. Modern dünyanın can alıcı meselelerinden kimlik ve tanınma mücadelesi’ni çağdaş sosyal-siyasal kuram ile postkolonyal çalışmalar çerçevesinde, sürgün Edward W. Said’in izinde çözümlemeye çalışıyorum. Amacım, söz konusu sorunlar hakkında tefekkürün etik-politik sorumlulukla yakından ilgili olduğunu varsayan bir anlayışla, konunun düşünsel canlılığını ve üretkenliğini gösterebilmek, öğretici gerilimlere temas ederek kimlikçi düşünce ile kimliksizleşme yaklaşımlarına karşı eleştirel çokkültürlülük idealine mütevazı bir kuramsal katkı yapmaktır. [...] Okumaya başladığınız çalışma birkaç kritik deneyim ve düşüncenin etkisiyle şekillendi. Kuruluşundan itibaren “kültür kavgası” nın süregittiği Türkiye’de yaşayan hemen herkesin kimlik mevzuları hakkında bir fikri vardır. Kültür kavgasında tanımlanmış karşıtlıklar kişinin kimliğini önceden tayin eder. Popüler kültürde bu tayin edilmişliğe yarı bilinçli postmodern bir tepki bile gelişmişti. 1990’ları yaşayanlar Sezen Aksu’nun şarkısını hatırlayacaklardır: “Beni kategorize etme.” Bu metin Türkiye’de Tanzimat’tan itibaren belirlenmiş kimliklerden, bunlar arasındaki çatışmanın politikayı belirlemesinden sıdkı sıyrılmış birinin kimlik mefhumu üzerinde düşünme ve onu karmaşıklaştırma çabası olarak okunursa yanlış olmaz. Söz konusu gündelik fikir, tanınmayan, baskılanan ve/ya damgalanan bir azınlık kültürünün içinde sosyalleşen kişiler açısından Raymond Williams’ın (1990) “duygu yapısı” olarak adlandırdığı daha temel bir olguya da dönüşebilir. Geriye dönüp baktığımda kimlik üzerinde daha fazla durmamın nedenlerinden birinin, ulus-devletin kuruluşuyla ilgili, bizleri derece derece kuşatan sorunların yol açtığı duygu yapısı olduğunu düşünüyorum. Bunu bütün saydamlığıyla açıklamak imkânsız olduğundan, duygu yapısını biçimlendiren birkaç deneyimi aktarmaya çalışacağım."

13 Nisan 2019 Cumartesi 15:00 Salon: ŞAKİR KOCABAŞ SALONU

Yayın Tarihi: 12 Nisan 2019 Cuma 19:00
banner25
YORUM EKLE

banner26