Eskimeyen o eski bayramlar!...

Bayram sevinci ve coşkusu arife gününden başlar.

Zaman nehri, yine önünde her ne varsa sürükleyip bir büyük boşluğa bıraktı. Vakit su gibi aktı, mübarek Ramazan’ı uğurlayarak bayrama “Merhaba” dedik. Ramazan boyunca Rabbimiz’e şükür ve taatte bulunduk. Ona iyi bir kul olmak için gecemizi gündüzümüze kattık. Nefislerimizi açlıkla terbiye ettik. Şimdi gönüllerimiz bayram coşkusuyla kıpır kıpır…

Ramazan Bayramı’nın hadislerde geçen asıl adı, “İydü’I-fıtr” yani “Fıtır Bayramı”dır. Müslümanlar bayram namazından evvel bir anlamda “bedenin zekâtı” olarak fıtır sadakası verirler. Fıtır sadakası “Ramazan Bayramı’na kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü oldukları malî bir ibadet”tir. Bu sadakayı verenler, ramazan boyunca bilerek veya bilmeyerek söyledikleri boş ve kötü sözler için Allah’tan af talep ederler. Allah da onların bu talebini karşılayarak oruçlarını kabul eder, onları kabir azabından korur.

Bayram sevinci ve coşkusu arife gününden başlar. Çarşı pazarda bir hareketlilik kendini hissettirir. Vitrinler çeşit çeşit şekerlerle doldurulur. Bazıları Ramazan Bayramı’na “Şeker Bayramı” dese de bu ifade, bu bayramın ağırlığını düşürür. Bir bayramı sadece şeker yemekle özdeşleştirip içini boşaltamazsınız. Hem bu bayrama “Şeker Bayramı” demek oruç tutan kişileri de hafife almaktır. Bütün Müslüman âleminin bayramı olan “Ramazan Bayramı”nı, “Şeker Bayramı”na dönüştürenler yarın bir gün “Kurban Bayramı”na da “Et Bayramı” derseler şaşmayın. Bu gibi kavramlarla oynamak, onları değiştirmek hafifliktir.

“Bayram” sözcüğünde bir farklılık, ağırlık ve bir başka tılsım vardır.

“Bayram” sözcüğünde bir farklılık, ağırlık ve bir başka tılsım vardır. Bayramlar bizi coşturur ve heyecanlandırır. Bu durum büyüklerde de, küçüklerde de görülür. Hatta çocuklar bayramlarda daha çok mutlu olurlar. Çocukların bayram hazırlığı birkaç gün öncesinden başlar. Bayram günü giyecekleri elbiseleri ve ayakkabıları özenle hazırlarlar; karyolalarının altına koyarlar. O gece çocukların gözlerine sabaha kadar uyku girmez. Gün açar, sabah olur… Büyüklerinin ellerini öpen çocuklar bayramlık harçlıklarımı ceplerine indirirler.

Bayram günlerinde her evde tatlı bir telaş ve heyecan yaşanır. Evler günler öncesinden yeniden temizlenir, silinir, süpürülür. Uzaktan ve yakından gelecek misafirler için tatlılar, börekler ve çörekler açılır; sarmalar sarılır, dolmalar doldurulur. Bayramlarda eş dost bir araya gelince anılar tazelenir. Sohbetler iyice koyulaşır.  “Âh o eski bayramlar…” diye söze başlanılarak nostalji rüzgarları estirilir. Ortak dostlardan ahrete göçenler rahmetle yâd edilir.

Bayramlar bize dinî ve millî duygularımızı, örf ve ananelerimizi hatırlatır; hatırlatmakla da kalmaz bunlar bizzat bayramlarda tatbik edilir. Bu zaman dilimlerinde birlik ve beraberlik duygularının en güzel örnekleri sergilenir. Müslümanlar bu kutlu günlerde ümmet olduklarını, din kardeşi olduklarını hatırlarlar. Dargınlıklar unutulur, barış duyguları hayata hâkim olur. Sevenler bir araya gelir. Çocuklardan diğer zamanlarda uykudan kalkmayı bilmeyenler bile bayramlarda erkenden kalkarlar. Çocuklar ev ev dolaşarak büyüklerle bayramlaşır, parası olan para, olmayan şeker verir kapıya kadar gelen çocuklara; çocuklar eli boş döndürülmez. Çocukların bilinçaltına yerleşen güzel bayramlar kolay kolay unutulmaz.

Bayram sabahında güneş doğmadan evvel erkekler bayram namazına koşar. Çocuklar alışsın diye yanlarında da erkek çocuklarını götürürler. Camiye vardıklarında bütün safların nur yüzlü müminler tarafından doldurulduğu görülür. Bu görüntü sanki mahşer meydanının provasıdır. Bu mecliste olanların ruhları bayram sevinciyle adeta bir kuş olup uçmaktadır. Bayram namazı sonrasında cami avlusunda bayramlaşma kuyrukları oluşur. Eve dönüldüğünde aile fertleriyle bir bir bayramlaşılır. Namaz kılındıktan sonra sofralar kurulur, ramazan sonrasının ilk kahvaltısı ailece yapılır. Daha sonra komşular gelir veya komşulara gidilir. Yaşlılar ve hastalar bir bir ziyaret edilir. Ebediyete göçen insanlar hatırlanır, mezarları ziyaret edilir; ruhlarına Kur’an-ı Kerim okunur, kurtuluşları için Allah’a dua edilir.

Bayram sevincini gölgeleyecek hiçbir şey olmamalı.

Yine bir bayram daha karşıladı bizi gülen yüzüyle… Yaşayanlar neler gördü, neler daha görecek... Fakat bir düşünün, geçen bayram namazında olup da bu bayramda aramızda ol(a) mayanları… O kadar çok ki!... Kiminin annesi, kiminin babası, kiminin dedesi, kiminin kardeşi… Göremediler bu bayramı… Belki biz de gelecek olan bayramı gör(e)meyeceğiz. Kim bilir… Belki bu bizim son bayramımız olacak. Ömrün devamına senet yok ki!... Can mülkünün sahibi, emaneti geri alacağı güne dair sır vermiyor ki!... Vakti gelen göçecek, o kadar… Bu can bize mülk değil… Emanet olarak taşıyoruz onu; kim bilir ne zamana kadar…

Bu güzel bayram gününde bunların da sırası mı demeyin. Bu güzel bayram gününde bir kısım tanıdık simaları bayram namazında göremeyince bu sözler düştü aklıma… Artık onların ellerini öpmek mümkün ol(a)mayacağına göre ebedî istirahatgahları olan kabirlerini ziyaret edip Hakk tarafından affedilmeleri için Fatihalar göndereceğiz ruhlarına...

Millet olarak bu Ramazan Bayramı’nda da bütün hüzünlere ve burukluklara rağmen bayram edeceğiz. Hazırlıklar birkaç gün evvelinden başlamıştı zaten. Evler baştanbaşa temizlenmiş, tatlılar, börekler yapılmış, misafirlerin yolu gözlenmeye başlamış bile. İnsanlar sevdiklerine daha güzel görünebilmek için bu bayram giyecekleri giysileri özenle seçip almış. Bayram bu, müstesna gün işte… Her şey yerinde ve tam olmalı… Bayram sevincini gölgeleyecek hiçbir şey olmamalı. Zaten topu topu senede iki kez yaşanıyor dinî bayramlar… Dolu dolu, keyfince yaşamalı toplumları ayakta tutan, insanları kenetleyen, ağzımızın tadı olan bayramları... Zaten kala kala geçmişten onlar yadigâr kalabildi bugünlere. Baştan ayağa değiştik, yenilendik bunların dışında. Buna ‘yabancılaştık, özümüzden koptuk’ da diyebiliriz.

“Ramazan Bayramı” “Şeker Bayramı” değildir.

Son yıllarda bayramlar tatili ve alışverişi akla getiriyor her nedense. İnsanlar bayram tatillerinde eş dost ziyaret edecek yerde tatil beldelerinde gününü gün ediyorlar.  Bayramı tatil fırsatı olarak görüyor bazıları. Peki, akrabalarımızı, dostlarımızı ne zaman ziyaret edeceğiz? Büyüklerimizin elini ne zaman öpeceğiz? Ebediyete göçen insanlarımızın kabirlerini görüp Fatiha okumayacak mıyız? Anlaşılan o ki birileri bizi gelenek ve göreneklerimizden koparmak için canla başla çalışıyor. Geçmişimizden koparılıyoruz; ondan koparıldıkça da kabuğumuza çekilip iyice yalnızlaşıyoruz. Doğrusu bu hayra alamet bir davranış değil…

Bayramda hediyeleşmek güzel ama bunu abartıp da yük ve külfet haline getirmek bayramın tadını kaçırıyor. Ekonomik gücü yeterli olmayan kişiler, aile fertlerine bir şeyler alamayınca eziliyorlar.  Bayram bir anda hüzne, daha da ileri gidersek kâbusa dönüşebiliyor. Böyle davranışlarla bayramların tadını kaçırmayalım. Bazılarının keseleri dolacak diye bütçemizi zorlayıp alışveriş çılgınlığına bulaşmayalım. Bunun bayram sonrası da var. Bayram sevincimiz bayram sonrası hüzne kapı aralamasın. Her konuda olduğu gibi bunda da ölçü üzere hareket edelim. Herkes yorganına göre uzatsın ayağını. İsrafta değil, güzel ahlakta yarışalım birbirimizle. Hediyeleşmek güzel ama imkânlar kısıtlıysa şart da değil. Bu konuda rekabete girmek, işi gösterişe dökmek samimiyete de büyük darbe vuruyor işin doğrusu…

Bayramlar en çok da çocukların sevinme günleri. Çam sakızı çoban armağanı kabilinden şeylerle onlara bayramı yaşatalım. Bayram, çocuklarımızın bilincine yerleşsin. Zira bu güzellikleri yarınlara taşıyacak olanlar çocuklarımızdır. Onlar sizden ne görürlerse öyle davranacaklardır. Onlara güzel örnekler gösterelim ki onların ahlakı da güzelleşsin.

Ramazan Bayramı’na bazıları “Şeker Bayramı” diyor. Hayır efendim, “Ramazan Bayramı” “Şeker Bayramı” değildir. Bu bir yakıştırmadır. Bu ifade, bu önemli dinî bayramı hafife almak, onun manevî derinliğini sığlaştırmak demektir. Bugün Ramazan Bayramı’na bu yakıştırmayı yapanlar yarın Kurban Bayramı’na da “Et Bayramı” diyeceklerdir. Bu güzel dinî geleneklerimizi bu gibi isimlendirmelerle hafife almak kanaatimce hiç de doğru davranışlar değildir. Bu bayramın “Ramazan Bayramı” diye anılması şüphesiz ki çok daha uygundur.

         

Mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır bayram günlerinde.    

Gönüllerin İslâm'la aydınlandığı ülkemizde bütün bayramlar bir başka kutlanır. Fakat dini bayramların yeri apayrıdır. Halk uzun asırlardan beri ramazan ve kurban bayramlarını benimsemiş ve sevmiştir. Gerçi milli bayramlar da milliyetçilik duygularımızın zirveye çıktığı zaman dilimleridir. Fakat bunlar dini bayramlarımız kadar halk katında benimsenmemiştir.

Ramazan ve Kurban Bayramları’nda herkeste bir telaş ve heyecan gözlenir. Çocuklar ve büyükler sabahın ilk ışıklarıyla yataklarından kalkarak bayram namazını kılmak üzere evden ayrılıp caminin yolunu tutarlar. Herkesin yüreği büyük bir sevgiyle ve heyecanla atar. Bayram sabahlarında hemen herkes erkence kalkar sımsıcak yatağından… Büyükler bayram namazından döndüğünde bayramlaşma faslı başlar uzun süre… El öpenler bir yandan bayram harçlığını indirirler ceplerine. Bunu bir karşılık değil, gönülden kopmuş bir hediye olarak düşünmeliyiz. Bu gelenek uzun yılların kültürel birikiminin bugüne yansımasıdır.

Bayram günlerinde evlerimiz bir anda kalabalıklaşır. Yakın ve uzak çevreden insanlar gelir doğup büyüdükleri memleketlerine… Hasret giderir analar, gelinler ve bacılar… Mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır bayram günlerinde. Huzur iklimine gireriz beraberce.

Bayramı masumca ve doyasıya yaşayanlar en çok da çocuklardır.

Eskiden bayramlar bambaşka bir heyecan ve coşkuyla kutlanırdı. Çocuklara bayramlık hediyeler alınarak sevindirilirdi. Bu yüzden bu müstesna günler dört gözle beklenirdi. Günümüzde bayramlar daha çok iş ortamından uzaklaşmak için vesile kabul ediliyor. Bu güzide günlere ticaret penceresinden bakınca farklı bir tabloyla karşılaşırız. Bayram günlerinde alışverişler doğal olarak katlanıyor. Piyasaya hareket geliyor. Bayramlık alışverişler için bütçeler iyiden iyiye zorlanıyor. Bayram sonrasında maddi gerçeklerle yüz yüze kalınca bayramın o güzelim esintisi fırtınaya dönüşüyor, dallarımız kırılıyor.

Aslında bayramı masumca ve doyasıya yaşayanlar çocuklardır. Onlar bayramı, bu günlerin ruhuna uygun olarak büyük bir keyif ve neşe içerisinde kutluyorlar. Bir çikolata, bir şeker, az miktarda para onları mutlu etmeye yetiyor. Mutlu olmak için çok fazla şey istemez çocuklar… Bir güler yüze bile rıza gösterirler. Bayramlarda kendi çocuklarımızı sevindirirken yetim ve öksüz çocukları da düşünmeliyiz. İmkânlarımız ölçüsünde onların da elinden tutup bayram sevincini kendilerine yaşatmalıyız. Asıl yardıma, sevgi ve şefkate muhtaç olanlar onlardır. Garibin elinden tutmak ve onu düzlüğe çıkarmak sosyal toplum olmanın gereğidir. Böylelikle sosyal huzurun temelini de atmış oluruz. Büyük İslam şairi Mehmet Akif Ersoy eski bayramları ve bu bayramlarda çocukların konumunu şöyle anlatıyor:

 

 “Gelin de bayramı Fatih’te seyredin bir,

  Hayale hatıra sığmaz o herc ü merci safa

  Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için

  Nöbetleşe bekliyorlar acep içinde ne var

  Bu kâinat-ı sürurun içinde gezdikçe

  Çocukların tarafındaydı en çok eğlence”

İlâhî rahmetin yeryüzüne bol bol indiği mübarek günlerdir bayramlar.

Bayramlar sıra dışı günlerdir. Buluşma ve kaynaşma vakitleridir onlar… Sosyal bağlarımız bu vakitlerde daha bir sıkılaşır. Sıla-ı rahim bu günlerde hayatı daha da güzelleştirir ve anlamlı kılar. Bayram neşe ve sevinçtir. İlahi rahmet ve mağfiretin yeryüzüne bol bol indiği mübarek günlerdir bayramlar… Duaların kabul olduğu mübarek vakitlerdir. Bu günlerde müminler birbirleriyle daha çok kaynaşmalıdır. Verilecek fıtır sadakalarıyla garibanlar da sevindirilmelidir. Bayramlar zenginlerin keyif çattığı, yurtdışı gezilerine çıkıp oralarda yüklü alışverişler yaptığı günler olmaktan çıkarılmalıdır. Muhtaçlara her açıdan bayram ettirilmelidir. Çünkü durumu iyi olanların garibanı kollama yükümlülüğü vardır.

“Nerde o eski bayramlar…” deyip duruyoruz. Bayramların o eski manevi havasını kaybettiğinden şikâyetçi oluyoruz. Fakat bunun suçlusunun bizler olduğunu hiç düşünmüyoruz. Uzaydan gelen birileri bizi bu hale getirmedi. Nefsimize köle olarak basiret nazarlarımızı kaybettik. Suçluyu başka yerlerde aramak beyhudedir. Suçlu biziz… Bu müstesna günlere o eski havasını yine ancak bizler kazandırabiliriz. Çok zor değil aslında… İşe yakın çevremizden başlayıp halka halka manevi tamirata girişmeliyiz.

Anlaşılan o ki bu bayramı da buruk kutlayacağız. Çünkü bu yıl da İslam beldeleri zulüm ve işgal altında bulunuyor. Filistin’de, Çeçenistan’da, Keşmir’de, Filipinler’de, Irak’ta, Lübnan’da, Gazze’de, dünyanın pek çok yerinde Müslümanlar kan ağlıyor. Hatta Tunus gibi ülkelerde müminler öz vatanlarında parya olarak yaşamak mecburiyetinde bırakılıyorlar. Sokakta bile başörtülerine müdahale ediliyor. İnançlarını yaşamalarına izin verilmiyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen mübarek Ramazan Bayramınızı tebrik eder; milletimiz, ülkemiz ve tüm İslâm âlemi için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ederim.

Bayramlar yüzyılları aşıp günümüze kadar gelen köklü dinî geleneklerdendir.

Bayramlarımız maneviyat bahçesinin iri gülleridir. O güller ki Resulullah’ın kokusunu taşırlar gönül bahçelerimize. Bayramlar yüzyılları aşıp günümüze kadar gelen köklü dinî geleneklerdendir. İster Ramazan ister Kurban olsun; dinî bayramlarımız bize ulvî yanlarımızı hatırlatır. Ruhumuza ayna tutarız bu müstesna zaman dilimlerinde. Kaybettiklerimizi anarız. İstanbul’da, Süleymaniye’de bayramın muhteşem coşkusunu yaşayan Yahya Kemal Beyatlı “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiiriyle, bayramı kelimelerle yakuttan bir abideye dönüştürür. Kim bilir bugünlerde o büyük mabette bayram namazını kılanların kaçta kaçı o ulvî hissiyata vakıf olarak namazlarını eda edebiliyorlar? Bu şiirdeki hissiyatı yaşayan bir nesil var mı bugün? Aslında en büyük kaybımız da bu nesil değil mi? Paramızı, malımızı kaybettiğimizde çok çalışıp tekrar elde edebiliriz? Ya elimizden kayan nesil… Onu tekrar kazanabilir miyiz? Bu düşüncelerle Yahya Kemal’in şiirinin bir kısmını sizlere sunuyorum:

 

“Artarak gönlümün aydınlığı her sâniyede,

 Bir mehâbetli sabâh oldu Süleymâniye’de.

 Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

 Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi

 Yer yer aksettiriyor mâvileşen manzaradan,

 Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan.

 Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,

 Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.

 Bir geliş var!.. Ne mübârek ne garib âlem bu!..”

Köyde bayram bir başka güzeldir.

Günümüzde köylerimizde bayram heyecanı hâlâ devam ediyor. Köyde bayram arifesinin seher vaktinde başlar bayrama dair coşku ve doyumsuz heyecan… Fedakâr köy kadınları birkaç gün önceden misafirlerine tattıracakları yemeklerin hazırlığına girişirler. Bayram sabahı erkekler bayram namazlarını kılıp cami önünde topluca bayramlaşırlar. Cemaattekiler eve dönmeden mezarlara gidip yasin-i şerifi veya bildikleri sureleri okurlar. Ölülerin affı için dua ederler. Sonra köydeki yaşlılar ve hastalar ziyaret edilir. Onlara moral verilir. Şifa bulmaları için Allah’a yalvarılır. Gençler, büyüklerin ellerini öperek bayramlarını kutlarlar. Yaşlılar da karınca kararınca imkânları ölçüsünce onlara harçlık verirler. Çocuklar asla hafife alınmaz, onların gönülleri alınır. Bizler bugün de ‘âh o eski bayramlar…’ diyorsak bunun sebebi geçmişte yaşadığımız güzel hatıralardır. Bugünkü nesillerin de eski bayramların güzelliklerini hafızalarına nakşetmeleri için biz büyüklere büyük görevler düşüyor.

Peki, şehirlerde durum nasıl? Şehirlerde bu anlamlı günlerde kaç kişi bayramlaşıyor, selamlaşıyor? Tanımadığımız kişiyle selamlaşmak ve bayramlaşmak garip geliyor bize. Oysa bütün Müslümanlar kardeştir. Bu kardeşlik ille de kan bağına dayanması gerekmiyor. Aksine İslam kardeşliği manevî açıdan soyca kardeşlikten daha ileridir. Müslüman olmayan öz kardeşinizi sev(e)mezken, İslam’la şereflenen din kardeşinizi sevmek durumundasınız.

Kurban Bayramı tekbirlerle girer hayatımıza. Cümle mevcudat coşar ve vecde gelir bu tekbirlerin arifesinde. Bayramlar, hayatın keşmekeşinde bunalan ruhlarımızı yumuşatır. Sıradanlaşan ve iyice çekilmez hale gelen hayat, bayramların yaydığı doyumsuz iksirle renklenir. Yitiğimiz olan manevî huzur, belirli günlerle sınırlı olsa da hayatımıza geri döner.

Son yıllarda bayramlar çağın eğlence kültürünün mazbut bir sığınağına dönüştürüldü. Özellikle hafta sonlarıyla birleştirilip dokuz güne uzatılan tatillerde insanlar evlerinden uzaklaşarak tatil beldelerine koşuyorlar. Bu zaman aralığını tatil için fırsat görüyorlar. Oysa bayramlar küçüklerin büyüklerini ziyaret edip ellerinden öptüğü, hastaların, yetimlerin, kimsesizlerin hatırlandığı, düşkünlere sahip çıkıldığı zaman dilimleriydi. Aslında bu uzun tatil aralıkları uzaktaki yakınlarımızın ziyaret edildiği, hatıraların canlandırıldığı, dostlukların pekiştirildiği fırsatlar olarak görülmelidir. Böylece o eski güzel günler geri gelecektir.

Mübarek ve muazzez Ramazan Bayramı’nın Türk milletine, İslâm ümmetine hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah'tan diliyorum. Sözlerimi daha önce kaleme aldığım "Ramazan Bayramı Düşünceleri" adlı şiirimle neticelendirmek istiyorum:

          Muhabbetin gölgesi düşerken can evine

          Sıladan uzaktaki yürek neye sevine?

          Zaman bildiğin zaman arife ne, bayram ne?

          Kurulsun yüce mizan, haklar yerini bulsun

          Şen ola gönül köşkü, bayramlar bayram olsun

          Yanar yürek dağları giryenin ateşinden

          Sayılı gün tez geçer, uyanırsın düşünden

          Gelir bayram neşesi ramazanın peşinden

          Gururlanma ey insan sen de bir garip kulsun

          Şen ola gönül köşkü, bayramlar bayram olsun

          Kul çekmezse müşkülât ulaşamaz menzile

          Huzur damlacıkları akar durur gönüle

          Mübarek bayram gelir, lezzeti değer dile

          Gönül bahçelerinde gül açsın, zakkum solsun

          Şen ola gönül köşkü, bayramlar bayram olsun

          Şairlerin dilinde bayram aşk güftesidir

          Çağları aşıp gelen Itri’nin bestesidir

          Bayram yetime kucak, gariplerin sesidir

          Mümin bayram ederken müşrik saçını yolsun

          Şen ola gönül köşkü, bayramlar bayram olsun

          Dursun bozuk saatler, çekin gönüle ayar

          Sevgi coğrafyasında dolaşın diyar diyar

          Girsin düşlerimize mübarek gül yüzlü yâr

          Zalime balyoz yumruk, mazluma ayak kolsun

          Şen ola gönül köşkü, bayramlar bayram olsun

          Zihinlerde ateşten heyulalar örülür

          Arasat meydanında suretimiz görülür

          Fanilerin defteri elbet bir gün dürülür

          Sevap çeşmelerinden amel kabımız dolsun

          Şen ola gönül köşkü, bayramlar bayram olsun

          Gönül penceresinden girsin cennet kokusu

          Kuş uykusuna dönsün müminin kış uykusu

          Sarsın hücrelerimi vahdet, vefa duygusu

          Ey sırat-ı müstakim sen ne mübarek yolsun!...

          Şen ola gönül köşkü bayramlar bayram olsun.

YORUM EKLE

banner26