Eskide yeni, yenide eski: Kıble Dağı Camii

Tarihin yaşanmışlıklarına, duygularına, hüzünlerine, sevgilerine, gözyaşlarına uzanan patika bir yol ve o patikadan adım adım gidenlerin hikayesidir Kıble Dağı Camii. O zorlu yolu yürüyenlerin birbirine duasıdır ayrıca.

1800'lü yıllarda Meşula Mehmet Efendi ve Kuş Ahmed Efendi tarafından inşa ettirilen cami, 1960 yılında çıkan yangında tamamen yanar. Büyük hasar alan camii Yusuf Yılmaz Hocaefendi tarafından yeniden inşa ettirilir. Halk arasında “Dağa Camii” şeklinde de anılan ibadethane tarihten günümüze farklı şehirlerden insanların bir araya gelmesiyle oluşan sohbetlerin manevi duygusunu ve mutluğunu yaşatır insanlara. Bunları büyüklerimizden dinlediğimiz zamanlar çok olmuştur.

Bu konuda yaşadıklarını tarihe not düşen mimar Şuğayip Mamuş, dedesi ile beraber yaşadığı zaman zarfı içinde patika yollardan Dağa Camii’ne yapmış olduğu ziyaretleri anlatırken aynı heyecanı tekrar yaşıyordu.

Tarihin içinde yaşanmış güzel anılar kitap gibidir. Gönül kütüphanesinin en güzel yerinde durur. Dağa Camii’ne kış ayalarında ulaşım çok zor olduğundan havaların düzelmesi beklenirdi. Havaların ısınmasıyla birlikte dedem Dağa Camii’ne yürüyerek giderdi. Yaz tatillerinde memleketim Rize’ye dedemin yanına gider, okullar açılana kadar da ona yardım ederdim. Rahmetli dedem merdiven ustası ve hizmet ehli bir gönül insanıydı. Çok uzun yıllar hizmet aşkı ile adımlarını Dağ Camii’ne doğru attı.

Camiyle biten yolculuk

Bu yolculuklarımız sırasında dalından meyveyi toplar, yol üzerindeki bozuklukları düzeltir, ağaçlardan kopan dalları ve büyük taşları toplar, insanların basamak olarak kullandıkları yerleri merdiven şeklinde yeniden yapardı. İnsanımız daha rahat bir şekilde yürüsün diye dedem ile birlikte gönüllü hizmet ederdim. Bu yolculuk takriben iki, üç saat sürerdi. Mola yerimizde dinlenir, dağlardan gelen akarsu adeta cennet bahçesinden gelir gibiydi. Suyun sesi dağlarda yankılanırdı. Bu şekilde üç mola yerimiz vardı. Yolculuğun sonunda camiye varmanın anlatılmaz mutluğunu yaşardık.  

Dedem Dağa Camii’ne vardığı zaman güzel bir çay demler vakit namazımızı kılar sonra birlikte yanında getirdiği yemeği yerdik. Yemeklerin geriye kalanını ise misafirlere ikram etmek için saklardı. Zirvesinden bakardık Rize’ye ve adeta bulutları elimizle tutardık. Bazı zamanlar zirveye ulaştığımızda bulutların üstüne çıkmış hissine kapılırdık. Demlediğimiz çayı masmavi gökyüzüne ve Karadeniz’e doğru içerek dinlenirdik.

Farklı illerden gelen gönül insanları ile sohbetler olurdu bu camide. Ben bu sohbet meclisine çay demleyip dağıtma mutluluğunu çok kez yaşadım... Ülkemizin her yerinden gelenler oluyordu: Artvin'den, Kars'tan, Erzurum’dan, Amasya’dan, Trabzon’dan, Giresun’dan, Ordu’dan…

El emeği göz nuru ile yapılan Dağa Camii’nin inşaatı sırasında rahmetli dedem Yusuf hocaya hizmet etmiş. Dedemin o zamanlar yaşadıklarını dinleyerek büyüdüm. Cami için taşıdıkları çimentonun, kumun, tahtanın suyun ne kadar kıymetli olduğunu ve yokluğun ne anlama geldiğini dedemin gözlerinde çok görmüşümdür.

Okul tatillerinde dedem ile yaptığımız bu işler mimarlık okumam da etkili oldu. Mimar olmanın rengini, duruşunu, nerden bakmam gerektiğini dedem ile Dağ Camii’ne yaptığımız yolcuklar sırasında çok farklı boyutlarda görme imkanı buldum. İnsana yapılacak hizmette yeşilin ve doğanın önemini kavradım ve bunları mimarlık derslerime yansıtmaya çalıştım. Atalarımızın dediği gibi zaman her şeyin ilacıdır. Gün gelir biriken notları bir kitapta toplamak da nasip olur inşallah. Yaşadığı güzel anıları paylaşan Mimar Şuğayip Mamuşa teşekkür ediyorum ayrıca.

Yeni ismiyle Hacı Hafız Yusuf Yılmaz Camii

Eski ve yeni arasındaki farklar, değişimle birlikte neleri kazanıp neleri kaybettiğimizi de çok iyi gösteriyor. 1800'lü yıllar ile hizmete başlayan Dağ Camii’nin günümüzde yeni hali ile tüm Müslümanların beğenisini kazandı. Sosyal medyada, dizilerde her yerde bahsedilir hale geldi. Bu gelişmeler karşısında eski ismi ile Dağ Camii yeni ismi Hacı Hafız Yusuf Yılmaz Camii insanları karşılamaya devam ediyor...

Bununla birlikte yeni güzel görünümü ile tüm Müslümanlara kapılarını açan Hacı Hafız Yusuf Yılmaz Camii’nde 1800 yıllardan bu günlere devam eden sohbetler de devam etmeli. Yine çaylar içilmeli, sabah namazı ile duanın güzelliği yaşanmalı. Araba yolu ile oluşan kolaylık beraberinde fotoğraf çekenlerin ve mangal için gelenlerin sayısını artırmamalı sadece! Modern zamanın getirdiği güzellikler ile tarihi mirasın birleştiği zaman diliminde, insanlarımız oluşan yenilikleri resim karelerine alma derdine düştü. Değerlerimizden her geçen gün uzaklaşırken tahrip edilen insanın duyguları, hep bir şekilde kenara itildi. Benim gibi dedesi ile üç saat yürüyerek camiye varmanın mutluluğunu ve yorgunluğunu herkes tatmalı.

Rize’nin Güneysu ilçesindeki 1.130 rakımlı “Dua Tepesi” olarak isimlendirilmeye başlanan Kıble Dağı’nın zirvesine inşa edilen ve manzarasıyla ziyaretçilerini hayran bırakan Kıble Dağı Hacı Hafız Yusuf Yılmaz Camii’nin yapımı 2 yılda tamamlandı. Osmanlı döneminin önemli eserlerinden Üsküdar’daki Şemsi Ahmet Paşa Camii’nin mimarisi ile yapılan mabed 2015 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açıldı. Ülkenin her yerinden gelen ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor.