Emin Işık: Kabul olmuş dualar gibi…

Hemen belirteyim ki merhum Emin Işık hoca hakkında yazı yazacak en son kişilerdenim. Çünkü onunla muarefemiz yüz yüze birkaç dakikadan, üç telefon görüşmesinden ibaret. Yanında yöresinde onlarca yıl bulunmuş, derslerine girmiş binlerce talebesinin yazacakları yanında bu yazı gayet cılız kalır.

Maksat; Hakk’ın rahmetine nail olmuş, Cemal’i seyretmeye gitmiş, vuslata ermiş bir mü’min hakkında hüsnü şahadet olduğu için mazur görüle…

Emin Işık hocamız ile muarefemiz 94-95 yıllarında oldu. Manisa’dan Marmara İlahiyat Fakültesi’ne, Türk İslam Sanatları dalında master derslerine geliyordum. Mustafa Tahralı hocadan da Oryantalist Metinler dersi alıyordum.

Bir gün Tahralı hoca ile odasında ders yaparken içeri Emin Işık girdi. O çelebi nezaketiyle selam verdi. Ancak oturmadı. Tahralı hocaya Mevlânâ Hazretlerine nispet edilen:

Gel, gel ne olursan ol yine gel,

İster kafir, ister Mecusi

İster puta tapa ol yine gel

Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir

Yüz kere tevbeni bozmuş olsan da gel

Kıtasının aslını sordu.

Tahralı hoca, bu kıtanın Mevlânâ’ya ait hiçbir kitapta geçmediğini, ona ait olmadığını söyledi. Emin Işık hoca da “Ben de göremedim ondan soruyorum” gibi bir cümle ile Tahralı’yı tasdik etti ve sonra teşekkür ederek çıktı.

Bu bir tanışma, görüşme sayılabilir mi? Bana göre sayılmaz. Biz sadece çelebi bir suret gördük, o kadar.

Eğer görüşmenin sınırlarını yüz yüze değil de gıyabi oluşa kadar genişletirseniz; evet, Emin Işık ile gıyabi görüşmelerimiz oldu. Her şeyden önce sahur ve televizyonlarda yayımlanan diğer sohbet ve mübarek gecelerdeki programlarından tanıyoruz onu. İmam hatip lisesindeki iken, onun yazdığı kitaplar, ders kitaplarımız idi.

Kureyş suresinin bu derinlikte başka tefsiri yok

Namaz sureleri arasında Kureyş suresinin tefsiri ile ilgili bir makalesini, bir tefsirini okumuştum ki Kureyş suresinin bu derinlikte tefsirini başka hiçbir tefsirde bulamazsınız.

Emin Işık hoca ile en son, geçtiğimiz Ramazan’da telefon ile görüştük. Selçuk Eraydın hoca hakkında yazılan (ve Dünyabizimde yayımlanan) “Hocamız Selçuk Eraydın” kitabında bir yazısı vardı Emin Işık Beyefendi’nin. “Cennete Mektup” adını taşıyordu. Selçuk Eraydın hoca ile olan hukukunu, ona olan muhabbetini anlatırken kullandığı sıcak dil beni gönülden yakalamıştı. Ne yalan söyleyeyim, bu yazıyı okurken ağladım. Mahrumiyetimize ağladım. Bir dostun, dostu hakkında dile döktüğü samimi duygulara gıpta ettim, benim ardımdan böyle yazı yazdıracak bir hayatım olmadığına ağladım. Emin Işık hocanın satırlarda ağlamasına ağladım. (Bu yazıdan tadımlık birkaç paragrafı, Dünyabizimde yayınlanan "Selçuk Eraydın: Modern zamanların dervişi" yazımızda okuyabilirsiniz.) 

İçimden, Emin Işık hocayı mutlaka aramalıyım, Selçuk hocayı anmalıyım, onunla ilgili başka anılar dinlemeliyim, bu yazının yazılış anındaki duygularını sormalıyım, dedim. DİA’dan telefonunu istedim.

“Prensip olarak hocaların telefon numaralarını vermiyoruz” dedi arkadaş. Ben de, “Bu hususu Emin hoca ile paylaşırım, merak etmeyin, size sitemde bulunmaz” dedim; sağolsunlar numarayı verdiler.

Emin Işık hocayı telefon ile aradım, beş kez çaldırdım, açan olmadı, kapattım.

Aradan ne kadar saat geçti bilmiyorum, bu kez benim telefon çaldı. Açtım, selamlaştık, kendimi tanıttım. Telefon numarasını alış hikayemi özetledim. Tahralı hocanın odasında gördüğümü, kitaplarının ders kitabımız olduğunu, yazarları arasında kendisinin de bulunduğu Nesil dergisi nesli olduğumuzu söyledim.

Bunlar üzerinde çok yorum yapmadı. Selçuk Eraydın hoca ile ilgili yazıdan da şöyle bir bahsettik. Çünkü Emin Işık hocanın “derd”i vardı. Bizim Talim ve Terbiye Kurulunda olduğumuzu öğrenince, hemen memleketin talim ve terbiyedeki meselelerinden, yapılması gerekenlerden bahsetti ve Nurettin Topçu -Çağdaş Bir Dervişin Dünyası- kitabından, Topçu’nun maarif anlayışından, bu anlayışın, dikkatin, eğitime, nesillere yansıtılmasından  bahsetti.

Ben de aynı fikirde olduğumu ve kitabı aldığımı ama daha okumadığımı söyledim. “Kitabı okuduktan sonra bir kez daha görüşelim” dedi. Böylece görüşme/arama yolu için bir fırsat vermiş oldu.

O akşam birkaç gün önce aldığım kitabı okumaya başladım. Okuduklarım hakkında notlar tuttum ve bir hafta sonra Emin Işık hocayı tekrar aradım.

Kitabı okuduğumu, çok istifade ettiğimi söyledim. Kitabın üslubuna dair düşüncelerimi paylaştım. Kitabın roman kurgusu ile yapılandırıldığını, bunun bir tercih olduğunu, benim asıl dikkatimi çeken bölümlerin hatıra dili ile anlatılanlar olduğunu, Emin Işık hocanın yaşadıkları, gördükleri, çevresi, yetişmesi ile ilgili hatıralarını mutlaka yazması gerektiğini, bu bağlamda Hayrettin Karaman, Tayyar Altıkulaç, İsmail Karaçam gibi hocaların hatırları zincirine kendisinin de katılması gerektiğini uygun ifadelerle söylemeye çalıştım.

Şimdi dua etme sırası bizde

Emin Hoca, “Günde 12/15 saat çalışıyorum” dedi. Yeni kitaplar yazdığını, eski çalışmaları yeniden yayına hazırladığını söyleyince ben de ona Kureyş suresinin tefsiri ile ilgili makalesinden bahsettim ve diğer namaz surelerini de içeren böyle bir tefsir kitabının çok faydalı olacağını, ders kitabı yazarlarına bunları tavsiye edeceğimizi, imam hatip ve ilahiyat fakültesi talebelerinin de el kitabı olacağını söyledim.

“Evet, ben de öyle düşünüyorum, inşallah onu da yapacağım” dedi. Nurettin Topçu kitabındaki roman üslubu için, “Gençler roman üslubunu tercih ediyor, akademik üslupla yazılmış olanları okumuyorlar, bunun için öyle yazdım” diye cevap verdi. Vedalaştık. Duasını istedim, duasını aldım.

En son da Kadir gecesi için aradım. Geceyi vesile edindiğimi, sesini duymak, duasını almak istediğimi söyledim. Dua etti. Böylece dünya gözü ile görüşemediğimiz, yüz yüze tanışamadığımız Emin Işık hocanın duasını almış olduk.   

Emin Işık hocayı televizyon sohbetlerinde dinleyenler hatırlayacaklardır. Celalli olduğu kadar fıkra, menkıbe anlatmayı seven, tebessüm ettiren bir üslubu vardı. Kaside, gazel, ilahi okumayı severdi. Biz onun eski sesini pek bilmeyiz. Çünkü mevlidhanlar gibi mübarek gecelerde sık sık görünmezdi ekranlarda. Ancak yine de kayda değer bir ses hazinesi bıraktı. Sohbetleri, Beyyine suresini kıraati, Veladet bahri ve araya yerleştirdiği gazeli ile onun sesi hep kulaklarımda olacak.

Görüşmede söylediği gibi kitaplar üzerinde çalışıyordu. Bu kitaplar hangi aşamada, onları o görmese de inşallah biz görürüz.

Bizim, hatıralarını yazması ile ilgili teklifimize “Her şeyi biz mi yapacağız, onu da başkaları yapsın” diye bitirmişti.

Bu sözü; talebelerine, dostlarına, tanıdıklarına söylediğini kabul ediyor, kendisi ile ilgili hatıraları yazıp yayımlamalarını vasiyet ettiğini düşünüyorum.

Dedik ki sağlığında iken Emin Işık hocanın duasını aldık. Eminim, dua isteyen herkese dua etmiştir. Zaten dua gibi bir adamdı. Kabul edilmiş bir dua gibi. Şimdi sıranın biz geride kalanlara geldiğini söylüyorum.

Dua etmesi, rahmetle anmak sırası bizde.

1 Ağustos 2019, Perşembe günü vefat eden ve 2 Ağustos Cuma günü defnedilen Emin Işık hocaya dua edelim ve onu rahmetle Fatihalarla, Yasinlerle analım.

Rabbim kabrini cennet bahçelerinde eylesin. Amin.

Not: Emin Işık hocanın sesinden Mevlid/Veladet Bahri