Elinde kandil taşımaya devam ediyor şair

“Yazmamak, yaşamamak gibi gelir bana. O kadar işin, gücün, acının ağırlığı altında kalarak yazmak…”

Şair olarak anılmak lütfuna mazhar olmuş, kendi tabiriyle şiire bulaşmış olmanın ağırlığını üzerinde taşıyan bir güzel insan, “Nurettin Durman.” Öksüz Çocuklar Galerisi, yeni kitabı. Çıra Yayınları’ndan Ekim 2020’de çıktı. Anılar ve denemelerden oluşuyor. Beylerbeyi Günlükleri ve Haydi Bana Eyvallah’ la onu yakından tanımanın bizim için de bir güzellik olduğunu hissetmiştim. Öksüz Çocuklar Galerisi ile bu düşüncem yerini tam bulmuş oldu.

Beylerbeyi’nden dalgın bir hâlde geçerken bir kış günü, uzaktan kahverengi paltosundan, şair yürüyüşünden uzaktan tanımıştım onu. Evet, şair yürüyüşüydü.  Nurettin Durman, İstanbul’a gelişinin ilk yıllarında Divan Yolu’nda geçirdiği yıllarını anlatırken bir gün üstad Necip Fazıl Kısakürek’i Adliye Sarayı’na yürürken gördüğünü anlatıyordu. Üstadın o günkü yürüyüşünü unutmadığını, unutamayacağını söylüyordu. Benim de hafızamda öyle bir yer etti ki Nurettin Durman’ın şair yürüyüşü, unutulmazlar arasında yerini aldı.

Şair olmanın inceliği bir başkadır. Bunu biliriz. Şair bakışı, hissiyatını da. “…Bu tuhaf bir durum gibi görünüyorsa da aslında şair için biçilmiş belalı bir elbiseden başka bir şey değildir. Onu üzerinde taşıdığı müddetçe rahatını; huzurunu bir kenara atar rahatsızlığı, huzursuzluğu aramaya koyulur. Dünya hayatının zor yürüyüşünü daha da zorlaştırarak yoluna devam eder şair. Arayışlar içinde arayışlara girer adeta. Hâlin oluş hâlini merak ederek açılmaz kapıları açmaya yeltenir. Şair bu, gözünü karartmıştır bir defa. Artık kime, kimseye yanmasının yanında kendini de yanmaya götürür. Bu bir ateş harmanıdır. Döne döne yanacak, yana yana hakikatin içinde pişecektir. Bunun başka yolu yoktur şair için.” Evet, buyurun. Şair olmak, ateşten gömleği giymektir, aşkla şevkle. Tabiri caizse her yiğidin harcı değildir. Şairlik, popüler olmak için seçilecek bir yol da değildir. Popüler söylemler anlık ve gelip geçicidir. Ne kadar zor olsa da yolunuz şiirden geçmişse bir kere şiiri bırakamazsınız. Nurettin Durman’ın hayatını şekillendiren şiir oluyor. Bu bir nasip meselesi ve teslim olmuş şiir, şaire. Önce kendisi istiyor şiiri ama sonra şiir onu bırakmıyor.   

 “…Bir ara bakıyorum bu şiir benim istediğim şiir değil. Olmuyor. Yapamıyorum. Yayınlanan şiirlerim tatmin etmiyor beni. Ve kendimi kaç yıl şiirsiz bırakıyorum. Buna rağmen yine kazancım yetmiyor. Demek ki şiirin bir suçu yok.”

Büyüklerimizin hayatta iken kıymetini bilmek güzel hasletlerden. Bir şairin, yazarın hayatta iken hatıralarını okumak, onu tanımak, onunla birlikte çevresini bilmek ise bir ayrıcalık. Hele bu isim Nurettin Durman olunca. Özel olarak bir edebiyat derneği, kulübü, ekolü vb oluşumu için uğraşmamasına rağmen, onun o küçük berber dükkanı, seksenli ve doksanlı yılların edebiyatının buluşma mekanı oluyor. Kimler yok ki yazılarında da anlattığı?... Kişilerden, olaylardan, mekanlardan hayatından izler buluyorsunuz kitapta. Süleyman Çelik’in ifadesiyle “Öksüz Çocuklar Galerisi’ndeki yazılara yakın tarih edebiyat anıları” da diyebiliriz.  

Bingöl’ün Kür(Dikme) köyünde doğan şair, yazma serüveni ile özellikle gençler için öncü ve örnek şahsiyetlerdendir. Yetmiş beş yaşında. Küçük yaşta annesi vefat ediyor. Bir müddet dayısının yanında sonra kendi evinde yaşıyor. Üç kardeşin en küçüğü. Abisi ve ablasını da yakın zamanda ebediyete uğurluyor. Üvey kardeşleri ile bebekliklerinde bizzat ilgileniyor. Ama kader onu, İstanbul’a sürüklüyor. Üvey annesi ile anlaşamadığı bir gün ayrılıyor evden. Kaderin cilvesi başkadır. Berber olmak istemediği hâlde başka işler de yapmış olmasına rağmen berber oluyor. Beylerbeyi’ne taşınmak istememesine rağmen de hayatının büyük çoğunluğunu burada geçiriyor. Şair olmak için ve böylesi güzel bir kültür edebiyat çevresine sahip olmak için özel bir gayret sarf etmiyor ama Allah’ın lütf-u keremiyle hepsi oluyor. Takdiri, sahibine bırakmış şair. “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” misali dolu dolu bir hayat onunki, yazı yazma hevesi ile. Heves kelimesini olumsuz manada kullanmıyorum. Çünkü İstanbul’a gelince on altı on yedi yaşında başlıyor yazmaya ve peşini bırakmıyor bir daha. “Ben de yazdım da ne oldu sanki? Dünya rengini mi değiştirdi? Hayır, hiç öyle olmadı. Yalnızca yakama yapışan bu yazma huyumu üzerimden atamadığım için yazmaya devam ettim. Niye böyle yaptım diye de dert etmedim kendime. Yazmak, bir tutku olarak geldi, buldu beni. Doğrusu da budur işin.”

“Şiir yazıyorsanız bir an önce yayınlamak istersiniz” diyor Nurettin Durman. Şiirlerinin yayınlandığı dergileri bile kendisinin satın aldığını, kimseye ben bu derginin şairiyim diyemediğini söylüyor. “Çekingenlik benim yapımda var,” diyor. Şiirin kazanacağına can-u gönülden inanıyor. “Şiir kazanacak! Evet, evet şiir kazanacak!” İyi şeyler bırakmak istiyorum ardımda, diye yazıyor.

Şiirin okuyucusu azdır ama seçkin bir okuyucusu vardır her zaman. Sabırsız insan işi değildir. Bu vesileyle gençlere yol açıcı bir ağabey olduğuna, bizzat şahidim. Onun o seçkin okuyucu kitlesine seslenmek istediğine de. Sabrına, sebatına, tevazuuna. “Şiir; başımın belası şiir… Kendime has bir şekilde sürdürmeliyim. Nasıl olsa yakamı bırakmayacak. Ona dersini vermeliyim ya da o, bana haddimi bildirmeli. Onun için yılmadan, sabırla çalışmalıyım…”

Büyük dağın dumanı büyük olur. “Boğulursan büyük suda boğul” diyerek İstanbul macerasına atılan Nurettin Durman, mütevazi yaşamını, dört çocuğu ve ailesiyle sürdürüyor. İsmet Özel, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt gibi üstadlarla berber dükkanında buluşmaları oluyor. Nurullah Genç, Mustafa Özçelik, Şakir Kurtulmuş, AdemTuran, Ali Haydar Haksal vb isimler de yakınen şahit olduğum kıymetli dostlarından Nurettin Durman’ın. Kitabı okuyunca kırk beş yaşında ilk kitabının yayınlanmasının ardından yaşadığı duygularına, zamana, mekâna, insanlara dair içimde umut büyüten birçok güzelliğe vakıf oldum. Özellikle söz dizmede üstadımız olan Nurettin Durman’ın denemelerinde en çok başlıklar dikkatimi çekiyor.  Bazen sırf başlıkları tekrar tekrar okuyorum. İlham olması için. Çok başarılı buluyorum. Dergicilik, dergiler, genciyle yaşlısıyla günümüz edebiyat çevresi, sohbet mekanları, mekanların ruha tesiri… Hayata aksedebilecek kısa hikayeler…

Nurettin Durman, annesi Gülizar Hanım’ın yüzünün çok güzel olduğunu hatırlıyor. Herkes tarafından çok sevilen, ailesine karşı titiz, sevgi dolu bir insan olduğunu ve annesi ölünce insanın çocukluğunun da öldüğünü söylüyor. Bana kalırsa haddim mi bilmem ama Nurettin Durman da annesi gibi tebessümün, o gülen yüzünün, gözlerinin ardında hep hüznün güzelliğine bürünmüş bir şair. Gazete yazarı olmak gündemi de takip edebilmek, hayatın bizzat içinde olmak demek. Metropolde yaşayıp kalabalıkta boğulmamak… Bir şair duruşu, bakışı ile… “Elinde kandil taşımaya devam ediyor şair.”

“Mevla kerimdir.”

   

YORUM EKLE
YORUMLAR
nurettin durman
nurettin durman - 11 ay Önce

eyvAllah bacım. Allah hayırlı ve bereketli bir ömür versin. kalemine gönlüne sağlık olsun. yazı için güzel duyguların anlayışın samimiyetin için de teşekkür ederim.

banner26