Eğitimde iyi örnekler, unutulmaz hocalar-II

Tarihte önemli işler başarmış büyük ilim adamlarının hayatlarında mutlaka onların gönlüne dokunan kıymetli üstatlar vardır. Bu üstatlar yetiştirdikleri öğrencilerin çapı oranında daha da büyürler. İyi bir öğretmenin neleri başarabileceğini bir önceki yazımda H. Hoca üzerinden anlatmaya çalışmıştım.

H. Hoca ilçede yaptığı çalışmalarla yetinmiyor köylere de ulaşmaya çalışıyordu. H. Hoca’yı bu derece enerjik veaktif kılan şey neydi? Yaptığı onca şeye nasıl yetişiyordu?

Her şeyden önce o iyi bir okurdu. Meseleleri püf noktasından yakalıyor, iyi anlıyor ve iyi anlatıyordu. MacolmX’i ilk kez ondan duymuştum. Sürekli ondan alıntılar yapıyordu: “Kuklayı değil, kuklacıyı vurun”, “Bütün uyuyanları uyandırmaya tek bir uyanık yeter”.

Sonra Konfüçyüs’e geçiyordu: “Karanlığa küfredeceğine kalk bir mum yak.”

Ali Şeriati’yi ve kitaplarını onunla tanıdım. Hac, İnsanın Dört Zindanı, Dine Karşı Din, Anne Baba Biz Suçluyuz…

İlk tefsir ve hadis derslerini onun evinde dinledim. Birçok kitabın özetini dinledim ondan. O bir kitaptan bahsettiğinde bir hafta sonra birçok öğrencinin elinde o kitaplar dolaşmaya başlıyordu.

H. Hoca bizim gözümüzde kitapla özdeşleşmişti. Daha sonra düşünceyle, gayretle, asaletle, onurla… Bunları laf olsun yerim dolsun diye anlatmıyorum. Meğer ne çok seveni varmış, ne çok öğrenci üzerinde unutulmaz izler bırakmış. Bunu bir önceki yazıma gelen dönütlerden anladım. Onu unutamayanların duygularına tercüman olmuşum.

H. Hoca’nın insanları harekete geçiren, motive eden bir yönü vardı. Kış aylarında zaman zaman köyümüze ziyarete geldi. Köyde ondan ilham alan gençler yıkılmak üzere olan bir evi tadilattan geçirip köy odası ve kütüphane haline getirdiler. Kısa zamanda orası çay içilen, kitap okunan, muhabbet edilen ilim öğrenilen bir çekim merkezi haline geldi. O gençlerin çoğu eğitim alma imkânı bulamamış taşra delikanlısı idi. Şimdi geriye dönüp bakıldığında o gençlerin hepsi kendi çocuklarını okutmuşlar, büyük üniversitelere göndermişler, o çocuklar önemli görevlere gelmiş, ülkesine ve milletine hizmet ediyorlar.

İnfak kavramını ve uygulamasını ilk H. Hoca’dan öğrendik biz. Onun gayretlerini hatırladıkça aklıma şu ayet gelir: “Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”

O günün şartlarında (1990) H. Hoca’nın köyümüze gelip gitmesi kolay değildi. Çocuğunu ve hamile eşini ilçede bırakıp Cuma günü ders bitiminde bir öğrenci servisine biniyor ve Başköy’e geliyor, soğuk havalarda araç bulamadığı zamanlarda 7 kilometrelik yolu yürüyerek Ilgın yoluna çıkıyor ve akşam saatlerinde köyümüze ulaşıyordu. Gece köy halkı ile sohbet edip ertesi gün evine dönüyordu.

H. Hoca’nın dalga dalga büyüyen düşünce ve iyilik hareketinden ilçede rahatsız olanlar oldu. Senaryolar yazıldı, kurgular yapıldı, oyunlar oynandı. Liseden üç beş tane öğrenci ayarlandı ve H. Hoca bir iftiraya kurban edilmek istendi. Sınıfta asla söylemediği bir şeyi söylemiş gibi gösterip şikâyet ettiler, dava açtırdılar. Önce görevden alındı. Bir kaç ay cezaevinde kaldı.

Hiç içimden çıkmayan bir tablo hatırlıyorum. Bir hafta sonu ilçenin futbol takımının maçını izlemek için futbol sahasına gitmiştik. Cezaevi futbol sahasının hemen yanındaydı. Saçları sıfıra vurulmuş mahkûmlar ceza evinin bahçesine çıkarılmıştı. H. Hoca da onların arasındaydı. Çok iyi futbol oynayan futbolu çok seven H. Hoca uzaktan futbol maçını izlerken ben de uzaktan onu izliyordum.

H. Hoca için kurgulanan plan tutmadı. Yalancı şahitlik yapan öğrencilerden bazıları vicdan azabı çekmiş olmalılar ki ifadelerini geri çektiler. Öğrencileri bu kumpasa âlet edenler aşikâr oldu. İlçede çok önemli bir koltukta oturan zatlardan biri de bu işin içindeydi. Fakat kurdukları plan ayaklarına dolandı. O zat kirli işlerine ortak ettiği gençlerden biri tarafından makamında kurşunlanarak öldürüldü. Mazlumun ahı yerde kalmadı.

H. Hoca suçlamalardan beraat etti. Buna rağmen sürgün cezası verildi. İlçeden ayrılacağı son gün kendisini seven kalabalık bir grup tarafından uğurlandı. Uğradığı iftira ve haksızlık 1992 yılında TİHV’in yayınladığı Türkiye İnsan Hakları Raporu’nda yerini aldı. Allah için bedel ödemesine rağmen mecbur kalmadıkça o zor günleri dile getirmedi. Kimseden minnet beklemedi, kimseye minnet etmedi.

Onun ders anlatırken büyük insanlardan güzel alıntılar yaptığı gibi, onun öğrencileri de derslerinde onun güzel sözlerini aktarıyorlar şimdi. Bir öğretmenin ardında kendisini hayırla yâd eden, düşüncelerini ve sözlerini dalga dalga yayan bir öğrenci topluluğu bırakmasından daha kıymetli bir şey var mıdır?

YORUM EKLE

banner26