Edebiyatımızın karnesi nasıl?

Her bir şeyin karnesi var, iyi de edebiyatçıların niye karnesi yok? Siyasilere not veren çok, ekonomimizi notlandıran bir sürü, insan hakları notumuzu birileri belirliyor, eğitimimizin PİSA diye bir notlandırması var malum. Edebiyatçılara gelince hemen geçiştiriveriyoruz. Neymiş efendim, onları zaman notlandıracakmış, zamanın eleğinden geçeceklermiş. Daha neler. Geçen sene itibariyle baktığımızda edebiyatçıların edebiyatla kurdukları sahih ve nitelikli bağın yanı sıra edebiyatçıların birbirleriyle kurdukları sağlıklı ve de verimli ilişkinin karneye yansıyan notu nedir acaba? İsterseniz birlikte görelim. Güvenilir kaynakların verdiği bilgiye göre 2019 itibariyle işte edebiyat ve de edebiyatçı karnemiz:

Yazının Hakkını Verme Alışkanlığı: 70

Grup Halinde Çalışma Bilinci: 65

Kin Kültürü ve Almak Bilgisi: 95

Sabır ve Sebat Disiplini: 60

Neden Eğitimi: 55

Politika: 85

Poetika: 50

Şişeden Cin Çıkarma Bilgisi: 80

62’den Tavşan Yapma Becerisi: 62

Krallara Uyma: 80

Aynı Dergide Yazma Duyarlığı: 45

Ustalara Saygı: 60

Hariçten Gazel Okuma: 80

“De”lerle “Da”ları Tefrik Bilgisi: 65

Titizlik Alışkanlığı: 55

Şiirin Akışkanlığı: 60

İntihale Yatkınlık: 80

İntihara Yakınlık: 65

Seslenme Alışkanlığı: 65

Hazımsızlık ve Kıskançlık Geliştirme Bilgisi: 90

Ben Bilgisi: 80

Devamsızlık: Kendinde olmadığı her gün.

Geç Gelme: Yaşadığı ömrün takriben yarısı (Hayata).

Verdiği Ödünler: İlkeleri çiğneme ödünü, kaz gelen yerden tavuk esirgememe ödünü.

Okuyucu görüşü:

Hiç tahtaya kalkamadın hep yerinde konuştun. Yerinde konuşman bir şey değil, lakin yerli yerinde konuşmadın. Hep parmak kaldırdın, fakat hiç söz almadın; parmağın havada asılı kaldı. Doğruluk, dürüstlük dedin, ama bu derslerden ikmale kaldın. Kopya çektin, sonra kalkıp bir de “taklitlerimizden sakınmayın, onlar da iyidirler” diye kendini savunmaya kalktın. “İyi de bunun onunla ne ilgisi var?” diye sorduğumuzda aramızda kuşak farkı var, sen bunu anlayamazsın deyip kesip attın. Kesip attığın şeyler aslında bir bütünün en lüzumlu parçalarıydı. Çok uzun konuştun, bunun acısını küçürek öyküler çıkararak çıkarmaya kalktın.

Bir ara şiir dışına taşınmıştın. “Ne varsa şiirde var” dedin ve yeniden şiire taşındın. Düşünmene bir şey demiyorum, ama taşınman çok maliyetli oldu. Zira gelmenle edebiyat piyasası darmadağın oldu. Yegâne şair sendin. Her yerde senin hakkın yeniliyordu. Hep sen haklıydın. Tanrı hep ilk dizeleri sana veriyordu, fakat birileri gelip zorbalıkla onları senin elinden ve de dilinden alıyorlardı. Çok berbat bir şiir yazmıştın. Etrafı feci bir koku sarmıştı. “Niye çalışmadın?” diye sorduğumda, ilk aklına geleni söylemiştin: Elektrikler yoktu! Haklıydın aslında, bilgisayarın da internetin de telefonun da elektriğe bağlıydı. Hatta hayatla ve insanlarla ilişkin bile elektrikten bağımsız değildi. Ne hayattan bir elektrik alabiliyordun ne de insanlardan. Bütün sorumluğu ilham adını verdiğin -Şiirin Hızır Acil Servisi- ya da -Düzyazının Noel Babası- olan hiçbir yere yerleştiremediğin gayri muayyen bir varlığa yüklemiştin.

Biliyorum bu karneyi aldığın zaman kendine haksızlık edildiğini, notunun kasten kırıldığını söyleyeceksin. Çevrendekileri de buna inandıracaksın elbet. Sevgili şairim, öykücüm, denemecim, yazarım; kendimi bildim bileli büyük harcamalar yaparak kitaplarınızı aldım. Darılmayın diye çoğu kez içimden gelmediği halde kitaplarınızı sonuna dek okudum. Eğer bu kırık notları kısa zamanda düzeltemezsen benim dünyamda bir üst sınıfa geçmen çok zor. Yazarlık bir duruş ve duruluş mesleğidir. Ne dünün enfiyesi ne bugünün tütünü senin yazarlığına bir fayda sağlamayacaktır. Taktığın küpe, uzattığın saçın sakalın ve üstüne başına yaptığın şekil de öyle. Ben sana başka ne diyeyim, hadi sen söyle!

YORUM EKLE