Duygusal zekâ niçin önemlidir?

“Duygusal Zekâ” adlı eser Daniel Goleman tarafından 1995 yılında kaleme alınmıştır. Goleman, yıllarca New York Times’da beyin ve davranış bilimleri konularında makaleler yazmış ve Harvard Üniversitesi’nde dersler vermiştir. Aynı zamanda çeşitli gruplara ve öğrencilere konferanslar da düzenlemiştir. Goleman, duygusal zekâ becerilerini geliştirmenin en iyi yöntemlerini bulmayı amaçlamaktadır. Ayrıca yazar, yaptığı araştırmalarla ve ortaya koyduğu muhtelif hikâyelerle duygusal zekânın sayısal zekâdan daha önde olduğunu ispatlama çabasındadır. Duygusal zekânın sayısal zekâdan geride kalmaması gerektiğini hassaten vurgulamaktadır.

Kitap, beş bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde beynin duygusal mimarisi hakkındaki keşifler ve hayatta duyguların mantığa üstün geldiği anlar açıklanıyor. İkinci bölümde nörolojik verilerin duygusal zekâ denilen yaşam becerileri üzerinde ne denli etki oluşturduğu anlatılıyor. Üçüncü bölümde duygusal yeteneklerin yaşamda ne gibi bir temele dayandığına değiniliyor. Dördüncü bölümde duygusal zekanın temelinde çocukluk yıllarına ilişkin bağlantılar olduğuna vurgu yapılıyor. Son bölümde ise duygusal zekâ bakımından yetersiz kişilerin ne gibi zorluklar çekeceğinden bahsediliyor. Ayrıca duygusal zekanın okullarda bir beceri olarak okutulması için neler yapılabileceğine dair ifadelere yer veriliyor.  

1.Duygular Neye Yarar?

Yazar, girizgâh bölümünde duyguların temeline inerek ne işe yaradığını, hangi dürtülerle ortaya çıktığını anlatıyor. Bununla beraber sosyal çevrenin duygularımız üzerindeki etkisini insan beynini ele alarak inceliyor. Burada bir hikâye aktaran yazar bir anne babanın boğulmak üzere olan çocuklarını kurtarmak için her türlü korku duygusundan kendilerini yalıttığını aktarıyor. Bu kriz anını sevgi ve soyu devam ettirme duygusuyla açıklıyor.

Yazar duyguyu, insanı harekete geçiren dürtüler olarak tanımlarken öte yandan duygu kelimesinin kökenine de iniyor. Duygu kelimesinin kökünün Latincede hareket etmek manasına geldiğini bildiriyor. Yazara göre duygular harekete dönüşür ve bizler bunu açık şekilde çocuklarda ve hayvanlarda görürüz. Biyolojik ve fizyolojik bakımdan her duygunun farklı tepkilere yönelik ayrıntıları bulunmaktadır. Öfke, korku, mutluluk, sevgi, tiksinme, üzüntü ve şaşkınlıkta vücut birtakım salgılar üretir. Her bir duygunun kendine özgü işlevi vardır. “Öfke hissedildiğinde kan akışı, bir silahı tutmayı ya da düşmana vurmayı kolaylaştırıcı şekilde ellere yöneltir; kalp atışı hızlanır, adrenalin gibi hormonların hızla salgılanmasıyla birlikte çevikçe hareket etmeye yetecek güçte enerji meydana gelir.” (s.33)

Duygusal Korsanlığın Anatomisi başlığını taşıyan kısımda yazar, daha çok beyni ve sinir sistemini inceleyerek duygularla bağlantısını ortaya koyuyor. Goleman, amigdaladan bahsediyor ve bunun her türlü duygunun beşiği olduğunu aktarıyor. “Amigdala duygu durumlarının yöneticisidir, o olmazsa duygusal körlük yaşanır. Amigdala, duygusal belleğin ve başlı başına anlamın deposudur; amigdalasız yaşam kişisel anlamlarından soyutlanmış bir yaşamdır.” (s.42)

2.Duygusal Zekânın Doğası

Daniel Goleman bu bölümde çeşitli nörolojik neticelerin duygusal zekâ kapsamında nelere etki ettiğini açıklıyor. Günlük hayatta sık sık karşılaştığımız durumlar üzerinden örnekler sunuyor. Bununla beraber zekânın sadece IQ ile ölçülemeyeceğinin altını çiziyor. Yazara göre IQ ve duygusal zekâ birbirinin karşıtı değildir, birbirlerinden farklı yetilerdir. Her insanın aklı ve duygusal hassasiyeti karışıktır. Goleman’a göre sadece IQ testi, insanı eksik tanır ve yeterli oranda sonuç vermez. Yazar, her iki zekâ tipine sahip bireylerin ne gibi özellikleri haiz olduğunu ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Duygusal zekâsı yüksek erkek ve kadınlar; sosyal açıdan dengeli, dışa dönük ve entelektüel eşikleri üst düzeydedir. Yazarın bu bölümde üzerinde durduğu bir diğer mevzu da olumlu düşünme gücüdür. Olumlu düşünme gücü bireyi birçok açıdan motive eder. Umut besleyebilen, ileriye dönük güzel düşünen ve daha az kaygı duyan insanlar olumlu düşünme gücü yüksek olanlardır. “İyimserlik, tıpkı umut gibi zorluklara ve engellemelere rağmen genel olarak hayatta her şeyin iyi gideceğine dair güçlü bir beklentidir. Duygusal zekâ açısından iyimser bir tutum, zorluklar karşısında kişileri kayıtsızlığa, umutsuzluğa ya da depresyona karşı koruyan bir tavırdır.” (s.128)

3.Duygusal Zekâ

Yazar, bu bölümde duygusal zekâ kavramını derinlemesine tetkik ederek birçok duygunun tafsilatına iniyor. Duygusal zekâyı geliştirmek için ona ket vurulmaması gerektiğini, bilakis akışına bırakmanın lazım geldiğini ifade ediyor. Bununla ilgili de Ressam Bob’u örnek gösteriyor. Onun, resim çizerken duygularını akışına bıraktığını belirtiyor. Yazar ayrıca evlilikte kadının ve erkeğin duygusal durumlarını irdeliyor. Hangi duygunun ne derece etkili olduğunu, kadının ya da erkeğin ne tür tepkiler verdiğini açıklıyor. Problemlerin kaynağına iniyor. Çiftlerin sorunlarını her iki perspektiften incelerken bunu duygusal zekâ ekseninde değerlendiriyor. Yazar duyguları sağlık açısından da ele alıyor. Zihnin, duyguların ve bedenin girift bir hâlde birbiriyle iletişim kurduğunu ifade ediyor. Goleman, kaygı duygusunu anlatırken şöyle diyor:” Kaygı bir hastalığın başlangıç ve iyileşme süreciyle bağlantısı bilimsel olarak en iyi kanıtlanmış duygudur. Kaygı bir tehlikeye karşı hazırlanmamıza yardımcı oluyorsa iyi bir hizmette bulunuyor demektir.” (s.231)

4.Fırsatlara Açılan Pencereler

Yazar, dördüncü bölümde çocukluk döneminin duygusal zekânın gelişimi bakımından çok değerli bir zaman dilimi olduğunu vurguluyor. Ayrıca duygusal zekâ açısından bilinçli bir aile ortamı varsa bunun çocuğa da mutlaka olumlu şekilde yansıyacağından bahsediyor. Esasen burası üzerinde durulması elzem bir konu. Zira eğitim ailede başlar. Çocuğun gelişimi için ilk dört yıl çok önemlidir. Dolayısıyla anne ve babaların çocukla kurdukları ilişki her açıdan çok önemlidir. “Aile yaşamı bize ilk duygusal dersleri veren okuldur. Yakın ilişkilerin bu potasında kendimizi nasıl göreceğimizi ve başkalarının bizim hislerimize ne şekilde tepki vereceğini, bu hisler hakkında nasıl düşünmemiz gerektiğini ve tepki verirken ne gibi seçeneklerimiz olduğunu, umutları ve korkuları nasıl okuyup ifade edeceğimizi öğreniriz.” (s.252)

5.Duygusal Okuryazarlık

Daniel Goleman bu bölümde duygusal zekâsı yeterince gelişmeyenlerin ilerleyen yıllarda yaşayacakları sorunlara değiniyor. Özellikle orta yaşlara ulaşınca bazı zorlukların kapıyı çalacağından dem vuruyor. Bu kişilerin stres, psikolojik sağlamlık ve depresyon gibi durumları olumsuz anlamda daha derinden yaşayacaklarını işaret ediyor. Duygusal okuryazarlığın ailede başlaması gerektiğinin altını çizen yazar, şayet aile bu noktada zayıf kalmışsa bunun okulda telafi edilmesi gerektiğini söylüyor. Okullarda duygusal zekânın gelişimi için eğitim-öğretim verilmesi gerektiğini de özellikle belirtiyor. Okullarda bununla ilgili özel dersler yapılmalıdır diyor. Ayrıca öğretmenlerin duygusal zekâ konusunda eğitim almasının öğrenciler üzerinde olumlu etki edeceğini dile getiriyor. “Öğrenme çocukların duygularından bağımsız olarak gerçekleşemez. Duygusal okuryazarlık, öğrenme için en az matematik ve okuma eğitimi kadar önemlidir.” (s.341)

Duygusal zekâsı yüksek düzeydeki bir öğretmen sınıftaki her durumu, her olayı çok daha iyi analiz edecektir. Hangi durumda ne tür geri dönüt verilmesi gerektiğini kavrar. Hassasiyeti yüksektir, sadece öğretmeye enerji harcamaz; bir yandan da öğrencileri anlamaya çalışır. Onların duygu durumlarını doğru ölçer. Empati yetisi geliştiği için öğrencilerin ağızlarından çıkan her şeyi önemser. Böylelikle daha duyarlı ve daha etkili bir eğitim öğretim ortamı oluşur. Daniel Goleman’a göre duygular eğitilebilir. Bu, birtakım kurslarla yahut çeşitli programlarla gerçekleşebilir. Yazara göre duygusal okuryazarlık en nihayetinde hatırı sayılır bir fark yaratır.

Daniel Goleman’ın söz konusu eseri duygusal zekâ kavramına son derece kapsamlı bir bakış açısı getirmektedir. Yazar, duygusal zekânın sayısal zekadan daha önemli olduğunu kabul ettirme gayretindedir. Bunu, ortaya koyduğu muhtelif araştırmalarla ve bazı örneklerle desteklemektedir. Toplumsal açıdan da değerlendirdiğimizde duygusal zekânın insanların hayatını devam ettirme noktasından önemli bir işlevi olduğunu söyleyebiliriz. Daniel Goleman’a göre insanlar, kendilerindeki mevcut duygusal zekâlarını her daim geliştirmelidir.

GOLEMAN, Daniel, Duygusal Zekâ, Varlık Yayınları, İstanbul, 2016.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa Küçük
Mustafa Küçük - 4 hafta Önce

Allah razı olsun çok güzel bir konuya değinmiş siniz

banner19

banner26