Dünyanın tarihi yazılabilir mi?

Binlerce yıllık insanlık tarihini, iki kapak arasında bütünlüklü olarak ele almak cesaret ister. 20. yüzyıla kadar yazılan tarih ekseriyetle oksidentalist (Batı merkezci) anlayışla yazılmıştır. 20. yüzyılda bile bu anlayışı yıkan örnekler, bir elin parmaklarını geçmez. 15. yüzyıldan itibaren üstünlüğü eline geçiren Batı dünyası, adeta “Tarihi, galipler yazar” ilkesinin izinden giderek tamamen subjektif bir tarih anlayışı geliştirmişlerdir. Bu dönemin tarihçilerine göre Avrupa’nın dışında insanlık ve medeniyet yoktur. Tarihin babaları olarak empoze edilen Homeros ve Thukydides’e dayanan bu antik Yunan anlayışı tüm olayları kendi zaviyesinden ele alan bir bakış açısına sahiptir. Bu tarih anlayışına zaman zaman itirazlar olmuşsa da Toynbee ve Spengler’a kadar bakış açısı değişmemiştir. İlk kez Toynbee ve Spengler ile Avrupa dışında da uygarlıkların kurulduğu, bu uygarlıkların kuruluş ve yükselişin ardından yıkılarak yerini yeni bir uygarlığa terk ettiği yönünde bir anlayış gelişti. Tabi ki bunu bir başlangıç olarak düşünmek gerekiyor. Çünkü Toynbee de sonuçta Avrupa’yı merkeze alan anlayıştan uzaklaşamamıştır. O’nun ileri sürdüğü düşünce daha çok “Başkaları da var” diyerek Avrupa dışındaki gerçekliği kabul etmesinden ibarettir.

William H. Mcneill

William H. Mcneill (1917-2016) Batılı tarihçiler içerisinde ilk kez “Dünya Tarihi” kavramını ele alarak bunu sistemleştirmeye çalışan isimdir. Aslen Kanadalı olan bu ABD’li ilim adamı çocukluğundan itibaren sorguladığı “Neden İslâm’ın ve Uzak Doğulular’ın tarihimizde yeterince yeri yok?” sorusunu önce tarihçi olan babasına sormuş daha sonra da akademik çalışmalarının merkezine almıştır. II. Dünya Savaşı’nda askerî ateşe olarak Mısır’da görevlendirilmesi, bu bakış açısını desteklemiştir. Çünkü bir İslâm ülkesi olan Mısır’ın tarihine ve kültürüne dair araştırmaları, içerisinde binlerce yılı barındıran çok büyük medeniyetlerin izini kendisine haber vermiştir. Bu bakış açısıyla 1963’te yayınladığı “The Rise of the West: A History of the Human Community/Batı'nın Yükselişi, Bir İnsan İlişkileri Tarihi” isimli çalışması, dünya tarihindeki insan ilişkilerine kültürel ve etnik farklar açısından yaklaşarak son 500 yılın Batı uygarlıklarının diğerleri üzerindeki ilişkilerine değinmiştir. Daha önce Annales Okulu’nun ve özelde Braudel’in geliştirdiği tarihin merkezine, insanı/coğrafyayı ve ekonomiyi koyan Marksist temelli anlayışın da ötesine geçerek insanlık tarihini tek çatı altında birleştirme gayretini, ilk kez Mcneill denemiştir. Mcneill’in tarih anlayışı, Toynbee’den ilham almıştır ancak daha da ileri bir noktaya taşımıştır. Çünkü Toynbee’de sınırları çizilen uygarlıklar, Mcneill ile etkileşim içerisinde olan ve sürekli olarak dönüşen tek bir uygarlık anlayışına dönüşmüştür. Mevcut olan bu tek uygarlık da kendisinden önce gelen tüm uygarlıklardan mutlaka bir şeyler alarak şimdiki hâline ulaşmıştır. Bu sebeple de tek bir Batı uygarlığından bahsetmek yanlıştır. Mcneill, tüm kitaplarında özellikle Müslümanlar’ın mevcut Batı uygarlığının oluşumundaki doğrudan tesirlerini örnekleriyle ele almıştır.

“Dünya tarihçiliği” kavramı nasıl ortaya çıktı?

Dünya tarihçiliği, Mcneill ile ivme kazanarak insanlık tarihinde yer almış ve bugün yok olmuş tüm uygarlıkların da içine alındığı yeni bir tarih anlayışıdır. “Dünya Tarihi” isimli bu çalışması Mcneill’in bu bakış açısının bir ürünüdür. Kitapta, tarihin; bilinen ilk başlangıcından bugüne uzanan (2016 yılına kadar) tüm süreci etkileşimli bir anlayışla ele alınmıştır. Yalın ve kolay anlaşılabilir bir dille yazılan kitapta 41 harita, 75 fotoğraf ve ayrıntılı dünya kronolojisi yer alıyor. Mcneill kitabını yazarken yaklaşık 1200 farklı kaynağı taramış. Sadece Batılı kaynakları değil aynı zamanda İslâm, Çin, Rus, Japon, Hint, Romen, Afrika ve Güney Amerika kaynaklarını da tarayarak olabildiğince tarafsız bir çerçeve çizmeye çalışmış. Günümüzde benzer örneği bulunmayan bu çalışma Huntington ve Fukuyama’nın “Medeniyetler Çatışması” fikrine de net bir itiraz olarak ele alınabilir. Nitekim Mcneill’in 2014’te yaptığı bir konuşmada “Medeniyetler Çatışması” iddiasının tarihi bir gerçekliği bulunmadığını ve bir cehaletin yansıması olduğunu dile getirmiştir. Fukuyama, daha sonraları bu görüşünden geri adım atmıştır. Mcneill’in tüm kitapları Türkçemiz’e henüz çevrilmedi. Özellikle temel eseri olan  “The Rise of the West: A History of the Human Community /Batı'nın Yükselişi, Bir İnsan İlişkileri Tarihi”nin çevrilmesi faydalı olacaktır. Değerli Hocamız Alaaddin Şenel, yazarın bu geniş çaplı kitabını (850 sayfa) çevirerek büyük bir boşluğu doldurmuştur. Dünyamızın bilinen tarihini en başından bugüne sağduyulu ve tarafsız bir gözle okumak isteyenler için Mcneill’in bu kitabını dikkate almalarını tavsiye ediyorum. İyi okumalar…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hüseyin Tokmak
Hüseyin Tokmak - 7 ay Önce

Kalemine ve yüreğine sağlık Yunus Emre.

Sungur Cesuroğlu
Sungur Cesuroğlu - 7 ay Önce

Allah Razı olsun Yunus Bey, çok faydalı oldu yazı

MEHMET NURİ KARAMAN
MEHMET NURİ KARAMAN - 7 ay Önce

Yazın çok güzel üstad müstefid oldum.

Ahmet FİDAN
Ahmet FİDAN - 7 ay Önce

Aziz dostlar, Batılı tarih anlayışı ile İslam'ın tarih anlayışı son derece farklıdır. Batılı tarihinde insan mağaradan taştan bataklıkktan çıkarılarak meydana gelir. İnsan ilkeldir. Ama İslam'da ilk insan Hz. Adem, aynı zamanda bir peygamberdir. Her peygamber de olduğu gibi Hz. Adem 'de medenidir. İnsanlık tarihinde ilkellik yoktur. Bu konuda mücadele etmiş bir kardeşiniz olarak nihayet okul kitaplarına konunun girmesine vesile oldum. Kalbi muhabetlerimle.

banner26