Yaş kemale erse de elleri işleyen yaşlılar (video)

Yaşlılar Saygı Haftası münasebetiyle Rusya, Arnavutluk, Yunanistan, Kosova ve Bulgaristan’da hayat mücadelesi veren, ömürlerini mesleklerine adayan, ilerlemiş yaşlarına rağmen çalışmaya devam eden yaşlıların hikâyesine kulak verdik.

Yaş kemale erse de elleri işleyen yaşlılar (video)

18-24 Mart tarihleri 1982 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından Yaşlılara Saygı Haftası olarak ilan edildi. Biz de Rusya, Arnavutluk, Yunanistan, Kosova ve Bulgaristan’da hayat mücadelesi veren, ömürlerini mesleklerine adayan, ilerlemiş yaşlarına rağmen çalışmaya devam eden yaşlıların hikâyesine kulak verdik.

Rusya'da yaşlılar

Yaşlı nüfusun sosyal düzen içindeki varlığı açısından dikkat çekici ülkelerden biri Rusya. Ülkede 150 ile 200 dolar arasında seyreden emekli maaşları yaşlı nüfusun rahat bir hayat sürmesi için yeterli değil. Hem maddi hem de manevi kaygılarla çalışmayı sürdüren Ruslar’ın sayısı hayli fazla. Yaşlılık Bilimi Araştırma Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen çalışmalar, ülkede 300 bin kişinin 90 yaşını aşmış olduğunu ortaya koyuyor.

Özellikle büyük şehirlerdeki hayat pahalılığı, artık torunlarıyla vakit geçirmek isteyen bir çok Rus’u zorlu çalışma koşullarına itiyor. Yarım asırdan uzun bir süreyi Kropotkinskaya Parkı'nda geçiren Viktor Amca, yaptığı oyuncak düdükleri, ilerleyen yaşına rağmen, hem de Rusya'nın sert soğuklarında Moskovalılar’a sunuyor.

Viktor Amca hayat mücadelesiyle alakalı şu şekilde konuştu: “Bana yaşımı sorduklarında ‘25 yıl sonra yüz yaşıma gireceğim’ diyorum. Bu zamana kadar çocukları mutlu etmek için uğraştım. Bu gördüklerinizin hepsi el emeği. Bunları ince ince işleyerek mutlu oldum. Bence uğraşacak bir şey bulamadığınız zaman yaşlısınız demektir. Hâlâ bir işe yaradığınızı görmek, insanların ilgisi ve bununla gelen yaşama sevinci yaşlılıkla anılan yalnızlığa ağır darbe vuruyor. Zaten yalnız değilseniz, yaşlı ya da genç olsanız ne fark eder: Mutlusunuz demektir.”

Yaptığı işi ayrıntılarıyla anlatan Viktor Amca, bir süre sonra dahil olacağı bu yaş grubuyla alakalı devletin yaklaşımını değerlendirirken tarihten örnekler verdi. Viktor Amca’nın elinden çıkan çok sayıda oyuncak var. Hepsinden de kuş sesine benzer sesler geliyor. Viktor Amca oyuncakları ve çocuklarla ilgili şu şekilde konuştu: “Yaptığım oyuncaklarla fil sesinden kuzu melemesine kadar bir dolu ses çıkarılabiliyor. Bu çocuklar için mucize gibi. Aslında çocuğa hürmet eskiden daha fazlaydı. Hem yönetimin planlaması, hem de aile için çocuk daha önemliydi. Şimdi bu ilginin düşmesini ben de yakından hissettim. Yaşlılar için de aynı şey sözkonusu. Hayata sıkı sıkıya sarılmazsanız kısa sürede silinebilirsiniz. Acı ama hayat şartları böyle.”

Arnavutluk'ta yaşlılar

Gazeteci Ferdinand Kamil Samarciu, Arnavutluk'un en tanınmış isimlerinden biri. Mesleğinde 40 yılı geride bırakan gazeteci, ülkenin geçirdiği siyasi değişimlerin de tanığı. 67 yaşındaki Arnavut gazeteci, birçok ödül kazandığı kariyerine, televizyon için hazırladığı dinî programlarla devam ediyor. Üniversitede ders veren Samarciu, son günlerde bir belgesel film hazırlığında.

Samarciu, Tiran Üniversitesi Gazetecilik bölümünden mezun oldu, meslek hayatına 1975 yılında Arnavutluk Radyo ve Televizyonun'da başladı. 1975'li yıllarda siyasi haber muhabirliği yapmak üzere görevlendirildi. İlerleyen yıllarda ana haber sunuculuğu ve haber müdürlüğü görevlerini üstlendi. Mesleğine olan tutkusu hiç değişmedi. Ferdinand Kamil Samarciu'nun geçmişi başarılarla dolu. Usta gazeteci, 2000 yılında Arnavutluk'un en prestijli basın ödülü Altın Anten'in yanı sıra, hayatı boyunca çok sayıda ödüle de layık görüldü.

Samarciu mesleğinin ilk yıllarını şu şekilde anlattı: “İşe başladığım yıllar komünist dönemlerdi. Sancılı, kötü yıllardı. Ama Allah bizi o günlerden kurtardı. O günlerde ben canla başla çalışıyordum. Çünkü Arnavut halkına doğruları yansıtacağıma dair kendime söz vermiştim. Komünizmin yıkılmasıyla beraber kendi isteğimle Arnavutluk Radyo ve Televizyonu’nda, dini topluluklar ile ilgili bir program yapılmasını önerdim. Çünkü ülkemizin buna ihtiyacı vardı. Bu programlarımız büyük yankı uyandırmış ve çok beğenilmişti.”

Ferdinand Kamil Samarciu, 1991 yılından bu yana dini programlar yapıyor. Halen, İskender Bey meydanında kılınan bayram namazları öncesinde ve sonrasında canlı yayınlarla konuklarını ağırlıyor. 67 yaşındaki Samarciu, aynı zamanda Tiran Üniversitesi'nde gazetecilik bölümü öğrencilerine dersler de veriyor. İlerleyen yaşına rağmen mesleğini büyük bir sevgi ile devam ettiren Samarciu son yıllarda belgeseller de çekiyor. Tecrübeli gazeteci Samarciu belgesel çalışmaları hakkında şunları söyledi: “Şu anda hazırlamakta olduğum belgesel Arnavutluk'ta İslam dini üzerine. Halkımızın İslam kaynaklı örf ve adetleri, 1991 yılından önce kaybetmeleri ve sonra tekrar kazanmalarını işliyor. Bir söz var: ‘Vatanı olmayanın dini de olmaz' diye. Ben de halkıma kendi vatanlarını sevdirmek, değerlerini de yeniden kazandırmak istiyorum.”

Yunanistan'da yaşlılar

İstanbul doğumlu müzisyen Prokopis Minaoğlu, Türk müziğinin usta isimleriyle aynı sahneyi paylaşan sanatçı, 41 yıl önce Yunanistan'ın başkenti Atina'ya yerleşti. Pek çok müzik aleti çalabilen 85 yaşındaki sanatçının tek hayali bir kez daha İstanbul'da sahne almak ve müziğini sanatseverlerle buluşturmak.

85 sene boyunca değişen dünyanın, yükselen sanatçıların, yaşamdan kayıp giden yıldızların tanığı olan Prokopis Minaoğlu,1931'de İstanbul-Kumkapı'da doğdu. Zeki Müren, Orhan Gencebay, Neşe Karaböcek, Gönül Yazar gibi isimleri saymakla bitmeyecek onlarca ünlü Türk ses sanatçısıyla birlikte müzik yaptı. Neşesi, yaşam sevinci ile hem sanatçılara ilham oldu, hem de dinleyicilere unutulmaz anlar yaşattı. 1975'te Ege'nin karşı kıyısına, Atina'ya yerleşti ama doğup büyüdüğü memleketin tınısı kulaklarından hiç eksik olmadı. Sahnedeki eski dostlarını da hiç unutmadı.

Türkiye’de bulunduğu yıllardaki çalışmalarıyla ilgili şunları anlattı Minaoğlu: “Alafrangacıydım, İlham Feyman orkestrasında çalıyordum. Benim bir arkadaş var, Hasan Biliç. Bilmiyorum sağ mı, öldü mü? Öldüyse Allah rahmet eylesin. Yaşıyorsa selamet versin. Görüyor beni ki neşeliyim sahnede. ‘Gel’ dedi. Sevim Taner'e götürdü beni. Oradan başladım alaturkacı olmaya. Herkes sevdi beni. Sahneyi neşelendiriyordum.”

Prokopis Minaoğlu'nun içindeki müzik sevgisi hiç tükenmedi. Sahneye duyduğu özlem de hep taze. Tek dileği bir kez daha sahneyle ve müzikle kavuşmak olduğunu söyleyen Minaoğlu sözlerine şu şekilde devam etti: “Hâlâ şu dakika sahnede olmak isterim ki o tefimi çalayım, kontrobasımı çalayım, bu halimle oynayayım yine, onu istiyorum. Hatta duyarlarsa beni Muazzez Ersoy, Emel Sayın hanım, Mustafa Keser fırsat verirlerse, İstanbul'da, ömrümün son dakikalarında bir sahnede çalmak ve tabir-i caizse jübile yapmak istiyorum. İnşallah duyarlar beni de çağırırlar.”

Minaoğlu, geride bıraktığı, doğup büyüdüğü toprakları büyük bir sevgi ve özlemle anarken Mustafa Sağyaşar’la olan bir hatırasını paylaştı: “Mustafa Sağyaşar’la bir gün İstanbul'da Markiz Pastanesi var. Orada karşılaştık. Bana dedi ki: ‘Prokop, oğlum niye kalktın gittin sen?’ ‘Ne bileyim baba’ dedim, ‘ben de bilmiyorum niye gittiğimi.’ Hakikaten ben de bilmiyorum, bu kadar sene burdayım, niye ben burdayım? Onları, o günleri öyle bir arıyorum ki, o zamanki arkadaşlarımı öyle bir arıyorum ki, neşeli arkadaşlarımı, çok neşeliydi. Evet biraz üzdüler beni zamanında ama hepsini affettim, herşeyi, ölümlü dünya.”

Deneyimli müzisyen Minaoğlu'nun anılarındaki isimler Türk müzik dünyasının adeta tarihini yazacak nitelikte. Tüm ünlü isimler kalbinde büyük bir yere sahip ancak Orhan Gencebay'ın vefasını, dostluğunu hiç unutamıyor. Fotoğraflar bu güzel geçmişin tanıkları. Yıllarca gözbebeği olan, elinden tutan, çocuklarının annesi hayat arkadaşının fotoğrafları ise 28 yıldır taşınan bir başka özlemi anlatıyor.

Kosova'da yaşlılar

Süleyman Randobrava, Kosova'da 1950'li yıllarda Türk dilinin yaşatılmasında büyük pay sahibi olan kahraman öğretmenlerden birisi. Kosova'nın ilk Türk eğitimcisi ünvanına da sahip olan Randobrava, dönemin zorlu şartlarında eğitim alanında birçok sorunla karşılaştı. Halen eğitimden bahsederken gözlerinin içi gülen emektar öğretmen, tüm zorlukların üstesinden geldi. Randobrava Türkçe eğitim mücadelesini şu sözlerle anlattı: “1951 yılında canla başla çalıştım Türk eğitimi için. 40 yıl çalıştım, yardım ettim bugünkü gelişmelere. Üsküp'e gittim, Türk eğitimi canlandı. Okullar yoktu o zamanlar, biz de evlerde çalıştık.”

Kosova'nın çınarı Randobrava, geçmişten bugüne ülkenin değişiminin de en güçlü tanığı. İlerleyen yaşına rağmen, hafızasıyla yıllara meydan okuyor. Tarihi belgeler ya da asırlık fotoğraflar Süleyman Randobrava'nın arşivinde yer alıyor. Büyük bir sevgi ile bahsettiği öğretmenlik hayatının ardından Randobrava, zamanının büyük bir bölümünü dükkanında geçiriyor. Yüzlerce öğrenciyi yetiştiren emektar öğretmen, çocuklarının da öğretmen olmasından gurur duyuyor.

Bulgaristan'da yaşlılar

Bulgaristan'da Türkler’in yaşadığı bir Rodop köyü. 1989 yılında yaşanan zorunlu göç, burada da yüzlerce aileyi birbirinden ayırdı. Gençlerin birçoğu farklı ülkelere yerleşirken, yaşı ilerlemiş olanlar, evlerinden ve doğduğu topraklardan ayrılamadı. Köylerde yalnız yaşamaya mecbur kaldı. Rodop’ta gezerken, tek başına yaşayan insanları görmek mümkün. Hangi kapıyı çalsanız, orada hasret var, orada gurbetlik var, orada çocuklarının yolunu gözleyen anne ve babalar var.

Onlardan biri olan 82 yaşındaki Mürüfe Teyze yaşadığı yalnız hayatı şu ifadelerle anlattı: “Yalnız yaşıyorum. Adım Mürüfe. 82 yaşındayım. Çocuklar arada geliyor işte. Gelince de canı sıkılıyor. Türkiye’de yaşıyor. Onun da oğlu, kızı var. Onlar da hasret birbirine gene. Baştan zor geliyor. N’apcan, alışıyorsun. Hasretlik çok zor. Hasretlik kadar zor bir şey yok. Gözünün önünde hepsi. yatıyorsun, kalkıyorsun hep gözünün önünde, hep bekliyoruz.”

82 yaşındaki Mürüfe Teyze’nin bir oğlu Türkiye’de, diğer oğlu vefat etmiş. Mürüfe Teyze iki çocuğunun resimlerini başucundan ayırmıyor. Tek tesellisi torunları ve bahçesi. Torunları gelince onlara bahçeden taze yiyecekler sunmakla teselli buluyor. Evinin bahçesine kendi emekleriyle torunları için sebze eken Mürüfe Teyze, sözlerine şu şekilde devam etti: “Burada yetişen sebzelerin lezzeti bir başka olur. Kızanlar yesinler, görsünler. Biz bu evi kuralı 40 sene oluyor. Çalıcak’tan gelmeyiz. Kızanlar vardı burada zaten. İkisi de burada doğdu. 35’er yaşına girdiler. Kızanların ikişer kızanları var. Adam vefat etti, altı sene oluyor.”

Büyük evin içinde yapayalnız yaşam süren Mürüfe Teyze kedileri, köpekleri ve çiçekleriyle yalnızlığını unutmaya çalışıyor. Yazları bahçesinin bir başka güzelleştiğini ve kendisine burada meşguliyet edindiğini söyleyen Mürüfe Teyze son olarak şu ifadeleri kullandı: “Dışarısı gelin gibidir yaz günü. Bir budağını bile zor veririm. Evlatlarım gibi bakıyorum. Kimi temizlerken, kimi sularken, insan kendini bayya işte sanıyor gibi oluyor. Kedilerim var, köpekler var, ama insana sevdirmiyorlar kendilerini. Onu düşünüyorsun, bunu düşünüyorsun, gözünün önüne getiriyorsun, kendi kendine alıyorsun, avunduruyorsun işte. Kendin biliyorsun kendi içini.”

Onun için bayramlar, torunlarıyla, evlatlarıyla buluşma demek. Büyük evine neşe gelmesi, sesle dolması demek. Ancak o güne kadar, gözleri yaşlı, kalbi buruk, gönlü hasretlik acısıyla dolu. Tesellisi onların varlığı, umuduysa torunları ve evlatlarının kapıdan gireceği günün gelmesi.

 

Sevda Dükkancı, Derya Özcan, Gülay Krasniç, Gençer Tatar ve Barış Mutlu haber verdi

Yayın Tarihi: 17 Mart 2016 Perşembe 11:16 Güncelleme Tarihi: 17 Mart 2016, 11:16
banner25
YORUM EKLE