banner17

Vakıfların yönetiminde 'atanmışlar' var (video)

Müslüman Türk kimliğini yüzyıllardır yaşatan Batı Trakya, Osmanlı'dan miras eserlerin yükseldiği Gümülcine'deki yapılar aynı zamanda kentin sembolü. Gümülcine'deki Türkler Osmanlı'dan yagidar kalan eserlere adeta gözleri gibi bakıyor.

Vakıfların yönetiminde 'atanmışlar' var (video)

Batı Trakya gökyüzüne yükselen minareleri, beş vakit okunan ezanları, köylerinde, sokaklarında, evlerinde duyulan ezan sesleri ile Müslüman Türk kimliğini Yunanistan'da yaşatan bir bölge. Burada yaşayan Türk azınlık, kendilerine Osmanlı'dan miras kalan camilerde ibadetlerini yapıyor, bu ata yadigarı eserlere gözü gibi bakıyor.

Gümülcine de bu Osmanlı izlerinin Batı Trakya'da en net görüldüğü yerlerden biri. Şehrin adeta sembolü halini alan Yeni Cami şehrin merkezinde, saat kulesinin hemen yanında yer alıyor. 1585'de Ekmekçizade Defterdar Ahmet Efendi tarafından yaptırılan cami bugün hâlâ sapasağlam ayakta. Her gün yüzlerce Batı Trakyalı Müslüman bu mabedde ibadetlerini eda ediyor. Süsleme sanatının eşsiz örnekleri ile bezeli cami, mimari bir zenginlik olarak da kendini gösteriyor.

Vakıfların yönetimi "atanmış" isimlerden oluşuyor

Gümülcine'nin merkezindeki bir başka Osmanlı mirası görkemli yapıysa Eski Cami. Osmanlı döneminde inşa edilen ve 19. yüzyıl ortalarında onarılan cami, 1853-54 yıllarında Sultan Abdülhamid Han tarafından genişletilerek bugünkü halini almış. 1912 Balkan savaşları sonrası kiliseye çevrilen cami 1919'da tekrar Türk cemaatine geri verilmiş. Cami bugün Batı Trakyalı Müslümanlar'ın ibadet için biraraya geldiği önemli buluşma noktalarından biri.

Gümülcine'nin bağlı olduğu Rodop vilayetinde 133 cami ve 46 mescid bulunuyor. Bunlardan 165'i ibadete açık. Camilerin çoğu ayakta ve iyi korunmuş durumda. Ancak azınlığın gözü gibi baktığı bu camilerin ve diğer Osmanlı mirası eserlerin ihtiyaçlarının karşılanmasında vakıf mallarına ilişkin sorun gündeme geliyor. Lozan Antlaşması her ne kadar Batı Trakyalı Türk azınlığa vakıf malları konusunda özerklik tanımış da olsa, Yunanistan'ın sonradan uygulamaya koyduğu kanunlar, vakıflar yönetiminin azınlığın seçtiği kişilere değil, Yunan devletinin atadığı isimlere geçmesine neden oluyor.

Geçtiğimiz haftalarda yangından zarar gören Mahmutağa Camii gibi Osmanlı eserlerinin korunması vakıfların sorumluluğunda ancak bu vakıfların yönetimindeki anlaşmazlıklar bu bakım ve koruma işlemlerinde zorluk yaşanmasına neden oluyor. Geçtiğimiz haftalarda Mahmutağa Camii'nin giriş kısmında yangın çıkması ve Alankuyu Mescidi'nin bahçesindeki selvilerin kimliği belirsiz kişiler kesilmesi bu sorunu tekrar gündeme getirdi.

Gümülcine seçilmiş müftüsü İbrahim Şerif bölgedeki Osmanlı yapılarıyla ilgili şu şekilde konuştu: “Bugün devlet tarafından vakıfların idarecileri, tayin edilen gelirlerini kesin olarak bilmiyor. Ama iki milyon euro civarında olduğunu tahmin ediyoruz yıllık. Gümülcine'nin içinde yirmi tane cami var, altı tane okul var, beş tane mezarlık var. Bunların bakımı bu vakıfların gelirleri ile oluyor. Kontrolü azınlığın seçtiği insanların elinde olmadığı için kimseye hesap verilmiyor. Gazetelerde yıllık gider, gelir, harcamalar da belli değil.”

Dedeağaç Türk turistlerin gözdesi

Batı Trakya Türkleri'nin yoğun olarak yaşadığı yerlerden bir diğer bölge de Dedeağaç. Bir liman kenti olan Dedeağaç, Yunanistan ve Türkiye'yi ayıran Meriç Nehri'nin hemen batısında, İpsala Gümrük Kapısı'na sadece 40 kilometre uzaklıkta.

Bir liman kenti olan Dedeağaç, Batı Trakya'da deniz ulaşımı açısından önemli bir noktada bulunuyor. Aynı zamanda kent, deniz , kara ve havayolunun birleşme noktası olarakta dikkat çekiyor. Şehirde bulunan üniversite ise şehre canlılık katıyor. Elli bin nüfuslu kentin gelir kaynakları arasında turizm, önemli bir yer tutuyor. Sahil kenarında sıralanan balık lokantaları turistler için birer cazibe merkezi.

Türkiye'ye olan yakınlığı da Dedeağaç'ı Türk ziyaretçiler için daha da cazip kılıyor. Kentin hemen hemen her yerindeki Türkçe tabelalar göze çarpıyor. Son dönemlerde Dedeağaç Türkiye'den çok sayıda turiste ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle restoranların hemen hemen hepsinde Türkçe menüye rastlamak mümkün. Şehrin sembolü ise 19. yüzyıl sonlarında inşa edilen deniz feneri. 1 Haziran 1880'den beri hizmet veren, Ege'ye göz kırpan deniz feneri bugün şehri gezmeye gelenlerin buluşma noktası.

 

 

Derya Özcan haber verdi

Güncelleme Tarihi: 04 Haziran 2015, 13:41
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20