banner17

Ülkelerin geleneksel enstrümanları (video)

Ülkelerin kendilerine özgü müzikleri olduğu gibi, o müziği daha iyi yansıtan enstrümanları vardır. Bu enstrumanlar aynı zamanda o yörelerin adeta sembolü olmuştur. Bu enstrümanlar ülkelerin kültürünün ayrılmaz parçasıdır.

Ülkelerin geleneksel enstrümanları (video)

Kırgızistan'ın geleneksel enstrümanı: Komuz

Kırgızistan'ın geleneksel müziğinin sembolleşen enstrümanı komuz. Komuz, geleneksel Kırgız kültürünü en iyi yansıtan müzik entrümanlarından biri. Diğer Türk halk kültürlerinde kobuz, homuz, hobus, kopuz biçiminde adlandırılan çalgıların da bir benzeri. 3 telli komuz erik, çam veya kavak ağacından yapılıyor ve Kırgızistan'ın bu en eski çalgısının sesi halen düğün ve toylarda duyuluyor.

Kırgızistan'da sanat icra eden El Şayırları Sanat Grubu üyesi Nurbek Serkebayev komuzu şu ifadelerle anlatıyor: “Komuzun tarihi hakkında, halk arasında söylenen bir efsane var. Bunu, ünlü komuzcu merhum Nurak Abdarahmanov babamız da bize anlatırdı. Eski zamanlarda Kambar isimli biri dağlardayken, güzel bir ses duymuş. Ses çıkan yere gidip baktığında, o sesi; kurdun yediği bir geyiğin ağaca asılı kurumuş bağırsağı rüzgarda hareket ettirerek, çıkardığını görmüş. Şaşıran kambar, ağacın bir yüzünü oyup, ona geyiğin kurumuş bağırsağını bağlayarak eliyle oynamaya başlamış. Komuz'un böyle ortaya çıktığı söyleniyor.

Komuzda 3 bine yakın ezgi var. Yani günümüze yazılı olarak miras bırakılmamış, eski ezgilerde var. Akord düğmeleri yardımı ile telleri çeşitli tınılara uyumlandırılarak, birinci düzeyden, ikinci, üçüncü, beşinci düzeylerden çalınan ezgiler var. Komuz 24 çeşit tınıya sahip. 24 tınının her birinden 7 ve en fazla da 10-15 ezgi çıkabilirdi.”

Kulaktan kulağa yayılan anonim komuz ezgileri aşıklık geleneği ile birlikte sürdürülüyor. Komuz, hafif, kolay taşınabilen ve ezgiye göre farklı seslerle çalınabilen bir müzik aleti olmasının yanında, değişik biçimlerde de çalınabiliyor. Günümüz ozanları komuzu çalarken onu oynatarak farklı, görsellik de oluşturuyor.

Kırgızistan'da ayrıca komuz dışında, kıl kıyak, çopa çor, demir ve ağaç ağız komuz, surnay, sıbızgı gibi birçok müzik aleti de kullanılıyor. Yenisey Kırgızları'nın müzik aletleri ile ilgili ilk yazılı bilgilerin, Çin'in Tan hanedanlığı dönemindeki belgelerde yer aldığı biliniyor.

Santur İran'la özdeşleşti

Sesi İran'la özdeşleşen santur yaklaşık 3500 yıllık geçmişe sahip. Menşei konusunda Pakistan ve Hindistan’ın adı geçse de santur ancak çoğu zaman İranla anılıyor. İran’da milattan sonra 200'lü yıllardan bu yana kullanıldığı söylense de İranlı santuri Ali Rıza, santurun geçmişinin çok daha eskilere dayandığını söylüyor: “Santur en eski İran sazlarından. İlk izler milattan önce 596 yılına uzanıyor. Asur ve Babil dönemine. Bunun kanıtı da, Asurlulardan kalan taş üzerinde, çalgı aletleri içerisinde santura benzer bir alet çalgıcıların elinde resmedilmesi.”

Santur, telli ve vurmalı bir çalgı. 72 ila 160 arasında tele sahip olan çeşitli santurlar bulunuyor. her bir nota ise yaklaşık 4 telden meydana geliyor. Santuri Ali Rıza, sazıyla ilgili şu bilgileri verdi: “Santurda 72 tel var, sağ tarafında ise sesi ayarlamak için akord yerleri mevcut. Bu çalgı genellikle ceviz ağacından yapılıyor. Alt, üst ve yan bantlardan oluşuyor. Teller ön kısma baskı yaptığı için buranın şekil değiştirmemesi için de köprüler kullanılıyor. Yine ön kısmında da gül şeklinde delik yapılır ki sazın sesi dışarıya çıkabilsin.”

Biçimi kanuna da benzeyen santurun benzersiz sesi mızrapın maharetli ellerle buluşmasıyla ortaya çıkıyor. Mızraplar ceviz ağacından yapılıyor. Mızrab ucuna tiz ses çıkartmasın diye yün bir parça yapıştırılıyor. Bu şekilde telle ahşabın birleşmesinden daha yumuşak bir ses çıkıyor.

Sesi eşlik ettiği ezgilere otantik bir hava katan santurun geçmişte tedavi ve terapi amaçlı kullanıldığı da kayıtlarda yer alıyor.

Rusya'nın geleneksel enstrümanı üç telli, üçgen gövdeli balalayka

Üç telli ve üçgen gövdeli geleneksel Rus çalgısı balalayka, 18. yüzyılın sonuna doğru yaygınlaşmaya başladı. İki yüzyıldan uzun bir süre bölge insanının sevincinde coşkuyla, acısında hüzünle ses verdi. Ancak bugün Rusya'da daha çok folklorik bir unsur haline gelen bu enstrümanı çalan sanatçı sayısı sınırlı.

Az sayıdaki balalayka çalan sanatçılardan biri olan Adrey Gorbaçov, sazıyla ilgili şu şekilde konuştu: “Balalaykada üç tel bulunur ama sayısız çalma tekniği mümkündür. Tek parmakla çalmak en basit tekniktir, bir derste öğrenebilirsiniz. İki ve daha fazla parmakla enstrümanı çalmak için ise uzun çalışmak gerekir. Bundan elli yıl önce gitarın yaygınlaşmasından esinlenerek beş parmakla çalanlar arttı. Caz, klasik müzik, rock ya da country.. Balalayka ile modern ya da klasik istediğiniz her eseri çalabilirsiniz."

Balalayka, kimi kaynaklara göre Orta Asya'dan, kimilerine göre ise İskandinav ülkelerinden Rus coğrafyasına girdi. Çarlık döneminin sonlarına doğru kara listeye alınan balalaykaya, Sovyetler Birliği döneminde sahip çıkıldı fakat kısıtlandı. Rusya Federasyonu'yla birlikte gelen süreçte balalayka için beklenen hareketi getiremedi.

Bugün, Rusya'daki kayıtlı 150 bin müzisyenin sadece yüzde biri balalaykayı ilk enstrümanı olarak kaydettirmiş. Bu da milli enstrümanın halk nezdinde sahiplenilmesi ve yeni nesile tanıtımıyla ilgili sorunlar bulunduğunu ortaya koyuyor. Moskova Müzik Endüstrisi Direktörü Andrey Gorbaçov, balalaykanın diğer ülkelerde Rusya'dan daha fazla bilindiğini ifade ediyor: “Yıllar önce Türkiye'de onikibin kişiye verdiğimiz konseri unutmuyorum, izleyicilerin büyük coşkusuyla karşılaşmıştık. Halklarımız arasında bu duygu paralelliğini görmek ise beni çok mutlu etmişti. Şöyle bir tuhaf durum da var; balalayka Rusya'da gördüğü ilgiden fazlasını yurtdışında görüyor. ABD'de çok ciddi kurumlar balalaykayı merkezine almış durumda, Çinlilerin de bu enstrumana ilgisi çok büyük."

Kültür Bakanlığı balalaykanın yeni nesile tekrar tanıtılması için yeni hamleler planlıyor. Eğitimcilerle uzun süreli görüşmeler gerçekleştiren bakanlık yetkilileri dünyaya mal olmuş bu enstrümanın sadece müzik okullarına hapsolmasını istemiyor.

Yeni müfredat çalışmaları çerçevesinde balalaykanın ortaöğretimde yaygınlaştırılmasını hedefleyen bakanlık yetkilileri, enstrümana dönük bilgi verecek eğitimci sayısının sınırlı olmasını da bu planlarının önünde ciddi bir engel olarak görüyor.

Biraz gitar biraz bağlama: Yunanistan'ın geleneksel sazı buzuki

Yunan müzisyenlerin can dostu buzukiler, kuşkusuz Yunan müziği deyince akla gelen ilk enstrümanlardan. Yunan halkının duygu dünyasını notalarla buluşturan bu çalgı, yaklaşık bir asırdır Yunanların yaşamında. Kendine özel yapısı gitar ve bağlamanın özelliklerini de taşıyor.

Bağlamanın tellerini ve gitarın perde düzenini bünyesinde buluşturuyor. 27 yıldır profesyonel olarak buzuki çalan ve “buzuki benim için yaşamdır” diyen Vangelis Maheras, enstrümanı şu şekilde anlattı: “Ses olarak biraz sizin enstrümanınız bağlamaya benziyor. Hem biz sizden, hem de siz bizden çok unsur aldınız. Tüm Akdeniz bu konuda benziyor aslında. Buzukinin sesi nettir. Yediğimiz ekmeği buzukiden çıkarıyoruz. İşim bu olmasa bile buzuki çalmadan yapamazdım. Çünkü buzuki benim kendimi ifade ediş biçimim. Aynı zamanda tüm Yunan halkını da ifade ediyor. Buzuki benim tüm hayatım.”

Buzukinin yapımı oldukça zahmetli. Ancak hünerli ellerde her biri birer sanat eseri olarak arzı endam ediyor. Yunan müziğinin ve Yunan kültürünün ayrılmaz bir parçası olan buzuki yapımında Yunanistan'ın en ünlü ve en hünerli ustalarından biri Yanis Karvunis. Yanis Karvunis'in diğer ustalardan farkı a'dan z'ye buzukide kullanılan tüm parçaları kendisinin yapması. Genellikle gövde çam ağacından, sapıysa ıhlamur ya da maundan yapılıyor. Üzerinde ise sedef kakmalar bulunuyor. Yumurta biçimli gövdesine uygun şekli vermek için büyük bir emek harcanıyor. Gövdenin yapımı için özel kalıplar kullanılıyor. Kalıptan, üzerindeki işlemelere kadar tüm ayrıntılar Yanis Usta'nın imzasını taşıyor.

52 yaşındaki Yanis Karvunis usta otuz yıldır bu mesleği yapıyor. Buzuki yapımı ustalığı ve buzukiyle alakalı olarak Yannis usta şu ifadeleri kullandı: “Önceleri müzisyendim. Hem kendi kamyonumda şoförlük yapıyordum, hem de haftasonları eğlence merkezlerinde çalışıyordum. Ancak gece çalışmak hoşuma gitmedi. Buzukiden de kopamadım. Böylece, buzukiyi çalmak yerine üreterek yine bir şekilde ona yakın olmayı tercih ettim. Bu işi yapabilmek için çok emek harcamak, çok özveride bulunmak gerekiyor. Hayal gücünüzün de geniş olması lazım. Tabii ki sevgi en önemlisi.

Buzuki halk olarak da bizim damarlarımızda var. Halk müziği ve buzuki dinlemeyen Yunan olduğunu sanmıyorum. Buzuki bence en geleneksel enstrümanımız. ülkenin her bölgesinde farklı enstrümanlar var ancak tüm bölgelerde ortak olan ve tüm ülkeyi birleştiren tek enstrüman buzuki. Bence buzuki, mandoline daha yakın ancak tamamen Yunan geleneksel müziğinin bir parçasıdır.”

Bir çok kişiye göre ise buzuki, ismini Türkçe'deki bozuk kelimesinden alıyor. Çünkü buzuki, sazdan bozularak oluşturulan bir çalgı ve bozuk kelimesi Yunanca da zamanla buzuki halini almış. Buzuki, Anadolu'dan Ege'nin karşı kıyısına geçenlerin müziği rembetikanın da temel unsurlarından birini oluşturuyor.

Kosova'nın iki telli geleneksel sazı: Çifteli

Kosova türkülerine can veren enstrümansa çifteli. Arnavut kültürünün sembolü olan çifteli, çift telli saz anlamına geliyor. Kosovalı Arnavutlar'ın evinden eksik olmayan saz, Arnavut düğünlerinin de vazgeçilmezi.

Kosova'nın geleneksel müzik aletlerinin başında gelen bu saz aynı zamanda köklü bir geleneğin de simgesi. Yüzlerce yıllık geçmişe sahip çifteli, çift telli saz anlamına geliyor. Kosova'da yöresel saz denilince akla ilk gelen çifteliyi çalmak gelenek ve göreneklerin sürdürülmesi anlamına geliyor. Bu geleneği sürdüren Bütüç ailesi, gelenek ve göreneklerin gelecek nesillere aktarılmasını hedefliyor.

Bütüçi kardeşler, Kosova kültürünün simgesi kabul edilen çifteliyi 20 yıldır gelecek nesillere aktarmak için uğraşıyor. Ülke içinde ve dışında çifteliyi duyurmak için dernekler kuran Bütüçi kardeşler, bu geleneğin dünyaya tanıtılmasını hedefliyor. Bütüçi kardeşlerden İlir Bütüçi, çifteliyle ilgili şu şekilde konuştu: “Çifteli bizim geçmişiz. İki telli olan bu özel çalgıyı tam 30 yıldır çalıyorum. İlk başlarda kardeşlerim ile amatör olarak çalıyorduk. Sonra bir dernek kurmaya karar verdik. O yıllarda bir amacımız vardı. Kosova ve Arnavut türkülerini, müziklerini tanıtmak. Dernek kurulduktan sonra ben Almanya'ya gittim. Bu fikri orada da hayata geçirmek istedim. Şimdi orada gurbetçi kardeşlerimle birlikte bir dernek kurduk. Haftada bir Kosova geceleri düzenleniyor. Çifteli çalıyor, türküler söylüyoruz. Böylece hasretimizi bir nebzede olsa hafifletmeye çalışıyoruz.”

Yapımı günler süren, çalınması da kolay olmayan bu özel çalgı zamana inat vazgeçilmezliğini koruyor. Kosova'da özellikle düğün ve bayramlarda çiftelinin sesi duyulmaya devam ediyor. Çifteli Balkan ülkelerinin yanı sıra, başta Türkiye olmak üzere dünyanın bir çok yerinde aynı isimle biliniyor.

Bulgaristan'ın tulumu: Gayda

Anadolu'da tulum olarak bilinen nefesli çalgı, Bulgaristan'da gayda adıyla anılıyor. Bulgarlar'ın milli çalgısı, yarı ton seslere sahip olmasıyla tulumla benzerliklere sahip. Gayda'nın sesi en çok Trakya, İstranca, Dobruca, Sofya ve rodop dağlarında duyuluyor.

Sofya Müzik Akademisinin gayda öğretmeni Ventzislav Andonov, Bulgarlar'ın geleneksel sazı gayda ile ilgili şu ifadeleri kullandı: “Gayda'nın geçmişi Trak kavimlerine uzanıyor, bizden çok öncesine kadar bu topraklarda varmış. Gayda küçük kuzu veya oğlak postundan yapılıyor. Bu, gaydanın ses çıkaran, çalan kısmı. İçeride bir çığırtaç var. Bu küçük düdük sadece tek bir ses çıkartıyor, parmakların yardımıyla, gaydanın sihirli melodisi ortaya çıkıyor.”

Gaydanın ses tonlamasıysa çok sınırlı. 9 ton ve tek bir oktava sahip. Andonov, Bulgar gaydasının diğer batı gaydaların bazı farkları bulunduğunu şu ifadelerle anlattı: “Bizim Bulgar gaydasını batıdakilerinden ayırt eden şey, seslerde yarı tonların da bulunması. Sadece Bulgar ve Türk gaydasında bu yarı tonlar var. Müziğin güzelliğini de onlar katıyor. Avrupa’nın her yerinde gaydayı rastlarsanız, fakat Bulgar gaydasındaki bu ses ahengi ve yarım tonlamalı melodiyi asla bulamazsınız.”

Bulgar gaydasının da farklı türleri bulunuyor. Rodoplarda kullanılan “kaba gayda” dağlık bölgede, güç koşullarda yaşayan insanların hüzünlü şarkılarına eşlik ediyor. Bulgaristan Ulusal Radyosu Halk Orkestrası'nın gayda sanatçısı Petö Kostadinov da şu ifadeleri kullandı: “Bulgaristan’da iki tür gayda var. Kaba ve cura gayda. Kaba gayda Rodop Dağları bölgesine has. Benimki cura gayda. Sofya, Trakya, Dobruca bölgelerinde bu gayda kullanılıyor. Gaydanın geniş melodi yelpazesinde, her bölgeye has müzik icraları söylemek mümkün. Trakya, Şop, Dobruca, İstranca, hatta Türk müziği bile var gaydacıların repertuvarında.”

 

Sevda Dükkancı, Gülay Krasniç, Derya Özcan, Barış Mutlu, Fatih Sabuncu ve Uğur Özen haber verdi

Güncelleme Tarihi: 31 Ekim 2015, 10:10
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20