Ülkeler değişse de kuş sevgisi hep aynı (video)

Şiirlerde, şarkılarda, halı desenlerinde ve en nihayet ülke bayraklarında ve sancaklarda rastlanan belki de tek canlı türü kuşlar. Kimi zaman barışı, bazen de tam aksi yönde savaşın sembolü olan kuşların muhtelif kültürlerdeki izlerini sürdük.

Ülkeler değişse de kuş sevgisi hep aynı (video)

Şiirlerde, şarkılarda, halı desenlerinde ve en nihayet ülke bayraklarında ve sancaklarda rastlanan belki de tek canlı türü kuşlar. Kimi zaman barışın, bazen de tam aksi yönde savaşın sembolü olan kuşların muhtelif kültürlerdeki izlerini sürdük.

Kırgızistan'da kuşlar ve kuş sevgisi

Dağlık yapısı ve temiz doğası ile bilinen Kırgızistan, çok sayıda kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Kentlerden köylere kadar ağacın bol olduğu yerleşim yerlerinde güvercin, karga, serçe, ağaçkakan gibi 368 kuş türü yaşam sürüyor.

Ülkede şahin ve kartal gibi yırtıcı kuş türlerine rastlamak da mümkün. Kırgız halkının yırtıcı kuşlarla yakın ilişkisiyse tarihleri kadar eski. Avcı veya alıcı kuşlara özel ilgi gösteren Kırgızlar, yüzyıllardır onları eğiterek birlikte avlanıyor. 

Kırgızistan’da tüm Orta Asya halklarında olduğu gibi kartal yetiştiriciliği binlerce yıl öncesine dayanıyor. Yuvasından alınan kartallar sevgiyle büyütülüp yetiştirildikten sonra avcılıkta kullanılıyor. Şimdilerde ise sportif amaçlarla yine aynı şekilde kartal yetiştiriciliği devam ediyor.

Kartal, atmaca, şahin-balaban gibi kuşların eğitilebilirliği, insanların onlarla ilişkisini kolaylaştırıyor. Kırgız kuş eğiticileri, bu kuşları eğitmenin tek yolunun sevgi ve dostluk olduğunu belirtiyor. Kartal eğiticisi Esenbolot Şarşenbiyev kuşlarla ilgili şu ifadeleri kullandı: “Kırgız halkında, Türk soylarının hepsinde, kuş besleyiciliği çok değerli, eskiden beri gelen saygın bir yetenek olarak bilinir. Hepimizin bildiği gibi kuşlar birçok gruba ayrılıyorlar. Benim kartalım bürküt ve kuş olmak üzere kendi başına ayrı bir gruptur. Çünkü bu grup kartallar avcılık için kullanılır ve hedeflenen hayvanı uzaktan uçup giderek yakalayıp alır. İtelgi, ılaaçın gibi kuşlar ise av hayvanlarını düşürür, sonra yer. Bu gruba cagalmay adlı kuş da girer."

Yüz yaşlarına kadar yaşadıkları bilinen kartallar eğitilmek için henüz yavruyken yuvalarından alınıyor. Avcılıkta kullanılan kartallar yaklaşık 40 yaşlarında, üreyip çoğalabilmeleri için doğaya geri bırakılıyor. Şarşenbiyev yırtıcı kuşların eğitimiyle ilgili olarak şöyle konuştu: “Genel olarak bürküt kartalı eğitmek çok zor, bir emek ister. Bürkütü daha küçükken yuvasından alıyoruz. İkinci bir yakalama yöntemi ise tel yaymak. Onlara tel bürkütü denilir. Yuvadan alınan bürkütler neyi gördüyse onu alabilecek güce sahip olabiliyorlar. Dağda, tarlada büyüyen bürkütler ise anne ve babasının öğrettiği gibi, gücünün yetmediği hayvanlara saldırmamayı daha küçükken öğreniyor doğal olarak. Bu nedenle, onlar herşeyi avlayamıyorlar ve ancak kendi gücünün yettiği şeye saldırıyorlar.” 

Kırgızistan’da kuş ile avlanma sporu, Devlet Spor Ajansına bağlı olan Salbuurun Federasyonu tarafından denetleniyor. Kuş yetiştirmeyi babasından öğrenen ve Salbuurun Federasyonu'nun etkin bir üyesi olan Esenbolot Şarşenbiyev, bu işin inceliklerini çıraklarına da aktarıyor.

Arnavutluk'ta kuşlar ve kuş sevgisi

Kartallar ülkesi olarak anılan Arnavutluk'ta kartal şipıria olarak teleffuz ediliyor. Ululuk ve yükseliği temsil eden bu yırtıcı kuşun gücü, bir simge olarak Arnavutlar tarafından yüzyılllardır benimseniyor.

Bugün çift başlı kartal figürü adeta bu ulusun simgesi. Ülkeye adını veren kartal sembolü resmi Arnavutluk bayrağını da süslüyor. Bayrağın kökeni ile ilgili halk dilinde birçok anlatı bulunuyor. 1400’lerin başında yaşamış efsanevi Arnavut kahramanı İskender Bey, çift başlı kartal figürlü bayrağı ilk kullananlardan.

Kartalın kanatlarındaki ve kuyruğundaki tüylerin sayısı, İskender Bey'in ülkeyi yönettiği yıl sayısı kadar olmasıyla da ayrı bir özellik taşıyor. Çift başlı kartal figürü Arnavutluk'ta kullanılan armalarda da yer alıyor.

Dört bir yanı dağlarla çevrili olan ülkede yüzyıllardır hayat süren birçok kartal türü olduğu biliniyor. Ülkenin dağlık bölgeleri kartalların yanı sıra çok sayıda yabani kuş türüne de ev sahipliği yapıyor.

Kartallara büyük önem atfeden Arnavutlar’da kuş sevgisi çok yaygın. İsmet Bekiri de başkent Tiran’da yaşayan bir kuş sever. O her sabah evinde hazırladığı yemlerle kuşları besliyor. Öyle ki, mahallede yem yiyen güvercinlere İsmet'in güvercinleri adı veriliyor.  İsmet Bekiri kuş sevgisiyle ilgili şunları söyledi: “Arnavutlar hayvanseverlikleriyle tanınır. Çoğunlukla evlerde bir evcil hayvan görülür. Mesela benim kuşlara karşı aşırı sevgim var. Özellikle güvercinleri çok seviyorum. Ama bazıları güvercinleri kafeste tutuyorlar. Çok yazık. Üzülüyorum. O hayvanları hapsediyorlar. Ben güvercinlerin de bütün kuşlar gibi özgür bırakılmasından yanayım.”

Günde iki defa kuşlara su ve yem veren Bekiri’nin evinin avlusuna sık sık güvercinler geliyor. Kış mevsiminde de soğuk ve yağışlı havalarda kendi evinin çatı katını  güvercinlere açıyor.

Pakistan'da kuşlar ve kuş sevgisi

Pakistan’ın başkenti İslamabad'da yaşayan Talal Tahir, evinin çatısını adeta bir kuş bahçesine çevirmiş. 27 yaşındaki Talal Tahir, Pakistan'daki binlerce papağan sevdalısından biri. Çocukluk yıllarında başlayan kuş sevgisi nedeniyle 10 yaşından itibaren evinde papağan beslemeye başlamış.  Babasının da desteğini alan Tahir, yaşadığı evin çatı katını adeta bir kuş cennetine çevirmiş.

Üniversite eğitimi sürdüren Tahir, günde ortalama 5 saatini kuşların bakımına ayırıyor. Her bir kuşu ile ayrı ayrı ilgilenen Tahir, yavruları da elleriyle besliyor. Kuşlarına özenle bakan Talal Tahir, bu tutkunun kendisine maaliyetinin aylık 600 dolardan fazla olduğunu söylüyor. Hem yorucu hem de masraflı olmasına rağmen papağanlarını çok sevdiğini de ekleyen Tahir, kuş sevgisi hakkında şu sözleri sarfetti: “Bizde kuş sevgisi aslında babadan oğlu geçen bir tutku diyebilirim. Ben çocukken babam evimizde kuş beslerdi. Benim de zamanla kuşlara olan ilgim arttı. Babamın da desteği sayesınde evimizin çatısını kuşlarımıza ayırdık. Babam ve benim en büyük tutkumuz bu gördüğünüz papağanlar. Bu hobimiz hem masraflı hem de yorucu olmasına rağmen onlarla birlikte olmayı ve onlarla ilgilenmeyi çok seviyorum.”

Talal Tahir, kuş bahçesinde sadece papağanlara yer vermiş. İlk zamanlar bir kaç papağan beslemeye başlamış ancak gün geçtikçe sevgisi bir tutkuya dönüşmüş. Babası ile birlikte Pakistan'ın her bölgesindeki kuş pazarlarından farklı tür ve renklerde papağanlar edinmiş. Her gün sayıları artan papağanları nedeniyle, çatı katını tamamen onlara ayırmış. Bugün itibari ile çatıda kurulan bu bahçede 300’den fazla papağan var. Burada Cennet Papağanı’ndan gri renkli Afrika Papağanı'na kadar 10’dan fazla farklı türde papağan yaşıyor.

Göz alıcı renkleriyle dikkat çeken bu papağanlar görenleri de büyülüyor. Talal Tahir, neden sadece papağan beslediğiniyse şöyle açıklıyor: "Bahçemde sadece papağanları besliyorum. Çünkü onların renkleri gerçekten beni çok etkiliyor. Ayrıca papağanlar diğer kuşlara oranla insanlara daha yakın davranıyor. Ne zaman onların yanına gelsem hemen omzuma ya da kafama konuyorlar ve sanki bana beni ne kadar özlediklerini anlatmaya çalışıyorlar. İşte o an çok mutlu oluyorum.”

Günün büyük bir bölümünü papağanlarının bakımına ayıran Talal Tahir, çevresine de kuş sevgisini aşlamaya çalışıyor.

İran'da kuşlar ve kuş sevgisi

Tarihe, sanata edebiyata  ve efsanelere konu alan kuşların İran kültüründe yeri büyük. Zümrüd-ü Anka olarak da adlandırılan Simurg, İran mitolojisinde yer eden efsanevi kuşların başında geliyor. İran efsanesine göre, çağları aşan bir güçle donatılan Simurg üstün bir üne sahip. İranlı sufi şair Feridüd-din Attar'ın ünlü eseri olan Mantıku't-Tayr' yani "Kuşların Dili" adlı kitabı da Simurg'u arayan bir kuş sürüsünden bahsediyor.

Çok sayıda farklı biçimde tasvir edilen Simurg'un farklı kültür ve coğrafyalarda da karşılığı var. Araplara göre bu efsanevi kuş yine bir efsane olan Kaf Dağı’nın üzerinde yaşıyor. Bugün İran’daki birçok kültürel faaliyette Simurg kuşu simge olarak kullanılıyor. Her yıl düzenlenen Fecr Film Festivali'nin sembolü de Simurg figürü.

İran, kültürel etki alanının dışında rengarenk kuşlarıyla da ünlü. Fenç ya da bir başka adı ile Hint bülbülü bu kuş türlerinden biri. Hint bülbülleri, İran’a özgü olmasa da zaman içinde evlerin bahçelerine yapılan büyük kafesleri süslemiş. Görsel güzellik sağlayan bu kafesler zamanla gelenek haline gelmiş.

Bugün hâlâ bazı binaların bahçesinde ya da salonlarında bu kafesleri görmek mümkün olabiliyor. Azadi kulesinin altındaki büyük salonda da bu kafeslerin modern bir örneği yer alıyor. 

İran’da ilginç bir görüntüyü ise papağanlar oluşturuyor. Yeşil alanların az olduğu başkent Tahran’da büyük parklar ya da sarayların bahçelerindeki ağaçlar yabani papağanlara ev sahipliği yapıyor. Gülistan sarayının bahçesindeki ağaçların üzerinde görülen yeşil papağanlar gelen turistlerin de büyük ilgisini çekiyor.

Rusya'da kuşlar ve kuş sevgisi

İnsanoğluna en iyi arkadaşlık eden canlı türlerinden biri kuşlar. Yırtıcısıyla, evciliyle büyük bir aile olan kuşlara olan sevgiye her coğrafyada rastlanıyor. Rusya'da Sovyetler döneminden bu yana özenle korunan Svetlogorsk'daki Kuş Cenneti, bu sevginin bir örneği. Sovyetler döneminden bu yana itinayla korunan kuş cenneti, kimi zaman eğitim faaliyetleri için de kullanılıyor.

Soğuk bir iklime sahip olan Rusya'da kuşların da, kuş severlerin de işi zor. Kuş yetiştiricilerinin birçoğu, büyük şehirlerin fiziki ve sosyal durumu nedeniyle kuşlar için uygun olmadığını düşünüyor. Şehirde yaşayan kuş severler, kuşların bakımı için şehre yakın olma mecrubiyetiyle baş başa kalıyor. Moskova Kanarya Sevenler Derneği yönetim kurulu üyesi Vladimir Bogomolov, bu mecburiyet dışında kuşlarla dolu evinden çıkmıyor.

Ruslar’ın kuşlara olan ilgisi çarlık dönemine kadar uzanıyor. Sovyetler Birliği kurulduktan sonra derneklerin devlet planlaması dahiline alınması, kuşların farklı şehirler arasındaki alışverişi yavaşlatsa da bu süreçte bilimsel araştırmalara hız verilmiş. Güney Amerika ve Avrupa ile kurulan ilişkiler sayesinde yeni kuş türlerinin Rus coğrafyasına nakli kolaylaşmış. Yarım asıra yakın bir süredir kuş sevgisinin içinde büyüyen Vladimir Bogomolov'un hayat tarzında bu sevgi berlirleyici olmuş. Bogomolov kuş sevgisiyle ilgili şu ifadeleri kullandı: "Çocukluğumdan bu yana hep kanaryalara ilgi duydum. Tabii başlarda hep bir ya da iki kanaryam vardı. Ama zamanla bu ilgi büyüdü. İmkanlarım da büyüdükçe daha fazla kanarya ile birlikte yaşamak istedim. Arkadaşlarım bu evi aslında kanaryalar için inşa ettiğimi düşünüyor. Gerçekten de zamanla iş buna döndü. Kanaryalarımın sesi beni dinlendiriyor. Ruhuma işliyor. Tabii iş hayatımdan, çıktığım tatillere kadar her şey üzerinde etkili. Akrabalarım bana hep bu sevginin kaynağını soruyor. Ben de onlara başka bir soruyla cevap veriyorum; “Cennette kanaryaların varlığından bahsedilir siz bunu duymadınız mı?”

Evde yüze yakın kuşla yaşayan Bogomolov, ötüşünü bozan kanaryayı kanat tüylerinden yaptığı çubuklarla uyarıyor. Bogomolov kuşlarla münasebeti hakkında şunları anlattı: "Rus kanaryalarını Norveç ve Alman kanaryalarla aynı kategoride düşünebilirsiniz. Kötü öten kuşları ayırıyorum. Şu gördüğünüz çubuğu hafifçe kafese sürüyorum. Susuyorlar. Ya da birbirleriyle kavga ediyorlarsa yine bu çubuğu kullanıyorum.Rusya'da kuş besleyenlerin yüzlerce yıllık bir metodudur. Bazen çubuğu sadece gösteriyorum ve ötmeyi kesiyorlar. Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim. Erkek öter, dişi kanarya ötmez diye bir kaide yok. Dişi de öter. Ama biraz uğraşmak gerekir. Beslenmesi de önemlidir. Kanarya sahipleri sadece yem vermesin. Salatalık ve balla da kanaryalarının hayatını renklendirsin. Hayatından memnun kuş daha güzel, daha içten öter.”

Bulgaristan'da kuşlar ve kuş sevgisi

Balkanlar’ın en eski hayvanat bahçelerinden biri Bulgaristan'da bulunuyor. 1888 yılında kapılarını açan başkent Sofya'daki hayvanat bahçesi, çok sayıda hayvanın yanı sıra 500’den fazla kuşa da ev sahipliği yapıyor. Sofya Hayvanat Bahçesi’nde çok sayıda farklı türde kuş, kafeste, kümeste, ya da suda  bir arada yaşıyor. Hayvanat bahçesi içinde su kuşları için yapılan özel bir göl de mevcut. Hayvanat bahçesi yetkililerinden ekolog Katerina Zareva şu şekilde konuştu: “Ziyaretçiler buraya gelince ilk gördükleri yer, su kuşlarını barındıran büyük göl oluyor. Burada ördekler, yerli cins pembe pelikanlar ve başka su seven kuşlar var. Pelikanların baharda üreme dönemleri yaklaştıkça, kanatları ve tüyleri pembeleşiyor. Yırtıcı kuşlar için de görkemli bir kapalı kafes tesisatı var. Orada akbabalar, kaya kartalları ve şahinler var. Hayvanat bahçesinde deve kuşu, nandu ve emu var. Onlar dünyanın en büyük kuşları.”

Hayvanat Bahçesi’ndeki “Kuşluk Evler” bölümünde onlarca kuş cinsi izleyicilere adeta şov yapıyor. Kuzgunlar, kuğular, baykuşlar, rengarenk tüylü ördekler, sarı, mavi, siyah renklerde, sülünler sanat tablosunu andırıyor. Hayvanat bahçesinin maskotlarıysa riki ve büti adlı iki papağan. Riki yaşlanınca, sahipleri onu hayvanat bahçesine getirmiş. Kanatları kesildiği için uçamasa da burada ziyaretçilerin ilgisiyle yaşıyor. Büti ise 8 yaşında bir afrikalı kakadu. Çok yüksek sesli olduğu için daire içinde bakımı çok zor. Eski sahipleri ona çikolata verdikleri için burada da ona “çikolata” diyorlar.

Kosova'da kuşlar ve kuş sevgisi

Kış aylarında Kosova'da birçok dernek, kurum ve kuruluş; maddi durumu zayıf kişilere yardım ediyor. Bu yardımlarda, soğuk havalarda daha ağır şartlarda yaşam sürmek zorunda kalan hayvanlar da unutulmuyor. Prizren İslam Birliği ve Kosova Hayvanları Koruma Derneği bu bağlamda önemli bir projeye imza atıyor. Başta Prizren Müftüsü Lütfi Balık olmak üzere yetkili ve gönüllü isimler kuşların bir arada yaşadığı dağlık arazi ve köylere çıkarak hayvanlara yem dağıtıyor. Projenin amacıysa, yardıma muhtaç olanların sadece insanlar olmadıklarını hatırlatmak.

Prizren Müftüsü Lütfi Balık proje hakkında şu ifadeleri kullandı: “Bugün burada olmak benim için ayrı bir keyif. Çünkü her yardıma muhtaç canlıyı korumak başlıca görevimizdir. Bu yıl bir ilki başlattık, kentimizde yardıma muhtaç olan herkesin yardımına koşmaya çalışıyoruz. Yetkililerin emeği büyük ama ben Prizren'deki duyarlı halkımıza da çok teşekkür ediyorum. Yardım etmek dinimizin gereğidir, kuşlarında bizim yardımımıza ihtiyaçları olduğunu asla unutmamak gerekiyor."

Kosova'da kuş yetiştiren aileler de var. Prizrenli Kaymakçı ailesi ve Hüseyin Simitçi de ülkenin ünlü kuş severleri arasında. Kaymakçı ailesi evlerine sığmayan yüzlerce kuşu bir dükkanda bir araya getiriyor.

Türklerde kuşlar ve kuş sevgisi

Edebiyata, sanata, şiire konu olan kuşlar, Türk kültür tarihinin de ayrılmaz bir parçası. Türkler arasında soy, boy, kişi adları, unvanları ile yaşadıkları çevrelerdeki şehir, dağ, ırmak, göl gibi yerlere verilmiş adlar içinde kuşlara ait bulunanlar oldukça fazla. İslam öncesi dönemde kimi Türk topluluklarının bazı kuşları dokunulmaz saydığı da biliniyor.

Kuşlar, güzel sanatların hemen her dalında müstesna bir yere sahip. Divan edebiyatında, beyitlerde sevgiliye ve aşığa ait hususlar kuşa benzetilirken; aşığın gözü, bakışı, gönlü, canı gibi kavramlar bunların başında geliyor. Şiirlerde kuşların ötüşü, alçakta veya yüksekte uçması, tuzağa düşmesi, avlanması, kafese kapatılması, ürkekliği, yaralanması, kanadının kırılması gibi sayısız özellikler kullanılıyor. Bülbül, papağan, şahin, keklik, karga, güvercin, kumru ve tavus gibi kuşlar edebiyatta işleniyor.

Güle aşkını anlatan bülbül, sesi ve boynunda halka bulunduğu için tasavvufta kulu simgeleyen kumru, hû çeken ve mucizeler söyleyen papağan, göz alıcı renkleriyle tavus, güzel yürüyüşü ile keklik, ürkekliğiyle güvercin ve daha bir çok kuş, muhtelif özellikleriyle kuşlar Türk edebiyatında sıkça söz konusu ediliyor.

Tasavvuf edebiyatının başlıca eserlerinden biriyse Mantıku't-Tayr yani Kuşların Dil adını taşıyor. Feridüddin Attar'ın ünlü eserinde kuşlar ile ilgili hikayeler anlatılırak çeşitli semboller aracılığıyla tasavvufun temelleri anlatılıyor. Sûfîler bedeni kafese, ruhu kuşa benzetiyor.

İslamiyetin tesiri altında gelişen Türk edebiyatına da tercüme edilen eserin birçok kitaba da ilham olduğu kabul ediliyor. Kuşlarla ilgili kitaplar arasında mutasavvıf şair Gülşehrî tarafından 1317 yılında yazılan Mantıku't-Tayr adlı eser, Ali Şir Nevai'nin Lisanü't-Tayr'ı, Zaifi Pir Mehmed'in Gülşen-i Simurg'u, Arifi'nin Ravzatu't-Tevhid'i ve İbrahim Gülşeni'nin Simurgname'si bulunuyor. Aşık ve halk edebiyatında en fazla sözü edilen kuşsa turna. Turnanın uzak illerden gelmesi, şahin tarafından avlanması, sevgiliden haber getirmesi gibi yönleri, gurbet ve hasret duyguları ile pekiştiliyor.

Kimi kuşların, Anadolu halk kültüründe ayrı bir yeri var. Uzun bacaklı bir kuş türü olan leylek, Hacı Leylek olarak adlandırılıyor. Göç ederken Mekke'den geçtiğine inanılan ve Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret ettiği kabul edilen leyleklere aynı sebeplerle zarar da verilmiyor.

Hikayelere de ilham veren kuşlar, tarih boyunca en çok okunan çevrilen ve uyarlaması yapılan Kelile ve Dimne eserinde de okurların karşısına çıkıyor. Beydeba tarafından kaleme alınan bu eserde, olaylar hayvanların ve kuşların dilinden aktarlıyor.

Doğu ve Türk mitolojisinde de kuş motifine sıkça rastlanıyor. Kafdağı'nın ardında yaşayan Anka veya Simurg, Hüma Kuşu, Kaknüs veya Musikar, Hz. Süleyman'a Belkis'tan haber getiren Hüthüt ve Ebabil kuşları bunlar arasında. Zümrüdü Anka olarak da bilinen Simurg, efsanevi kuşların başında geliyor. Çok sayıda farklı biçimde tasvir edilen simurg'un farklı kültür ve coğrafyalarda da karşılığı var. İran mitolojisinden doğan Simurg, Semender, Devlet Kuşu, Phoenix, Hüma, Simurg-ı Kaf gibi farklı adlarla da anılıyor.

İstanbul'da kuş pazarları ve kuş evleri

İslam medeniyetinin hayvanlara verdiği değerin sembolü şehrin sokaklarında cıvıldayan kuş sesleri. İstanbul silüeti fotoğraflarını süsleyen olmazsa olmazlardan biri martılar ve şehrin sessiz tanıkları güvercinler. Osmanlı döneminden günümüze miras kalan bir kültürün göstergesi ise güvercin beslemek. O dönemde halkın bu merakı saray yaşamına da yansımış ve güvercinlere özel ilgi gösterilip özel mekanlar dahi tahsis edilmiş. Çok farklı ırk ve nitelikteki güvercinler toplanıp geniş bir koleksiyon oluşturulmuş.

Günümüzde ise İstanbul'un birçok semtinde güvercinlere yem vermek için tahsis edilen alanlar kuşlara verilen bu değeri bir kez daha gözler önüne seriyor. Güvercin sevdalılarının bir başka adresi ise İstanbul'daki kuş pazarı. Pazar günleri tarihi surların dibinde kurulan bu pazarda farklı güvercin çeşitlerini görmek ve hakkında bilgi almak mümkün. İstanbul'daki tarihi yapıların bir köşesine kondurulan kuş evleri, mimari özellileriyle dikkatleri çekiyor.

Osmanlı döneminde kuşların soğuk kış günlerinde barınması için binaların dış cephesıne yapılan kuş evleri de estetik bir anlayışın yansıması. Osmanlı mimarisiyle özdeşleşen bu evler İslam medeniyetinin kuşlara verdiği değeri gözler önüne seriyor. Rüzgar yönü hesaplanarak inşa edilen  kuş evleri özellikle camiilerde görülüyor. Yüzyılları aşan bir geleneğin temsilcisi olan kuş evleri bugün hâlâ kuşlara yuva olma özelliğini sürdürüyor.

 

 



 

Fatih Sabuncu, Mustafa Deveci, Gençer Tatar, Uğur Özen, Gülay Krasniç, Sevda Dükkancı ve Barış Mutlu haber verdi

Güncelleme Tarihi: 25 Şubat 2016, 10:23
YORUM EKLE

banner19

banner13