banner17

Su kuyuları üzerindeki şehir: Beyrut (video)

Ortadoğu'nun binlerce yıllık tarihiyle, bir yanı yaralı bir yanı hayat dolu şehri Beyrut. Adını üzerine kurulduğu su kuyularından alan Beyrut, Antik Yunan, Roma ve Osmanlı'nın izlerini taşıyor. Tarihi boyunca defalarca yeniden inşa edilen bu kent, 15 yıl süren iç savaşta bir kez daha yıkıldı.

Su kuyuları üzerindeki şehir: Beyrut (video)

Lübnan'ın başkenti Beyrut, Doğu Akdeniz ve Levant bölgesinin kadim şehri. Bir çok medeniyete ev sahipliği yapan şehir yüzyıllar boyu güçlü imparatorların hedefinde yer aldı. Romalılar, Persler, Yunanlılar, Memlükler, Osmanlılar ve Fransızlar farklı dönemlerde Beyrut'u kontrollerinde tuttu. Şimdi neredeyse ülke nüfusunun yarısına sahip olan Beyrut, beş bin yıl önce kuruldu. Kuruluşunaysa kente ismini de veren su kuyuları sebep oldu.

Tarihçi Hassan Hallak Beyrut'un tarihiyle ilgili şu ifadeleri kullandı: “Arap körfezinde 'Berit' ismiyle anılan bir bölge vardı. Berit Arapça'da su kuyusu anlamına gelir. O bölgeden gelenler de buradaki su kuyularını görünce burayı 'Beyrut' olarak adlandırdı. Şehir su kuyularının üzerine kuruldu diyebilirim. Bu su kuyuları yüzyıllar boyu şehrin en önemli çekim noktalarıydı. Beyrut'un farklı bölgelerinde bu su kuyularından bazıları hâlâ çalışır durumda.”

Lübnan'ın bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmasının ardından Beyrut Ortadoğu'nun parlayan yıldızı haline geldi. 1975'te Lübnan iç savaşı başlayan kadar da Ortadoğu'nun başkenti olarak adlandırıldı. Ortadoğu ülkelerine yön veren kültürel, bilimsel ve entelektüel çalışmalara ev sahipliği yaptı. İç savaşın ardından bu konumunu kaydeben Beyrut, potansiyelini halen taşıyor. Bir çok farklı din ve mezhepten insanı barındıran kozmopolit şehrin büyük çoğunluğunu Müslüman ve Hristiyanlar oluşturuyor.

Lübnan'ın en büyük camisi

Mezhepsel farklılar nedeniyle Beyrut'ta çok farklı renkleri bir arada görmek de mümkün. Ancak kentte İslam mimarisi daha baskın. 400 yıl boyunca Beyrut'ta hükmeden Osmanlı'nın kentin gelişimine yaptığı katkılar göze çarpıyor. Beyrut'taki bir çok yapı Osmanlı ve Türk izleri taşıyor. O yapılardan biri de Muhammedü'l Emin Camii. 2008 yılında yapımı tamamlanan caminin esin kaynağı İstanbul'daki Sultan Ahmet Camii. 5000 kişi kapasiteli Muhammedü'l Emin Camii, ülkenin en büyük camisi. Bir büyük kubbe ve etrafındaki yarım kubbeler, Osmanlı mimarisini yansıtıyor.

Camideki Osmanlı izleri bununla sınırlı değil. Üzerinde bulunduğu arsa da, 1853 yılında Sultan Abdulmecid tarafından dönemin önemli din adamlarından Şeyh Muhammed Abdulnasır'a hediye edildi. O da arsaya bir tekke yaptı. İç savaş yüzünden büyük zarar gören tekkenin, 2002 yılında camiye dönüştürülmesine karar verildi. İnşaata ilk taşı da eski Başbakan Refik Hariri koydu. 2005 yılındaki suikastta ölen Hariri, caminin açılışını göremese de hemen yanındaki alana defnedildi.

Caminin iç süslemelerinde de Türk izleri açıkça görülüyor. Camide yer alan çiniler, Kütahya'da yapıldı. Halılar da yine Türkiye'den getirildi. 400 yıl Osmanlı egemenliği altında kalan Lübnan'da, Türk etkisi bitmiş değil. Muhammedü'l Emin Camii bunun bir delili olarak Beyrut'un tam da ortasında yer alıyor.

"Beyrutlular vakit namazlarında da camimizi dolduruyor"

Beyrut, büyük bir Müslüman ve Hristiyan nüfusa sahip. Bu iki kültür iklimi şehrin her tarafında hissediliyor. Farklı dönemlerde diğerine üstün olan rakip medeniyetler kimi zaman kendinden öncekileri yok etseler de, Beyrut zengin kültürünü çağlar boyunca ayakta tutmayı başarmış bir şehir.

Şehrin tarih boyunca yaşadığı bu sürecin en iyi şahitleri ise asırlık tarihi yapılar. Bunların en başında Hz. Ömer Camii geliyor. Caminin imamı Mahmud Akkavi mabedle alakalı şu ifadeleri kullandı: “Bu camiye ibadete ve ziyarete gelen insanlar içerideki kalabalığı görünce gururlanır. Sürekli Kur'an-ı Kerim okunan camimiz özellikle ibadete gelen Müslümanlar için ilham kaynağı. Beyrutlular sadece Cuma namazlarında değil, vakit namazlarında da camimizi dolduruyor. Camimizin tarihi de kendisi gibi etkileyici. Bu tarihi yapıyı bize hediye eden dedelerimizin büyüklüğünü de görüyoruz. Hz. Ömer Camii eskiden olduğu gibi şimdi de Beyrut'ta Müslümanların simgelerinden biri.”

Adını Hz. Ömer Efendimiz'den alan bu cami, tarih boyunca farklı dinler için ibadethane olarak kullanıldı. Milattan önce üçüncü yüzyılda pagan tapınağı olarak inşa edilen ibadethane, önce kilise, ardından cami, haçlılar döneminde yeniden kilise ve sonra tekrar cami oldu. 1291'den bugüne kadar süresiz cami olarak kalan yapıda, hem Memlüklüler'in hem de Osmanlı'nın izlerini görmek mümkün.

Haçlılar Beyrut'u ele geçirince camii kiliseye çevirmişler. Selahaddin Eyyübî, Beyrut'u Haçlılardan geri alınca cami yeniden aslında döndürülmüş. Ardından Haçlılar yeniden bölgeyi işgal ederler ve camiyi yıkarak büyük bir katedral inşa ederler. Sadece 10 yıl bölgede kalmalarına rağmen büyük bir değişime sebep olmuşlar. Haçlılar'dan sonra Memlükler bölgeyi fethetttiğinde cami yeniden aslına döner. O dönemden beri cami olarak hizmet eden mabed hem Memlüklüler hem de Osmanlılar döneminde genel şekli korunarak planlı bir şekilde büyütülmüş.

Caminin Memluklular'dan kalan önemli unsurlardan biri minaresi. Değişik zamanlarda yapılan restorasyanlarla minare yüzyılladır ayakta. Osmanlılar zamanında ise hem yapı korundu hem de süslemelerin yanı sıra Hz. Yahya makamı eklendi. Osmanlılar'ın diğer bir katkısı da Peygamber Efendimiz Aleyhisselam'ın sakal-ı şerifinin muhafaza edildiği oda. Sultan Abdulmecid'in hediye ettiği sakal-ı şerif, malesef Lübnan iç savaşı sırasında çalındı.

Bu özelliklerinden dolayı cami Lübnanlılar'ın büyük ilgisini görüyor. Cami tarihi ve mimarisi dolayısıyla turistlerin de ilgi odağı. Lübnan'a gelen turistler için ziyaret edilecek yerler arasında bulunan cami, görenleri büyülüyor.

Caminin altında ise Roma döneminden kalan tapınak yer alıyor. Bu yer şimdilerde konferans salonu olarak kullanılıyor. Tapınak, kilise ve cami olarak hizmet veren yapı, 2 bini yılı aşkın tarihi ile hâlâ yakarışların yükseldiği bir mekan olmaya devam ediyor.

Kültürel kimliğin üzerinde Akdeniz'in etkisi büyük

Doğu Akdeniz medeniyetlerinin simge şehirlerinden Beyrut'un kültürel kimliğinin üzerinde Akdeniz'in etkisi büyük. Akdeniz'in mavi sularıyla şehir arasında bir köprü görevi gören Güvercin Kayalıkları bu simgelerden yalnızca biri. Beyrutlular'ın kaçamak noktalarının başında gelen bu yer için bir çok efsane bulunuyor. Öyle ki bu kayalıkların gökten indiği bile söyleniyor halk arasında.

Beyrut'un batı yakasının tamamının denize kıyısı var. Bu nedenle Akdeniz, halk için ilham kaynağı olduğu kadar bir ekmek kapısı görevi de görüyor. Sahil boyunca geçimini denizden sağlayan balıkçıları görmek mümkün.

Haftasonu gezintileri için en uygun sahil şeridi ise Korniş. Beyrutlular'ın gönlünde sarsılmaz bir yeri olan sahil, spor yapanlar, yürüyüşe çıkanlar, bisiklete binenlerle dolu. Korniş, fakir-zengin tüm Beyrutlular'ın ortak eğlence noktalarının başında geliyor.

"Şehirde alışveriş nerede yapılır?" diye sorulduğunda ise herkes tek bir yönü işaret ediyor: Hamra. Hamra Caddesi, Beyrut'ta alışverişin merkezi olmuş durumda. Hamra'da esnaflar ve dükkanları günümüzün büyük avm'lerine meydan okurcasına direniyor. Beyrut'ta her gün büyük avm'ler açılıyor ancak Hamra önemini hiç kaybemiyor. Gecenin geç saatlerine kadar canlı kalan caddede alışverişin yanısıra şehrin en güzel kafe ve restorantları da dikkat çekiyor.

Hamra'nın hemen yanıbaşında ise Downtown ismiyle kurulan yeni şehir bulunuyor. Downtown, 1975-91 yılları arasında süren iç savaşta tahrip olan eski şehrin üzerine kurulu. Burası yüksek gökdelenleri, pahalı ve lüks mekanları ve elit yaşam tarzıyla şehrin modern yüzünü oluşturuyor.

Beyrut iç savaş yıllarında doğu ve batı olarak ikiye ayrılmış, Doğu Beyrut'ta Müslümanlar, batı Beyrut'ta da Hristiyanlar kalmıştı. Ancak artık bu iki grup şehrin tamamına yayılmış durumda. Şehrin önemli bölgelerinden Eşrefiye, Sanayi, Burj Hamudd artık zamanın ruhunu da yakalayarak beyrutla birlikte büyüyor.

Şehre yukarıdan bakan Lübnan dağı ise Beyrut'un çatısı görevini görüyor. Lübnan dağı şehrin doğusunu yüksek ve karlı tepeleriyle sararak şehri adeta koruyor. Çoğu zaman da bir sığınak görevi gören dağ, Beyrutlular için önemli bir tatil merkezi. Beyrutlular tatillerini dağda varsa evlerine, yoksa da gezmeye giderek geçiriyorlar. Aileleriyle dağda yedikleri uzun haftasonu yemekleri halkın vazgeçilmez alışkanlıklarından biri.

Adına şiirler, romanlar ve efsaneler yazılan kadim medeniyetlerin ve halkların şehri Beyrut, günümüzde de hem bölgesinin hem de zamanının en önemli şehirlerinden biri.

Beyrut'ta toplam 9 farklı dinî mezhebe bağlı insanlar bulunuyor

Tarih boyunca Beyrut Doğu Akdeniz'in önemli bir liman kentiydi. Diğer liman kentleri gibi burada da ticaret, antik çağlardan beri halkın temel geçim kaynaklarından biriydi. Ticaret halka maddi gelir sağlamasının yanısıra kültürler arasında alışverişe de sebep oldu. İlerleyen dönemlerde şehrin Ortadoğu'nun kültür merkezleri arasına girmesinin temellerinde bu dış ticaret tarihi yatmakta.

Kültürel ve ekonomik güç olarak öne çıkan Beyrut, bir çok tarihi liderin hedefinde yer aldı. Sürekli farklı medeniyetler arasında el değiştirmesi şehre bazen kötü hatıralar bıraksa da, tarihin akışı içerisinde Beyrut'u olgunlaştırdı ve daha da büyüttü. Tarihçi Hassan Hallak şehrin bu hususiyetiyle alakalı şu ifadeleri kullandı: “Tarih boyunca Beyrut'u kontrol altına almak isteyen bir çok büyük imparator mücadele verdi. Dolayısıyla da buraya gelen yeni devletlerle yerel halk arasında etkileşim kaçınılmazdı. Persler geldiğinde İran kültürünü, Romalılar geldiğinde de Roma kültürünü baskın hale getirdiler. Haçlı seferleriyle Haçlılar'ın kontrolüne giren Beyrut'ta Hristiyanlık da güç kazandı.”

Beyrut'ta toplam 9 farklı dinî mezhebe bağlı insanlar bulunuyor ve bunların altısı Hristiyanlığın farklı yorumlanmasıyla oluşan Hristiyan mezhepleri. Hristiyanlığın ilk yayıldığı bölgelerden biri olan Beyrut'ta nüfüsun yarısına yakını Hristiyanlar'dan oluşuyor.

Beyrut'u diğer şehirlerden ayıran bir özelliği ne Hristiyanlar'ın ne de Müslümanlar'ın azınlık durumunda olmaması. Şehir birbirine çok yakın oranda Hristiyan ve Müslüman nüfusa sahip. Tarih boyunca yaşanmış acı hatıralardan ders çıkaran Beyrutlular, farklı dinlerle bir arada yaşamayı öğrenmişler.

Beyrut, etnik yapısı zengin kültürlerin biraraya gelmesiyle oluşan kozmopolit bir şehir olmanın sonucu olarak ortaya çıkmış. Farklılıkları bir sorun olarak görmeyip zenginlik olarak kabul eden Beyrutlular, şehri tarihi misyonuna geri çevirmeyi umuyor.



Hasan Esen haber verdi

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2015, 11:39
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20