banner17

Şehirlerin enerjisi fotoğraflara yansıyor (video)

Fotoğraf sanatçıları için şehirlerin fotoğrafını çekmek, kentlerin yüzlerini kaydetmek büyük bir keyiftir. Onların çektikleri fotoğraflarda daha önce farkedilmeyen ayrıntılara rastlanır. Yaşadıkları şehirlerin fotoğraflarını çeken 5 fotoğrafçıyla konuştuk.

Şehirlerin enerjisi fotoğraflara yansıyor (video)

Fotoğraflarda İstanbul

Kız kulesi, Ortaköy Camii, Galata Kulesi ve Tarihi Yarımada İstanbul'a ait fotoğrafların en meşhur ögesi. Bunlar, yüzlerce yıllık mazisiyle, üç medeniyete başkentlik eden Şehr-i İstanbul'un silüetini oluşturdu. Kimi zaman şairlere ilham kaynağı oldu bu masalsı kent, kimi zamansa fotoğraf karelerinde hayat buldu.

Çektiği fotoğraflarla İstanbul'u başka bir gösteren foto muhabirlerden biri de Ercan Arslan. İstanbul'u dünya güzeli olarak nitelendiren Arslan, medeniyetlere beşik olan Osmanlı'nın Dersaadet'i ile ilgili şu ifadeleri kullandı: “Allah'ın güzel yarattığı bir şehir İstanbul. Üzerinde insan eserinin etkisi olmadığını söylesem yalan olur. Çünkü Mimar Sinan gibi dahi bir mimarın eserleri de var. Ama İstanbul'un o coğrafik yapısı çok önemli. Eşi benzeri yok. Dolayısıyla İstanbul'un kaybolan değerlerini fotoğraflamak onu belgelemek, onun altında imzası olan bir fotoğrafçı olmayı çok istiyorum. İstanbul bir fotoğrafçıyı besleyen bir şehir.”

Boğaz'ın üstünde süzülen vapurlar, kayıklar, martılar ya da denize açılan sokaklar. Tarihin her döneminde bitmek bilmeyen kalabalığı ile İstanbul yaşayan bir kent olarak dile geliyor Ercan Arslan'ın fotoğraflarında. Arslan, fotoğraflarının merkezindeki yapılarla ilgili olarak da şu ifadeleri kullandı: “Üç medeniyete başkentlik yapmış dokuyu aldığınız zaman Ayasofya 1500 yılı geçmiş orada duruyor. Süleymaniye yine öyle. Yeni Cami, Nuruosmaniye, Beyazıt Yangın Kulesi. Bunlar hepsi fotoğrafın içerisinde bir doku. Sanki bir dantelin kıvrımları şeklinde duruyor. Mimar Sinan oraya o camiyi yaptırdığında neden orayı seçtiğini iyi hesaplamıştır. Onun dehası bunu gerektirir. Sadece bir mimar değil, aynı zamanda inanılmaz bir derya, bir dünya Mimar Sinan. Fotoğrafçıların sadece tarihi doku değil, burada kontrastlıkları yakalamaları da çok kolay.”

Sunduğu görsel şölenin yanı sıra İstanbul fotoğrafları, bu güzide kentin kaybolmaya yüz tutmuş mimari yapılarının yanı sıra geleneklerini ve şehirle anılan ritüllerini de kayıt altına alan bir araç görevi görüyor. Fotoğrafçı Ercan Arslan, İstanbul'un belli başlı ritüellerinin de fotoğraflarını çekiyor. İstanbul'daki bazı ritüellerle ilgili tecrübelerini şu ifadelerle anlatıyor Arslan: “İstanbul, belli başlı ritüeller sebebiyle büyük bir çekim merkezi. Dikkat çeken dini ve kültürel ritüeller oluyor, aşure, haç atma, güreş, cirit gibi. Bununla birlikte bir vapurun peşine takılıp sadece vapurda da çalışabilirsiniz.”

Binlerce yıllık geçmişi, sahip olduğu doğal güzellikleri ve mimari dokusuyla İstanbul'un ruhu fotoğraflara yansımaya, sanatçılara ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

Fotoğraflarda Moskova

Rus coğrafyasını adım adım gezip, siyasi ve sosyal olaylara tanık olan bir foto muhabiri Sergey Uzakov. Moskova'ya fotoğraflarında özel yer ayıran Uzakov'a göre bu kent, maalesef çocukluğundaki gibi değil artık. Şehrin şiirselliğini yitirdiğini düşünen Sergey Uzakov, bugünlerde Moskova'nın tren garlarını fotoğraflıyor.

Babası Taşkentli, annesi Ukraynalı, hayatı Rus coğrafyasının farklı köşelerinde hareket içinde geçen Sergey Uzakov, göreve atıldığı yıllarda Sovyetler Birliği'nin çöküşünü yaşamış, ülkesindeki ekonomik ve sosyal krizler, iç ve dış çatışmaların neredeyse tamamına fotoğraf makinesiyle tanıklık etmiş. Başkent Moskova'nın ise onun fotoğraflarında ayrı bir yeri var. Uzakov, Moskova ve çalışmaları hakkında şu ifadeleri kullandı: "Moskova'nın genelinde görüntü iyiden iyiye karmaşıklaştı. Çocukluğumdaki güzellikler birer birer kayboldu. Kış mevsimi geldiğinde şehir yine aynı şehir, karlar altında: O bozulan yerleri de gizli saklı. Fakat yaz mevsiminde düşüncesizce verilen izinlerin yol açtığı ağır bozulmayı görmemeniz mümkün değil. Bu şartlar altında eski güzel fotoğrafları çekmenin de pek mümkünatı yok. Tabii ki kabul ediyorum; büyük şehirdir, çağın bazı gerekleri vardır; bunlara uyulacaktır. Ama şehri merkezine alan bir şiirsellik artık imkansız.”

Emsallerinin büyük bir bölümü zamanla farklı mesleklere geçiş yaparken, kendisi çok sevdiği fotomuhabirliğinde sebat etmiş. Uzakov, şu sıralar Moskova'nın tren garlarını hedef alan bir haberin foto muhabirliğini yapıyor. Tren garlarındaki çalışması hakkında Uzakov şu ifadeleri kullandı: "Aylardır Moskova'nın tren garlarındayız. 40 yıl öncesini hatırlıyorum o garların. Yine telaşlı, yine kalabalık ama sadeydi. Bir de tabii her semtin kendi özelliklerini yansıtan istasyonları vardı. Büyük garlar bozulmuş, beraberinde bu karakter sahibi küçük duraklar da yok olmuş. Fakat şehir yönetiminin yeni kararı uyarınca büyük bir yeniden yapılanma hamlesi başladı.

Bu garların tamamı derin bir tarihe sahip. Şiirlerde, romanlarda mekan olarak geçen yerler bunlar, kültürel bir ağırlıkları var. İşte tüm bunları göz önüne alarak, çevre düzenlemeleri de dahil bu garlara yakışan bir görünüm hedefleniyor. Biz de haberciler olarak bu hamle nasıl yürüyor, her şey yolunda mı, yoksa bir baştansavmacılık mı var, bunu takip ediyoruz. Hem garlar büyük meydanlara açılıyor, bu alanların düzenlemesi de önemli. Halk burada da sonucu merak ediyor. Tüm bunlara cevaplar bulmaya çalışıyoruz.”

Aynı zamanda mesleğinin geçirdiği başdöndürücü teknolojik gelişmeyle de birlikte büyüyen, yenilenerek ve bakış açısını sürekli tazeleyerek ayakta kalmayı başaran Uzakov şu ifadeleri kullandı: “Şimdi herkesin elinde yüksek çözünürlüklü bir cihaz var. Meslektaşlarım gibi tepkisel davranmayacağım, iyi ve kötü yönlerini söyleyeceğim. İyi çünkü artık dünyanın herhangi yerindeki en önemsiz bir olay ya da toplantı bile kayıt altına alınabiliyor ve böylece biz onu izleyebiliyoruz.

Kötü, çünkü biz işimizi yapmaya çalıştığımızda, aynı anda onlarca el kalkıyor, telefonlarıyla birlikte görüntü almaya çalışıyor. Bu durumda görüş açımızı kapatıyorlar ve biz ilgili şahsın ya da olayın yerine bu havaya kalkan telefon sahibi elleri kolları çekmek zorunda kalıyoruz."

Fotoğraflarda Tiran

Yıllardır Tiran'ın tarihi eserlerini, sokaklarını, insanlarını ve kültürlerini belgeleyen isimlerden biri, Arnavut fotoğraf sanatçısı Elton Koritari. Onun için sokaklar, evler ve insanlar kompozisyonun bir parçası ve deklanşöre bastıktan sonra birer sanat eseri.

Koritari'nin lisede keşfettiği amatör fotoğraf tutkusu, bugün onu profesyonel bir fotoğrafçıya dönüştürmüş. İtalya’da eğitim aldıktan sonra ülkesinde bu işi yapmaya başlamış. Çalışmalarını başkentteki fotoğraf stüdyosunda yürütüyor. Kadrajına aldığı kareler arasında uyum göze çarpıyor. Yaşadığı şehrin doğal güzelliklerinin yanı sıra Tiran'ın çağa ayak uyduran yüzüne de yer veriyor.

Elton Koritari, Tiran'da fotoğrafı çekilebilecek yerlerle alakalı şu ifadeleri kullandı: "Tiran, fotoğraf çekmek için olağanüstü bir yer. Bir köprü. Çünkü hem Doğu hem de Batı kültürünü bulabilirsiniz. Aynı şekilde komünizm ve kapitalizm arası bir yol ayrımı gibi. 1950 sosyalist mimarinin yanında aşırı büyük bir gökdelen görürsünüz ve tertemiz bir doğası da var. Ama o doğanın içinde sırıtan bir yapı görürsünüz. Bunlar fotoğraf için yeterli şeyler. Çünkü doğa her yerde var ve güzel. Ama burada içinde yaşayanlar önemli. Tiran kozmopolit bir şehir. Çok kontrast şeyleri barındırıyor. Tam fotoğraflamalık. Tabii bakmak değil, görmek lazım."

Tiran’daki Yunus Emre Kültür Merkezi’nde bir dönem fotoğrafçılık kursu da veren Koritari, Arnavutluk’ta ve yurt dışında bir çok konferans ve workshop düzenliyor. Fotoğrafı gerçeğin yansıması olarak değerlendiren sanatçı, önemli olanın fotoğrafa bakarken ne anlatmak istediğini görmek olduğunu vurguluyor. Ekonomik sebeplerin sanat yapmanın önünde engel olduğunu ifaden eden sanatçı, sözlerine şu şekilde devam etti: "Tiran profesyonel fotoğrafçıları bakımından kendi enerjisini üretmekte. İyi işler yapılıyor. Fakat profesyonellik bir süre sonra, ister istemez, ticarete dönüşüyor. Yani ben mesela, şu anda bu işin ticaretini de yapıyorum. Gelin damat fotoğraflarını da çekiyorum. Ya da bir reklam için bir ürünü çekiyorum. Bu dünyanın her yerinde böyle. Türkiye’ye de gittim, fotoğraf çekimi için. Orada çok yakın dostluklar kurdum fotoğrafçılarla. Hepsi aynı şeyden mustarip. Ama bu böyle. Her yerde aynı."

Yaşadığı şehri bir fotoğraf stüdyosuna dönüştüren Elton Koritari, Tiran sokaklarını fotoğraflayarak anları belgelemeyi sürdürüyor.

Fotoğraflarda Kosova

Kosovalı fotoğraf muhabiri Nafis Lokviça mesleği süresince Kosova savaşını ve bağımsızlık dönemlerini de fotoğrafladı. Lokviça'nın kareleri tarihin birer tanığı. Zengin bir arşive sahip olan Nafiz Lokviça engelliler için düzenlediği fotoğrafçılık kurslarıyla da biliniyor.

Nafis Lokviça, Kosova'nın en büyük fotoğraf arşivine sahip isimlerin başında geliyor. Sanatçı için fotoğrafçılık başlıbaşına bir tutku. 1974'den bu yana makinayı hiç elinden düşürmeyen Lokviça, “Fotoğrafçılık bir hastalıktır, o hastalığı yaşarsanız çaresi yoktur.” diyor.

Lokviça'nın fotoğraflarının her karesinde şehirlerin farklı yüzü gözler önüne seriliyor. Kosova'nın çalkantılı dönemleriyle ilgili şu ifadeleri kullanıyor Lokviça: “Çok çalkantılı dönemler yaşadık, 81 olayları var, savaş var. Savaştan sonra bağımsızlık, bağımzsızlıktan sonraki hayat. Bu hayatta her geçen gün tarihtir, bugünümüz bile tarihtir. İçimden geldi ki bunları fotoğrafla ölümsüzleştireyim. Gelecek nesillere bırakmak için. Ama ben bir kareyi gösterdiğim anda söz biter.”

Fotoğraf muhabiri Lokviça önemli projelere imza atıyor. Yaklaşık 3 yıldır engellilere fotoğraf kursu veren sanatçı, çekilen fotoğrafları bir sergiyle gün yüzüne çıkarmaya hazırlanıyor. Lokviça aynı zamanda fotoğraf arşivini buluşturduğu bir kitap çalışmasına devam ediyor. Gelenek ve göreneklerin yansıdığı fotoğrafları, 'Türk Gelenek ve Görenekler' ismi ile okuyucuyla buluşacak.

Fotoğraflarda Atina

13 yıldır Atina'da yaşayan Belçikalı bir fotoğrafçı Maks Giselink. Öğrenciyken geldiği bu şehirden kopamayan Giselink, bir fotoğraf muhabiri olarak çalışıyor. Ekonomik krizin Atina'da pek çok şeyi değiştirdiğini söylese de, yaşamın hiç durmadığı bu kentte her gün sayısız fotoğraf çekiyor.

Atina'da yaşayan Giselink, şehri bir yabancı gözüyle, dış dünyaya fotoğraf aracılığı ile anlatmaya çalışıyor. Maks Giselınck, yıllar önce öğrenci olarak geldiği Atina'dan kopamamış binlerce kişiden biri. Hayatını, kopamayacak kadar sevdiği bu kentte geçirmek, kentin güzelliklerini, kentte yaşayanların hem sıkıntılarını hem günlük yaşamlarını dünyaya anlatmak istemiş.

Atina'nın bitmek bilmeyen enerjisi, gündüz güneşin aydınlatamadığı kareleri gece karanlığın aydınlatması, kentte yaşam döngüsünün durmaksızın akması Maks Giselink'i en çok etkileyen özellikler olmuş. Giselink Atina'yla alakalı şu şekilde konuştu: “Ben her zaman Atina'yı zor ama çok güzel bulmuşumdur. Özel bir şehir. Gece gündüz sürekli hareketli. Atina'da yaşam hiç bitmiyor, ölü bir şehir değil. Gecenin 2'sinde bile fotoğrafını çekecek çok kare bulabilir.”

Konu iş olunca, son yılların toplumsal olayları, eylemler, mülteciler, evsizler de karelere en çok yansıyan konular oluyor. Giselink daha çok toplumsal olaylar üzerine eğiliyor. Giselink'in objektifinde çoğunlukla mülteciler, evsizler var. Giselink'in karelerini sıcak, tanıdık ve “bizden” yapan en önemli özellik ise sanatçının çoğu kez kendini çektiği karelerin bir parçası haline getirmesi.

 

 

 

 



Derya Özcan, Gençer Tatar, Gülay Krasniç ve Barış Mutlu haber verdi

Güncelleme Tarihi: 20 Kasım 2015, 10:17
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20