Macaristan'da Osmanlı izleri (video)

Bugünkü Macaristan topraklarının büyük bir bölümü iki yüzyıla yakın bir süre Osmnalı hakimiyeti altında kaldı. Macaristan coğrafyasında o dönemden kalan izler halen mevcudiyetini koruyor.

Macaristan'da Osmanlı izleri (video)

Türk akıncılarının Rumeli'ye ayak basmasından yaklaşık iki yüzyıl sonra Balkanlar'ın fethi tamamlandı. Balkanlar'daki fetihlerden önce ve sonra bölgeye yerleşen dervişler ve Anadolu erenleri, hem bu fetihlerin alt yapısını hazırladı, hem de İslam'ın buralarda hızla yayılmasında önemli bir rol üstlendi.

Balkanlar'ın fethinden sonra Osmanlı orduları artık Avrupa'nın içlerine doğru yürüyordu. Kanuni Sultan Süleyman'ın 1526'daki Mohaç Meydan Muharebesi'nde kazandığı büyük zaferin ardından Macar Krallığı yıkıldı. Osmanlı birlikleri çok geçmeden Budin ve Estergon'u da alarak Tuna'nın doğusundaki hakimiyeti pekiştirdi.

Artık Erdel'den Banat yaylasına, Balaton Gölü’nden Bakoni Dağları'na kadar uzanan tarihi Macaristan toprakları Osmanlı hakimiyetine girmişti. Tıpkı Balkanlar'da olduğu gibi Macaristan coğrafyasında da Gül Baba gibi dervişler, İslam'ın yayılmasına öncülük etti.

Ancak Osmanlı'nın ilerleyişi 1529'un sonbaharında başlayan Viyana kuşatmasının başarısız olmasıyla yavaşladı. Ancak 1541'de Macaristan'ın bugünkü başkenti Budapeşte Osmanlı hakimiyetine girdi. Sultan Süleyman’ın hayatını kaybettiği son seferde, Zigetvar Kalesi alındı ve ardından Habsburg Hanedanı ile Osmanlı arasında bir barış anlaşması yapıldı. Varılan uzlaşmaya rağmen sınır hattında düşük yoğunluklu çatışmalar hiç eksik olmadı.

Meydan savaşlarında Osmanlı'nın karşısına çıkmayan haçlı orduları, çareyi inşa ettikleri kalelerin arkasına saklanmakta bulmuştu. 17'inci yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı'nın güç kaybetmesi nedeniyle, Macaristan toprakları yavaş yavaş Osmanlı hakimiyetinden çıktı. Ancak Macaristan'da Osmanlı döneminde ait izlere bugün bile rastlamak mümkün.

Macaristan'ın manevi sultanı Gül Baba

Macaristan'daki Gül Baba Türbesi, Osmanlı'nın bu topraklara bıraktığı manevi değerlerden biri. Budapeşte'deki türbe Tuna Nehri'ne bakan Gültepe adlı mevkide bulunuyor. Gül Baba beş asırdır feyziyle Macaristan'da.

Budin'e geldiğinde bir tekke inşa eden Gül Baba, kısa zamanda halkın gönlünü fethetmiş, onları irşad etmiş, orta Avrupa’da yaşayan en önemli Türk dervişlerinden biri olarak biliniyor. 1 Eylül 1541'de Hakk'a yürüyen Gül Baba'nın ölüm nedeni tam olarak bilinmese de, kimi yazılı kaynaklar hazretin Budin'in fethi sırasında şehit düştüğüne işaret ediyor.

Yine aynı yazılı kaynaklarda Gül Baba'nın cenaze namazını şeyhülislam Ebu's Suud Efendi’nin kıldırdığı, cenaze namazına Kanuni Sultan Süleyman'ın da katıldığı ve Budapeşte’de bugün türbesinin bulunduğu yere defnedildiği belirtiliyor. Türbenin bulunduğu yer, "Rozsadomb” yani Türkçe adıyla "Gül Tepe" adıyla anılıyor, türbenin hemen yanı başında ise Gül Baba'nın adını taşıyan bir tekke yer alıyor.

Gül Baba’nın sekizgen türbesinin 1548'de, Budin Beylerbeyi Mehmet Paşa tarafından yaptırıldığı biliniyor. Türkiye için Macaristan'daki en önemli emanetlerinden olan Gül Baba türbesi bugün de ziyarete açık. Türbe sadece Macaristan'da Osmanlı tarihini yaşatması bakımından önem taşımıyor. Aynı zamanda tüm insanların kardeşliğini ve barış arzusunu da temsil ediyor. Üzerinde halen Osmanlı tuğrası bulunan türbe, Türkler kadar Macarlar'ın da önemli ziyaretgahlardan.

Gül Baba İslam Cemiyeti kuruldu

Macaristan'daki Gül Baba Türbesi, bölgenin Osmanlı hakimiyetinden çıkmasından bu yana varlığını koruyor. Ancak türbenin bugüne ulaşması kolay olmadı. Macaristan coğrafyası, Osmanlı'nın elinden çıktıktan sonra, türbenin kontrolü Cizvit teşkilatının eline geçti ve türbe Aziz Josef adıyla bir şapele dönüştürüldü.

Cizvitlerin dağılmasından sonra Budin şehir konseyi, türbenin bulunduğu araziye el koydu ve satışa çıkarıldı. Yanoş Wagner adlı bir kişiye satılan arazi, uzun yıllar özel mülkiyet olarak kaldı. Osmanlı sefareti, Sultan Abdülaziz döneminde türbenin yeniden açılması için çalışmalara başladı ve ilk restorasyon çalışmaları 1867 yılında tamamlandı.

1914 yılında, Macar Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı, Gül Baba Türbesini "tarihi ve kültürel önemi" gerekçesiyle, yasayla korunan anıtlar arasında dahil etti. 1931 yılında Macaristan'da Gül Baba İslam Cemiyeti kuruldu. Ardından da türbenin çevresinde Orta Avrupa İslam Merkezi oluşturulmasına karar verildi. Ancak İkinci Dünya Savaşı nedeniyle bu plan hayata geçirilemedi.

Bölge savaş sırasında bombalandı ve Gül Baba türbesi toprak altında kaldı. 1995 yılında Macar mimar Tamaş Pinter tarafından hazırlanan proje kapsamında türbe yeniden meydana çıkarıldı. Ardından da Türkiye'nin katkılarıyla ve Macaristan Tarihi Anıtlar Koruma Mevzuatı'na uygun olarak bir kez daha restore edildi.

Restorasyonun ardından türbenin açılışı dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de katıldığı bir törenle yapıldı. Türbe çevresindeki kazı çalışmaları halen Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA)'nın katkılarıyla sürdürülüyor.

Gül Baba muhabbetle hatırlanıyor

Macaristan'da derin izler bırakan Gül Baba'nın hayatı ve şahsiyeti hakkında pek çok rivayet mevcut. Evliya Çelebi'nın babasından naklettiği bilgiye göre Amasya'nın Merzifon ilçesinde doğan Gül Baba, bir Bektaşi dervişiydi. Isparta'nın Senirkent ilçesindeki Veli Baba Dergahı'na ait kayıtlar da Evliya Çelebi'nin aktardıklarını doğrular nitelikte.

Kayıtlar arasında yer alan bir şecereye göre, "Gül Dede" olarak da anılan Gül Baba'nın asıl adı Cafer. Bu kayıtlarda, Gül Baba'nın Kanuni Sultan Süleyman'ın davetiyle Budin seferine katıldığı, bu sefer sırasında şehit düştüğü ve Tuna nehrine bakan bir tepeye defnedildiği ifade ediliyor. Ancak farklı kaynaklarda Gül Baba'nın vefatına dair muhtelif rivayetler de var.

Halen Budapeşte'deki Gül Baba türbesinde bulunan bir levhada, Gül Baba'nın Budin'in fethinden bir kaç gün sonra, Aya Maria kilisesi'nden bozma Fethiye Camii'nde namaz kılarken Hakk'a yürüdüğü yazıyor.

Macar tarihçiler arasında, Gül Baba'nın aslında Budin'in fethi sırasında önemli görevler üstlenen Ali Paşa olduğu yönünde de bir kanaat mevcut. Gül Baba'nın, yaşadığı dönemde Misâlî mahlasıyla manzum eserler yazdığı tahmin ediliyor. Ancak söz konusu eserlerin gerçekten Gül Baba'ya ait olup olmadığı kesin bir şekilde tespit edilebilmiş değil.

Tarihi vesikalar, aynı çağlarda Anadolu ve Rumeli'de 'Gül Baba' olarak anılan pek çok dervişten söz ediyor. Hatta bugün İstanbul Beyoğlu'nda bulunan Galatasaray Lisesi'nin bir okul arazisi olarak tahsis edilmesinin dahi, Sultan II. Bayezid ile "Gül Baba" olarak nam salan bir derviş arasındaki diyalogtan sonra gerçekleştiği rivayet ediliyor.

Gül Baba'nın tahta kılıcı

Gül Baba ile anlatılan rivayetlerde dikkat çeken hususların başında, savaşlarda tahta bir kılıçla boy göstermesi geliyor. Tahta kılıç figürü, sadece yerli değil yabancı kaynaklarda da sıklıkla yer alıyor. Osmanlı kroniklerine göre Gül Baba, mutasavvıf yönünün yanı sıra Fatih Sultan Mehmet döneminden Kanuni Sultan Süleyman devrinin sonlarına dek pek çok sefere katılmış bir gaziydi.

Kuşkusuz Gül Baba'nın tahta bir kılıçla savaşlara katıldığına dair bir kanıt yok. Zira buradaki "tahta kılıç", Bektaşi gelenğinde kötülüğe karşı verilen savaşta kullanılan bir savaş aracını simgeliyor. Bektaşi menakıbnamelerinde tahta kılıcın bu işlevini açıkça görebilmek mümkün. Horasan ve Anadolu erenleri ile ilgili pek çok menkıbede, dervişlerin tahta kılıçlar kuşandığına dair ifadeler sıklıkla yer alıyor.

Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri'nin Anadolu'da İslam'ın yayılmasında büyük katkıları olan Hacı Bektaş-ı Veli'ye, Hacı Bektaş-ı Veli'nin de İslam'ın Rumeli coğrafyasında yayılmasında katkı sağlayan Sarı Saltuk'a tahta kılıç kuşattığı rivayet edilir. Ancak Gül Baba'nın tahta kılıcıyla ilgili tek kaynak, Bektaşi menkıbeleri değil.

Danimarkalı ünlü masalcı Hans Christian Andersen de, İstanbul'a yaptığı seyahatten dönüşü sırasında uğradığı Gül Baba türbesinde şu satırlara yer veriyor: "O buraya, yabancı insanlar arasına, dağları, çölleri yürüyerek aşıp geldi. Bu yolculuğun hatırası olarak türbesinin duvarına boyanarak renklendirilmiş tahta bir kılıç astı. Sonra yere kapanarak, 'Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammed aleyhisselam O'nun elçisidir' dedi."

Gül Baba hakkında bir çok eser yayınlandı

Gül Baba'nın Macaristan'daki etkisi bugün de sürüyor. Gül Baba'nın hayatından esinlenen pek çok Macar sanatçı, o dönemi ve Gül Baba'yı konu alan eserler verdi. Bugün Macaristan'ın Ankara Büyükelçiliği'nde Macar ressam Franz Eisenhut'a ait bir tablo bulunuyor. 1886 tarihli bu tabloda, hem Türk hem de Macar tarihinde derin izler bırakan "Gül Baba" bir yeniçerinin kucağında şehadet anında resmedilmiş. Gül Baba'nın hikayesine sadık kalınarak yapılan eserde, gül detayı da ihmal edilmemiş.

Macar halkının büyük bir sevgi beslediği Gül Baba, sadece ressamlara değil, pek çok sanatçıya ilham kaynağı olmuş. Kalman Nadasdi de 1940 yılında Gül Baba'yı konu alan bir müzikal film çekti. Filmin başrol oyuncuları Margit Ladormerzki, Zoltan Maklari ve Zita Selezki idi. Film aslında Macar besteci Jeno Huszka'nın üç perdelik operetinin sinemaya uyarlanmış hali. Librettosu Ferenc Martoş'a ait olan operet, ilk kez 6 Aralık 1905'te Budapeşte'deki kraliyet tiyatrosunda sahnelendi. Üç perdelik operet, Gül Baba'nın birbirini seven Gabor ve Leyla adlı gençleri bir araya getirmesini konu alıyor. Günümüz Macar edebiyatında da, Gül Baba'nın ele alındığı çok sayıda öyküye rastlamak mümkün.

Macaristan'daki Osmanlı izleri

160 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan Macaristan'da Osmanlı'yı hatırlatan tek yapı Gül Baba Türbesi ya da Kanuni Sultan Süleyman Anıtı değil. Macaristan'ın başkenti Budapeşte, Osmanlı döneminde İstanbul, Bursa ve Edirne’den sonra en sevilen şehir olduğu için “Nazlı Budin” olarak adlandırılıyordu.

Son Osmanlı valisi Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa’nın mezarı da bugün Budapeşte'deki önemli Osmanlı miraslarından biri. Osmanlı’nın 1683 Viyana kuşatmasından sonra Budapeşte’yi uzun süre savunan Abdurrahman Abdi Paşa'nın savaşırken şehit olduğu biliniyor. Paşa'nın Budapeşte Kalesi’ndeki türbesinde Macarca ve Osmanlıca “Türk egemenliğinin son Budin Valisi Abdurrahman Abdi Paşa, 1686 Eylül ayının ikinci günü öğleden sonra yaşamının 70. yılında şehit düştü. Kahraman düşmandı, rahat uyusun.” yazıyor.

Budapeşte'nin girişinde bir de Türk şehitliği var. Şehitlikte Birinci Dünya Savaşı sırasında Galiçya Cephesi'nde şehit düşen Osmanlı askerleri yatıyor. Şehitlik, Alman Güney Ordusu’na bağlı olarak görev yapan 15. Türk kolordusu için yaptırılmış. Şehitliğin hemen yanında da bir Müslüman mezarlığı bulunuyor. Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ve Kanuni Sultan Süleyman'ın torunlarının mezarları da burada yer alıyor.

Kanuni Sultan Süleyman'ın türbesi

1566 yılında kurulan Zigetvar şehri, hem Macar hem de Türk tarihinde önemli bir yere sahip. Burası, cihan hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman'ın dünyaya gözlerini yumduğu yer. Kanuni Sultan Süleyman, Osmanlı topraklarına katmak istediği Zigetvar Kalesi'nin alınışını göremeden vefat etti.

Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa, Sultan Süleyman'ın ölümünü yaklaşık 40 gün sakladı. Hünkarın cenazesi İstanbul'a taşınmadan önce, kalbi ve iç organları otağının bulunduğu yere defnedildi. Kanuni Sultan Süleyman'ın ardından tahta geçen İkinci Selim, babasının iç organlarının gömüldüğü yere bir türbe yaptırdı. Ancak Avusturya ordusunun Macaristan'ı işgal etmesinin ardından bu türbe yıkıldı.

Macarlar türbenin asıl yeri bilinmediği için Zigetvar'da Kanuni Sultan Süleyman'a temsili bir türbe yaptırdı. 1994 yılında açılan türbenin içinde olduğu alan Türk-Macar Dostluk Parkı olarak biliniyor. Parkın içinde Kanuni Sultan Süleyman adına dikilmiş bir de anıt yer alıyor. Türk – Macar Dostluk Parkı, Macaristan'daki Türk kültürünü yaşatan etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Kanuni Sultan Süleyman için II. Selim tarafından yaptırılan türbenin asıl yeri ise Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı tarafından koordine edilen çalışmalarla araştırılıyor.

Estergon'daki Hacı İbrahim Camii

Macaristan'ın en eski kentlerinden biri Estergon. Yaklaşık üç asır Macaristan'a başkentlik yapan şehri ortadan ikiye bölen Tuna Nehri, bugünkü Macaristan-Slovakya sınırını da oluşturuyor. Budapeşte'ye olan yakınlığı ve stratejik önemiyle Osmanlı'nın da gözdesi olan şehir, Osmanlı tarafından 14 yıl ara ile iki kez kuşatıldı.

Kent, önce 1529'da ele geçirildi ancak Osmanlı hakimiyeti uzun sürmedi. 1543 yılındaki ikinci kuşatmanın ardından Estergon Kalesi'nin burçlarında yeniden Osmanlı sancağı dalgalanmaya başladı. Estergon, fetihten sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun kuzeybatı sınırındaki konumu itibariyle önemli bir sancak merkezi oldu.

Şehir, 1595 yılında işgale uğrasa da Sokulluzade Lâlâ Mehmet Paşa, Kanuni Sultan Süleyman'ın mirasını yarı yolda bırakmadı ve kent yeniden Osmanlı topraklarına katıldı. Estergon Kalesi'nden günümüze ise sadece bu kalıntılar kaldı. Osmanlı işgalinden önce yıllarca Macaristan'ın ruhani başkentliğini yapan Estergon, halen Macaristan'daki Roma Katolik Kilisesi psikoposluğunun merkezi.

Bugün turistlik gezilerin yapıldığı kale, Macaristan'daki en büyük katedrallerin başında geliyor. Ancak Estergon'un tek özelliği sadece Hristiyanların ruhani merkezi olması değil. Şehir, 1605 yılında inşa edilen Öziçeli Hacı İbrahim Camii'ne de ev sahipliği yapıyor. Uzun süre bir yıkıntı olarak kalan caminin restorasyonu 2013 yılında tamamlandı. Yeniden ibadete açılan caminin minaresi ise tadilata muhtaç.



Hamza Türkyıldız haber verdi

Güncelleme Tarihi: 12 Kasım 2015, 11:10
YORUM EKLE

banner19

banner13