banner17

Koca Balkan'ın eteklerinde bir şehir: Sofya (video)

Bulgaristan'ın başkenti Sofya, Avrupa'nın en eski kentlerinden biri. Ülkenin en büyük kenti olan Sofya, kültürel ve sosyal hayatın da merkezi. Tarihi, milattan önce 6. yüzyıla uzanan kent, farklı medeniyetlerin izlerini taşıyor.

Koca Balkan'ın eteklerinde bir şehir: Sofya (video)

Sofya, 1 milyon 300 bin nüfusuyla Bulgaristan'ın en büyük şehri. Ülke nüfusunun yüzde 17'sini ağırlayan başkent, güneyde Vitoşa Dağı, batıda Lülin, kuzeyde ise Koca Balkan'ın eteklerine kurulu. İdari, kültürel, sosyal ve eğitim merkezi olan Sofya, Balkanlar'ın zengin kültür çehresinin en bilinen tanığı.

Avrupa'nın en eski kentlerinden olan Sofya'nın geçmişi milattan önce 6. ve 7. asra dayanıyor. Bugün farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan başkent, Roma döneminde Serdika, ardından Sredetz adıyla anıldı. Başkent, Sofya ismini 14. yüzyılda kazandı.

Hoşgörü şehri başkent Sofya'da tarihi ve dini yapılar dikkat çekiyor. Zengin Bulgar kültürünün en önemli mozağini oluşturan başkentte, her dine has ibadethaneler yükseliyor. Zengin tarihi, kültürel yapısı, tarihe tanıklık eden kimliğiyle Sofya, Bulgaristan'ın can damarı.

Şehirdeki tarihi yapılar

Sofya, meydanlarında, camilerinde ve kiliselerinde binlerce yılın ve muhtelif medeniyetlerin izlerini yaşıyor. Sofya'daki tarihi yapılara göz atılacak ilk nokta Aleksandr Nevski Meydanı ve meydanla aynı ismi taşıyan katedral.

Aleksandr Nevski Meydanı'nda Güzel Sanatlar Müzesi, Parlamento Binası ve Bilimler Akademisi yer alıyor. Meydanla aynı ismi taşıyan Aleksandr Nevski Katedrali'nin temelleri ise 1882'ye uzanıyor. 1924'ten bu yana Bulgar Ortodoks kilisesinin merkezi kabul edilen katedral, Sofya'nın tarihi yapıları arasında yer alıyor.

Hristiyan nüfusun yoğun olarak yaşadığı Sofya'da en önemli kiliseler arasında Aziz Georgi ve Rus kilisesi dikkat çekiyor. Aziz Georgi Kilisesi'nin 16. asırda aslında bir cami olduğu, “Gül Camii'' adıyla Müslümanlara hizmet verdiği, 19. yüzyıldaysa kiliseye dönüştürüldüğü yazılı kaynaklarda yer alıyor. Bir diğer önemli ibadethane olan Rus kilisesi de kubbeleriyle kendini gösteriyor.

Kentin bir diğer önemli yapısı “Ayasofya” kilisesi. Farklı dönemlerde farklı yapılar medeniyetlerle birlikte el değiştirmiş. Ayasofya Kilisesi de Osmanlı döneminde kısa süreliğine Siyavuş Paşa Camii olarak hizmet etmiş. Daha sonra büyük bir depremde minareleri yıkılmış ve yeniden kiliseye çevrilmiş. Evliya Çelebi'nin yazdığına göre bu kilise Kanuni Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Siyavuş Paşa tarafından camiye dönüştürülmüş. Şehrin en büyük mabedi olan kilise, Siyavuş Paşa Camii adıyla 400 yıla yakın bir süre Müslümanlara hizmet verdi. Tarihi kaynaklarda Sofya Bulgar idaresine geçtikten sonra bu yapıdan, Türk izlerinin silindiği ve minaresinin yıktırıldığı bilgileri yer alıyor.

Roma, Bizans ve Osmanlı'dan izler taşıyan Ayasofya Kilisesi de, şehre gelen turistlerin ziyaret ettiği, Sofya'ya anlam katan adreslerin başında geliyor.

Sofya'daki Osmanlı eserleri

Osmanlı Devleti için bir dönem idari merkez olan Sofya, bu zaman zarfında birçok mimari eserle donatıldı. Osmanlı bu topraklardan çekildiğinde ardında 170'i aşkın önemli eser bıraktı. O eserler zamanla el değiştirdi. Geride kalan yapıların tekrar Müslümanlara iade edilmesi bugün yargı engeline takılıyor.

Osmanlı'dan miras eserler arasında Sofya'da kalan tek yapı, bugün Müslümanların ibadet edebildikleri Kadı Seyfullah Efendi Camii. Caminin yanı başında 16. asırda inşa edilen hamam nedeniyle yapı, banyo anlamına gelen “Banyabaşı” olarak da anılıyor. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde onlarca camiden bahsetmiş olsa da, bugün Sofya'da içinde ibadet edeilebilen tek bir cami var. Kadı Seyfullah Efendi Cami her zaman kapılarını Müslümanlara açık tutuyor olsa da, yine de binlerce kişi ve cemaat için oldukça yetersiz kalıyor. Bugünlerde Kadı Seyfullah Efendi Cami, Türkiye ve Bulgaristan Kültür Bakanlığı arasında imzalanan protokol çerçevesinde TİKA desteği ile yeniden restore ediliyor.

Osmanlı'nın beş asırlık egemenliğinin ardından Sofya'da ayakta kalan üç camiden bir diğeri de Koca Mehmet Paşa Camii, bir diğer ismi ile Kara Cami. Mabed, Osmanlı eserlerinin Balkanlar'daki bahtsız kaderini en iyi örnekleyen yapılardan biri, Sofya'daki Kara Camii. Mimar Sinan'ın bu eseri 1903 yılından bu yana kiliseye çevrilmiş ve bugün minarelerinin yerinde haçlar dikili.

Sofya'da şehrin tam merkezinde bulunan Osmanlı mirası bir diğer eser Mahmutpaşa Camii. Fatih Sultan Mehmet'in sadrazamı Mahmut Paşa tarafından 1494'de inşa ettirilen yapı, bugün müze olarak faaliyet gösteriyor.

Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde Paşa Sancağı olarak geçen Sofya, Osmanlı mimarisinin çok az kalan ama seçkin örnekleri ile dönemin izlerini taşımaya devam ediyor.

Şehirde günlük hayat

Sofya şehir hayatı denildiğinde ilk akla gelen yılın her mevsimi rengarenk görüntüsüyle dikkat çeken Vitoşka Caddesi oluyor. Cadde rengarenk vitrinleriyle, kafeteryalarıyla, dopdolu insanlarıyla, her zaman renkli görünümüyle Sofya'nın en güzel caddelerinden biri.

Başkentlilerin en çok tercih ettikleri bir diğer adres İvan Vazov Halk Tiyatrosu'nun önünde yer alan park. Şehir bahçesi olarak adlandırılan bu parkta, kültür ve sanat faaliyetleri de hayata geçiriliyor. Sanatın nabzı İvan Vazov Halk Tiyatrosu'nda atıyor.

Sofya'ya yolu düşen turistlerin rotalarından biri de Antikacılar Çarşısı. Antikacılar Çarşısı'nı geride bırakıp ilerlediğinizde sizi Sofya'nın can damarlarından Graf İgnatiev sokağı karşılıyor. Eski sarı tramvaylar için açık bu sokak başkentin vazgeçilmez durakları arasında yer alıyor.

Avrupa'nın en yeşil başkentlerinden birisi olan Sofya'nın genelinde hem parklar hem de ağaçlar önemli yer tutuyor. Özellikle yaz günlerinde parklar Sofyalılara ve turistlere özel zaman sunma fırsatı sunuyor.

Sofya'da kültür hayatı

Sofya, Bulgaristan'ın sosyal ve kültürel başkenti aynı zamanda. Hristiyan nüfusun yoğun olarak başkent Sofya'da yüzyıllardır yaşatılan gelenekler bugün de varlığını sürdürüyor. Sofya'da en önemli geleneksel kutlamalardan biri, yeni yılı karşılamada yaşanıyor.

Bulgaristan'ın en eski geleneklerinden biri de martenitsa. Martenitsa, çeşitli renklerdeki çaputların ya yakalara takılarak veya hediye edilerek yaşatılan bir gelenek. Martenitsanın ne zaman ortaya çıktığı bilinmiyor. En yaygın efsaneye göre Asparuh hanının eşi ve kardeşi Tanrı'ya onu koruması için dua ederlermiş. Bir gün beyaz bir güvercinin ayağına beyaz ve kırmızı ip bağlayarak ona göndermişler ve böylece ilk martenitsa ortaya çıkmış. Martenitsalar ya yakalara takılıyor ya da hediye ediliyor. Bunun sağlık, mutluluk ve bereket getireceğine inanılıyor. Geleneğe göre martenitsalar göçebe kuşlar görülünceye kadar takılıyor daha sonra ya bir ağaca asılıyor ya da dilek tutularak taşın altına konuyor. Mart ayıyla birlikte Sofya sokaklarını kırmızı ve beyaz renklerle donatan bu gelenek baharın gelişini müjdeliyor. Beyaz renk uzun ömrü, kırmızı renkse sağlık ve gücü simgeliyor.



Sevda Dükkancı haber verdi

Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2015, 15:57
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20