Kırkpınar yağlı güreşleri ve efsânevî pehlivanlarımız

659. Geleneksel Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin bu yıl yapılıp yapılamayacağına ilişkin tartışmalar hala sürüyor. Nasıl bir karar çıkar bilemeyiz ama bu yazıda Kırkpınar'a ve namları cihanı tutmuş pehlivanlarımızdan birkaçına bakacağız. Celaleddin Alkan yazdı.

Kırkpınar yağlı güreşleri ve efsânevî pehlivanlarımız

"Bu ne yüce onur, ne asil gurur!

Şölen var Edirne’de davullar vurur..

Yağız pehlivanlar nara savurur,

Edirne Kırkpınar er meydanında.."

659. Geleneksel Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin bu yıl yapılıp yapılamayacağına ilişkin tartışmalar hala sürüyor. Kırkpınar'ın öncesinde başka yerlerde düzenlenmesi gereken güreşler aynı sebepten dolayı yapılamadı. Bilim Kurulu'nun ilerleyen günlerde bir karar vereceği söyleniyor. Nasıl bir karar çıkar bilemeyiz ama şu bir gerçek ki maddi ve manevi olarak bu sürecin sıkıntısını en çok pehlivanlarımız çekiyor. Pehlivanlarımızın birazdan değineceğimiz kadim bir geleneğin taşıyıcısı oldukları ve diğer spor dallarına nazaran oldukça çok çalışıp az kazandıkları düşünülürse bu süreçte, yetkililerin onları asla göz ardı etmemeleri gerekiyor. Bu yazıda Kırkpınar'a ve namları cihanı tutmuş pehlivanlarımızdan birkaçına bakacağız.

Kırkpınar'ın tarihçesi

Aktarılanlara göre Kırkpınar yağlı güreşleri Türkler’in Trakya'ya geçişleriyle başlamıştır. Bu konu hakkında en yaygın anlatım şöyledir: Orhan Gazi, bu seferin ardından ileride "Rumeli Fatihi" olarak anılacak büyük oğlu Süleyman Paşa'yı: "Rumeli'ni alasun!..." diye Trakya'ya yollar ve bu emir üzerine Süleyman Paşa komutasındaki kendilerine "kırklar" denilen öncü akıncı birliği, gecenin karanlığında gizlice Gelibolu Yarımadası'na çıkarlar. Özel eğitimli bu seçkin birlik, orada bir Bizans kalesi olan Domuz Hisarı'nı ele geçirerek fütühâtı devam ettirmek amacıyla yollarına devam ederler. Mola verdikleri bir esnada eğlenmek ve kaslarını gevşetmek için şimdi Yunanistan sınırları içerisinde kalan Simavina'da (Samona) güreşe tutuşurlar. Ne var ki güreş tutan bu koç yiğitlerden iki kardeş birkaç konaklamadan beri güreşlerini bir türlü sonuçlandıramazlar. Yine bir konaklama sırasında tekrar güreşe tutuşan bu iki kardeşin güreşleri sabah başlayıp gece yarısına kadar aralıksız sürer. Güreşin sonuçlanmayacağını anlayan akıncılar, onları ayırmaya giderler ve ayrıldıklarında oldukları yere yığılıp kalan cengaverler oracıkta can verirler. Arkadaşları onların bu ölümüne çok üzülerek iki kardeşi ulu bir söğüt ağacının dibine defnedip yollarına devam ederler. Akıncılar dönüş yolunda er meydanında can veren arkadaşlarının mezarlarını ziyaret etmek isterler. Mezarın başına vardıklarında ise iki kardeşin defnedildikleri söğüt ağacının dibindeki mezardan bir pınar fışkırdığını görürler. İşte o günden sonra bu hayret veren olay dilden dile dolaşarak destanlaşır, bu iki koç yiğit anısına her sene orada güreşler düzenlenmeye başlanır ve “Kırkların Pınarı” olarak adlandırılan mezar başındaki bu pınarın adı zamanla dilden dile dolaşarak “Kırkpınar” hâlini alır.

Buradan anlaşılacağı üzere asıl Kırkpınar, günümüzde güreşlerin yapıldığı Edirne Sarayiçi'ndeki meydan değil bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Simavina'dadır. Güreşlerin Edirne Sarayiçi'nde yapılmasına ise 1924 yılıyla birlikte başlanmıştır. Şimdilerde bu yılki Kırkpınar güreşlerinin yapılıp yapılamayacağı tartışılırken daha önce savaşlar, işgaller gibi çeşitli nedenlerle güreşlerin 10 defa yapılamadığını da ek bir bilgi olarak ifade edelim.

Başpehlivanlarımız

"Üç yüz minareden ezan sesi midir gelen, yoksa kırk davulun sesi mi?

Yoksa Koca Yusuf mudur gelen?

Sarayiçi Kırkpınar kaynıyor, Adalı mıdır gelen?

Hayde bre Aliço uyuyor musun?

Kıran kırana güreşler var duymuyor musun?

Allah Allah! İllallah!

Muhammedun Resulullah!"

Bir kez olsun dualı çayırda güreşen pehlivanları izlemek için gelen herkesin kulağında şimdilerde cazgırın mâni söyleyen sesinin yankılandığı çok oluyordur. Aynı şekilde güreşe ritim veren davul ve zurnanın sesinin yankılandığı da. Çünkü bu zamana kadar Kırkpınar, çoktan bitmiş oluyordu. Gelin yazımızın bu kısmında bizlere bu geleneği taşıyan, bu denli sevdiren; sabrın, ahlâkın, yiğitliğin ve mertliğin sembolü pehlivanlarımızdan bazılarını tanıyalım.

1. Kırılamamış rekorların sahibi: Kel Aliço

1845 yılında Bulgaristan’da doğan Kel Aliço, Balkan Harbi ile Edirne'ye göçmüştür. Aliço pehlivanın güreşe çok küçük yaşlarda başladığı ve ömrünün sonuna kadar güreştiği bilinmektedir. Öyle ki 70 yaşındayken kendisine meydan okuyan çırağı Adalı Halil’i yendiği, bu sıralarda Adalı'nın ise Aliço’dan yirmi beş yaş küçük olduğu söylenir. Saçsız oluşundan dolayı “kel”, çok sert ve acımasız güreştiğinden dolayı da “Gaddar" olarak anılan Aliço pehlivan, tam yirmi yedi kez aralıksız Kırkpınar Başpehlivanlığı’nı kazanarak hâlen kırılamamış bir rekora imza atmış; böylece yalnız kendi döneminin değil, Türk Güreş Tarihi'nin de en büyük simalarından biri olmuştur. Zamanla Sultan Abdülaziz’in dikkatini çekerek huzur güreşlerine katılmış, 1922 yılında vefat ederek İpsala’nın Aliçopehlivan Köyü’ne defnedilmiştir.

2. The Terible Turk: Koca Yusuf

Koca Yusuf, bugün Bulgaristan sınırlarında bulunan Şumnu Kasabası'nın Karalar Köyü'nde dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi tam olarak bilinmese de 1857 yılında doğduğu düşünülmektedir. Koca Yusuf, dönemin en ünlü pehlivanı Kel Aliço ile 1885 yılında güreşmiştir. Sabah başlayan bu mücadele akşam sona ermiş, güreşin sonlarında Kel Aliço güreşi bırakarak kendi elleriyle ülkenin Başpehlivanlığı unvanını Koca Yusuf'a devretmiştir. Koca Yusuf, Kel Aliço'nun çırağı olan ve on sekiz yıl Kırkpınar Başpehlivanlığını elinde bulundurduğu söylenen Adalı Halil'i de iki kez ardı ardına yenmiştir.

Fransız güreşçi Joseph Doublier ile tanışması ve Fransa’da güreşme teklifi alması Koca Yusuf'un trajik bir ölümle son bulacak hayatını değiştirmiştir. Koca Yusuf, başlangıçta yurtdışına çıkmayı kabul etmediyse de Müslümanların güçlü olduğunu ispat etmenin bir cihad olduğu şeklindeki ulemâ açıklamaları üzerine 1897'de Avrupa'ya gitmiş ve Paris'te minder güreşinin kurallarını öğrenmiştir. Ancak Koca Yusuf burada da rakipsiz kalmıştır. Fransızların "Türk gibi güçlü" deyimleri Koca Yusuf'u güreşirken izlemelerinden sonra kullanılır olmuştur.

Bu dönemin ardından Amerika'nın dikkatini çeken ve Amerika'ya davet edilen Koca Yusuf'a orada da rakip bulunmayacaktır. Ancak her şeyi şova dönüştürüp para kazanmayı amaç edinen Amerikalı organizatörler, onu 26 Mart 1898'de Ernest Roeber'ın karşısına çıkarmışlar, Koca Yusuf, bu maçta rakibinin kendisine yumruk attığı gerekçesiyle hasmını ringten dışarı fırlatmasıyla müsabakadan diskalifiye edilmiştir. Yaptığı güreşlerde yenilmemesi ve heybeti nedeniyle ABD’de kendisine, The Terrible Turk (Korkunç Türk) unvanı verilmiştir.

Türkiye'ye dönmek üzere 21 Mayıs 1898'de bir gemiyle yola çıkan Koca Yusuf'un, geminin kaza yapmasıyla filikalara binip diğer yolcularla birlikte kurtulmaya çalışmak istemesi sonucu tutunduğu bir filikadaki yolcuların onun koca gövdesinin sandalı devireceği korkusuna kapılarak kürek ve baltalarla ellerine vurmaları, ellerini çekmeyeceğini anladıklarında da baltayla yeniden vurarak bileklerini kesmeleri sonucunda boğularak öldüğü söylenir.

3. Türk aslanı: Adalı Halil

Adalı Halil 1871 yılında Edirne’nin Adaiçi bölgesindeki Kilise Köyü’nde doğmuştur ve Aliço pehlivana çırak olup ondan güreşin bütün inceliklerini öğrenmiştir. 1.98 boyunda, 130-135 kilo ağırlığında, devrinin cüsseli pehlivanlarından olan Adalı, Koca Yusuf ve Kurtdereli gibi yağlı güreşin ustalarıyla karşılaşmıştır. Avrupa’ya ve Amerika'ya gidip orada karşılaştığı bütün rakiplerini çok kısa sayılacak sürelerde yenmiş, böylece “Türk aslanı” diye anılmaya başlanmıştır. Burada bir rakibinin kaburgalarını kırdığı anlatılmaktadır. Yurda döndükten sonra kazandığı Kırkpınar Başpehlivanlığı’nı on sekiz yıl korumuştur. Edirne’de 1927 yılında vefat eden Adalı Halil’in kabri, Evliyâ Kâsım Paşa Camii önünde bulunmaktadır. Kırkpınar güreşlerine katılan pehlivanların, güreş başlamadan önce Adalı Halil’in kabrini ziyaret etmeleri gelenek hâlini almıştır.

4. Dokuz kere başpehlivan: Ahmet Taşçı

Karamürsel'e ikinci altın kemeri getirerek bu dalda hem kendisine hem de ilçeye bir rekor kazandıran Başpehlivan Ahmet Taşçı, Karamürsel'de doğmuştur. Taşçı'nın 25 yaşına kadar sporla pek ilgilenmediği, 1982'de İzmit'te bir lastik fabrikasına işçi olarak girip 1985 yılında güreşmeye karar vererek ustası Kadir Birlik'in antrenmanlarına katılınca fabrikadan ayrıldığı bilinmektedir. Taşçı, bu zor ve ağır spora geç başlamasına rağmen çok çabuk uyum sağlamış ve sevmiş; acı kuvveti sayesinde yağlı güreşe intibâkı zor olmamıştır. Nitekim kısa süre sonra çayırlara çıkarak dokuz kez Kırkpınar Başpehlivanı ünvanını kazanmıştır. Güreş otoritelerine göre Ahmet Taşçı eğer güreşlere erken başlasaydı bu başarılarından çok daha fazlasını elde edebilecekti.

5. En genç başpehlivan: Recep Kara

Ordu'nun Ünye ilçesinde doğan Recep Kara, aslen Samsun Ladik'lidir ve güreş hayatına 1993 yılında Samsun'da başlamıştır. Hâlen Ankara Büyükşehir Belediyesi ASKİ Spor Kulübü'nde güreş hayatına devam etmektedir. 2004 yılında, 22 yaşındayken cumhuriyet tarihinin en genç Başpehlivanı olarak tarihe geçmiştir. Fakat ne yazık ki sakatlığı nedeni ile bir sonraki sene 2005 yılı Kırkpınar güreşlerine katılamamıştır. Bu tarihin ardından 2007, 2008 ve 2016 yıllarında Başpehlivan olan Recep KARA hala Kırkpınar çayırının önemli, saygı duyulan ve Başpehlivanlık kovalayan isimlerindendir.

Bu vesileyle vefat eden pehlivanlarımıza Allah'tan rahmet, hayatta olanların vücutlarına sağlık, sıhhat, afiyet dileriz.

Celaleddin Alkan

Güncelleme Tarihi: 16 Ağustos 2020, 12:51
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26