Kat'ı sanatı Süheyl Ünver'in çabasıyla bugüne geldi

Klasik İslam Sanatları'ndan biri olan kat'ı uzunca bir unutuluşun ardından yeniden hatırlanmaya ve icra edilmeye başlandı. Kat'ı sanatının yeniden gündeme gelmesinde Süheyl Ünver'in ve yetiştirdiği sanatçıların payı büyük. Dürdane Ünver de onlardan biri.

Kat'ı sanatı Süheyl Ünver'in çabasıyla bugüne geldi

Altın varaklarla çerçevelenmiş cennet bahçeleri, kağıttan yapılmış renk ormanları, kağıdı nakış nakış işleyen kat'ı sanatı.

Arapça bir kelime olan kat'ı, kesmek anlamına geliyor. Kat'ı sanatı ise, kağıt ve deri gibi farklı malzemelerin kesilerek motif ve resimlerin ortaya çıkmasından oluşuyor. Kökleri milattan sonra 2. yüzyıla dayanan bu sanatın, gelişerek derin ve ince bir üsluba ulaşması yüzyıllar aldı.

Osmanlı Devleti'nin yükselişiyle, geleneksel süsleme sanatları da ilerledi, 16 ve 17. yüzyıllarda kat'ı sanatı, altın çağını yaşadı. Ancak 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde bu sanata ilgi giderek azaldı. 21. yüzyılın başında Ord. Prof. Süheyl Ünver'in araştırmaları, yok olma tehlikesi yaşayan kat'ı sanatının günümüze kadar ulaşmasında önemli bir rol üstlendi.

Her ülke kendi inançlarına göre kat'ı sanatını geliştirmiş

Süheyl Ünver'in öğrencilerinden Dürdane Ünver de, bu sanata gönül veren sanatkarlardan biri. Ünver, kat'ı sanatını şu ifadelerle anlattı: "Yapılan her oymaya kağıt oymacılığı denilebiliyor. Bu Avrupa'da da, Amerika'da da, Türkiye'de de yapılıyor. Hepsine kağıt oyma denilebiliyor. Ama her ülke kendi lisanınca bu sanata bir isim veriyor. Türkiye'de yapılırsa bunun adı kat'ı. Arapça kökenli bir kelime. Her oyulan kağıt, kat'ı değil. Hindistan'da, Japonya'da değişik isimlerle isimlendiriliyor. Ama genel olarak hepsine kağıt oyma diyebiliriz.

Kağıt oymanın başlangıcında milattan sonra 2. yüzyıla kadar iniliyor. Tanrıları ve ataları anmak için bu kurban sunma törenlerinde kağıttan insan ve hayvan figürleri keserek, cenazeyle birlikte yakıyorlar. Yine aynı yüzyıllarda milattan sonra 200'lü yıllara giden süreçte Çin'de bu kağıt oyma sanatı yapılıyor. İmparatorluk içinde kulanılan bir sanat. Kat'ı önce, Çin'den Japonya ve Hindistan'a gidiyor. Her ülke kendi inançlarına göre bu sanatı geliştiriyor. Kendi sembollerini içeren kompozisyonlar hazırlıyor."

Türkler'in kat'ı sanatı ile tanışmasını ise şu sözlerle ifade etti Dürdane Ünver: "Türklerde ise, şu an Afganistan sınırları içerisinde bulunan Herat'ta başlıyor. Daha sonra İran üzerinden Anadolu'ya geçiyor. Orada bir tekamül yaşıyor. Çünkü büyük bir medeniyet var Anadolu'da. Hem saray nakışhanesinde, hem saray dışındaki sanatçıların yaptığı kağıt oymalar 17. yüzyılda başlıyor. Hatta şu an bu çalışmalar Avrupa'daki koleksiyonlarda bulunmakta."

Geleneksel Türk sanatları ile beslenen kat'ı, süsleme sanatlarınında yaygın olarak kullanılan motiflerden ilham alıyor. Kat'ı sanatının en önemli sermayesi dikkat, zaman ve sabır. Dürdane Ünver, medeniyetimize yön veren sanatlar ve kat'ı sanatıyla alakalı şu şekilde konuştu: “Bizde köklü bir medeniyet var. Gelenek, yaşantı var, adet ve alışkanlıklarımız var. Kendi yaşantımızda ne tür motifler kullanılıyorsak, onlar kullanılarak bu sanat icra ediliyor. Kuvvetini tabiat ve doğadan aldığı için kat'ı sanatında daha çok bitkisel motifler veya Selçuklu döneminde kullanılan motifler hakim. Zaten bu sanatın tezhiple alakası çok fazla. İçinde bu motifler mevcut, o yüzden biz de Selçuklu gibi kendi yaşantımıza uygun motifleri bu sanatta icra edebiliyoruz.”

Süheyl Ünver Hoca'dan 10 senede aldım icazetimi”

Osmanlı'da, sarayın sanat akademisi olan nakışhanelerde işlenen kağıt oymalar, bugün Avrupa'daki koleksiyonlarda sergileniyor. Osmanlı döneminde iki nakışhane bulunduğunu söyleyen Dürdane Ünver, birinin saray bünyesinde çalışan sanatçılara, diğerinin ise halk arasında bulunan sanatçılara ait olduğunu söylerken, kat'ı sanatının bu atölyeler eliyle 20. yüzyıla kadar geldiğini ifade etti.

2006 yılından bu yana Dürdane Ünver'in hazırladığı raporla halk eğitim merkezlerinde resmi ders olarak kabul edilen kat'ı sanatına olan ilgi de her geçen gün artıyor. Dürdane Ünver kat'ı sanatına olan ilgiyle alakalı şu şekilde konuştu: “Yeni başlayan bir talebeyi çok detaylı motiflerle başlatmıyoruz. Daha iri, daha kolay kesebileceği motiflerden başlayarak yavaş yavaş 1, 2 ve 3 senede ilerliyoruz.”

İcazetin ise uzunca bir süre boyunca emek verilen sanatın üstadıyla beraber olmak manasına geldiğini söyleyen Dürdane Ünver, “Ben Süheyl Ünver Hoca'dan 10 senede aldım icazetimi” diye konuştu.

Ayşe Gülgün Sonuşen konuştu

Yayın Tarihi: 27 Mart 2015 Cuma 11:08 Güncelleme Tarihi: 05 Temmuz 2020, 23:45
banner25
YORUM EKLE

banner26