İstanbul estetiği ve nezaketi nerede? (video)

Roma, Bizans ve Osmanlı'ya başkentlik yapan, Dersaadet olarak adlandırılan İstanbul, yüzyıllardır farklı medeniyetlerin izlerini taşıyor. Şehir Osmanlı döneminde İslam medeniyetinin en önemli merkezlerinden biriydi.

İstanbul estetiği ve nezaketi nerede? (video)

Konstantinapolis, Konstantiniye, Dersaadet, İstanbul, başkentler başkenti... İstanbul şehri yüzyıllardır birbirinden farklı onlarca isimle anıldı. Roma, Bizans ve Osmanlı'ya başkentlik yapan Yeditepeli şehir şarkılara, şiirlere, resimlere konu oldu. Dünyanın içinden deniz geçen tek şehrini fethetmek Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet'e nasip oldu.

Osmanlı'nın payitahtı şehir, Osmanlı döneminde "Dersaadet" adıyla ünlendi. 600 yıllık Osmanlı Devleti'nin 400 yıllık idare merkezi şehrine verilen bu tabir "Mutluluğun Kapısı" anlamına geliyor. 3 medeniyetin eserleriyle çevrili şehir İslam şehri kimliğini de bu dönemde kazandı. Coğrafi konumu ve binlerce yıllık kültürel mirasıyla, dünyanın yönetim merkezi şehrin kimliğini, tepelerinden yükselen 500'ü aşkın caminin silueti oluşturdu.

Zamanı ve mekânı örgütleyen cami merkezli hayat, pazar yerlerine de yansıdı. Esnafların ilişkilerini düzenleyen Ahilik kültürüyle birlikte gelişti. Taşı toprağı İslamlaştıran hayat tarzı, bütün mimari eserlerde de estetik bir anlayışı ortaya çıkardı. Tarihe atılan imzanın en önemli sahiplerinden biriyse Osmanlı'nın başmimarı Mimar Sinan oldu.

O İstanbul'dan geriye "eski İstanbul" kaldı

Osmanlı'nın şehircilik anlayışı, Osmanlı Medeniyeti'nin simge mimarı Sinan'ın eserlerinde kendini gösterdi. Osmanlı'da ortaya konulan cami merkezli hayat planı, Sinan'ın "kalfalık eserim" dediği Süleymaniye Külliyesi'nde en görkemli haline kavuştu. İslam mimarisinin İstanbul'daki zirvesi sayılan Süleymaniye'den günümüze Darû'ş Şifa, Darû'l Hadis Medresesi, Sibyan Mektebi, Darû'l Kurra, Tabhane, Darû'z Ziyafe, kervansaray, hamam ve türbelerden oluşan yapısı ulaştı. Ancak, cami merkezli hayatı oluşturan bu yapılar işlevini İstanbul'un başkentlikten vazgeçmesiyle birlikte yitirdi.

Konstantinapolis'i İstanbul yapan külliyede vücut bulan değerler tek tek anlamını kaybetti. Boğaz'ın iki yakasında sıralanan yalılar, Rumeli ve Anadolu hisarları, balıkçı köyleri ile Boğaziçi Medeniyeti'ni oluşturan kültürden geriye kalanlar nostaljik bir değerin ötesine geçemedi.

Sırtını kadim İslam Medeniyeti'ne dayayarak yeni bir İstanbul modeli ortaya koyan Osmanlı devleti tarihin akışını değiştirdi ancak İstanbul'un kaderi Osmanlı'nın kaderiyle yer değiştirdi. Estetiğini kaybeden İstanbul'dan geriye, "Eski İstanbul" diye anılan ve kadim bir medeniyetin izlerini saklayan estetik anlayışın sığdırıldığı kavram kaldı.

Müzeleri, kiliseleri, sarayları, camileri, pazar yerleri ve doğal güzellikleri ile dünyanın sayılı şehirleri arasında sayılan İstanbul, dünyaya bu medeniyetin izlerini haykırıyor. Zamana inat, ihtişamını yeniden kazanacağı günlerin umudu ile estetiğin yeniden yaşam bulduğu günleri hatırlatmayı sürdürüyor.

İstanbulluların nezaketinden şehre yayılan kültür

İstanbul lisanı ve edebiyle anılırdı. İstanbulluların nezaketinden şehre yayılan bir kültürden söz etmek mümkündü. Ancak göçlerle birlikte bu kültüre dair pek çok değer kayboldu. "Aslen nerelisin?" sorusunun en çok sorulduğu şehirlerden biri İstanbul. Medeniyetler beşiği kadim şehir, tarihi, coğrafi konumu, doğal güzellikleri ile dünyanın önde gelen şehirleri arasında.

1927 sayımında 806 bin 863 kişi olan İstanbul'un nüfusu her geçen gün artıyor. 14 milyonu geçen nüfusu ile dünyada pek çok ülkeyi geride bırakıyor. Bu nüfusun yalnızca 2 buçuk milyonu gerçek İstanbullu sayılıyor.

Bir şehrin kimliğini oluşturan özelliklerin toplandığı bir kavram olan "İstanbulluluk", kültürel bir birikimin de göstergesi aynı zamanda. Son kazılarla birlikte tarihi 8 bin 500 yıl öncesine uzanan İstanbul'da doğup büyüyen bir nesilden ziyade, "şehirlilik" ifade eden bu kelime, göçlerle meydana gelen nüfustan daha farklı bir anlama sahip.

Cumhuriyetle beraber başkentin Ankara'ya taşınması, İstanbul'un önemini azaltmamakla birlikte Anadolu’nun dört bir yanından gelenlerle arttırdı. Osmanlı döneminde gayrimüslimleri oluşturan Yahudi, Ermeni ve Rum gibi azınlıklarsa nüfusları zamanla azalanlar arasında yer aldı.

1950'den sonra hızlanan plansız gelişme, şehrin ahşap mimari ile donatılan dokusunu beton kentleşmeye bıraktı. İstanbullu olmak her kesimden bu kente kolayca yerleşenlerin farkındalığını ayırt edemediği bir kavram haline geldi.

Artık kimsenin gerçekten ait olmadığı bu metropolde yaşayanlarla, şehirlilik kimliği de unutuldu. Eski İstanbul'un evleri, komşuluk ilişkileri, mahalle kültürü hatırlayanların anılarında kaldı. İstanbul hanımefendisi, İstanbul beyfendisi gibi deyimler de bu kültürün bir parçası olarak hafızlara kazındı.

 

Hamza Türkyıldız haber verdi

Güncelleme Tarihi: 04 Mayıs 2015, 12:30
YORUM EKLE

banner19