İslâm medeniyetinin incisi Endülüs

Kitap, Endülüs’te çok kıymetliydi. Ünlü coğrafyacı Ebû Ubeyde el-Bekrî’nin kitaplarını, oldukça pahalı kumaş kılıflar arasında muhâfaza ettiği bilinmektedir. Emre Yücel yazdı.

İslâm medeniyetinin incisi Endülüs

İslâm, intişâr ettiği topraklara sadece ahkâmını değil, kendine münhasır medeniyetini de götürmüştür. Bu medeniyet, sadece intişâr ettiği beldeye değil, o beldeye yakın olan bölgelere de tesir etmiştir. Bunun en güzel ve müşahhas örneklerinden biri de Endülüs’tür. Kültür ve medeniyetin eşiği olan Endülüs, bugünkü adıyla İspanya, Müslümanların hâkimiyeti altına girdikten sonra birçok cihetten gelişme göstermiştir. İspanya topraklarının İslâm medeniyeti ile tanışması bölge için bir milât mâhiyetindedir. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Avrupa bugünkü gelişmişliğini Endülüs’e, yani İslâm medeniyetine borçludur. Endülüs, İslâmî eğitim, sanat ve sanat ve ilimlerle Avrupa’yı besledi. Avrupa’da mektep diye bir şey yokken, Endülüs’te mektepler köylere kadar yayılmıştı. Ziya Paşa bunu şöyle anlatır: “…İspanya’da ise, her dört haneli köyde bir mekteb bulunduğundan, artık şehir ve kasabadakiler bu hesaba kıyas oluna. Avrupa’da ilk defa mekteb-i umûmî tesis eden Kardinal Albırnuz zaten İspanyol olup, Gırnata’da terbiye görmüş ve sonradan Polonya’da bina eylediği ‘Sen Kalmen’ mektebini orada görmüş olduğu İslâm mekteblerine taklid eylemiştir.”

el-Hamra Sarayı

El-Hamra Sarayı’nın duvarlarındaki süslemelerde ince işçilik, ihtişam ve estetik, İslâm sanatının Endülüs’te vücud bulmuş harikalarından biridir. Endülüslü Müslümanlar, sarayın her yanını âyet ve şiirlerle süslemişler, taşlara şekil vermişler. Arapçada “Kızıl Saray” anlamına gelen el-Hamra Sarayı, İspanya’nın Granada şehrinde bulunmaktadır. Sarayın inşaatında kullanılan kil harcın, kızıla çalmasından dolayı bu isimle anılmıştır. Temelleri 1232’de atılan saray; 1984’te UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmıştır.

El-Hamra’nın duvarlarında asırlardır o söz yankılanır; “Lâ ğâlibe illâllâh” (Allah’tan başka gâlip yoktur). El-Hamra Sarayı, insanoğlunun geçmişten gelen büyüleyici estetik algısının kusursuz bir örneğidir.

El-Hamra Sarayı’nın bir avlusunda 12 aslanlı çeşme bulunur. Çeşme aslında bir su saatidir. Ortadaki havuzu çeviren her bir aslan zamanında saate göre ağzından su akıtırmış.

Kitap ve kütüphaneler

Endülüs medeniyeti, birçok cihetten asrına ve sonrasına tesir etmiştir. Endülüs medeniyeti, “kitap medeniyeti” olarak da tavsif edilebilir. Kaynaklarda, Endülüs âlimlerinin binlerce eser yazdıkları belirtilmektedir. Bölgeyi Hıristiyanlar ele geçirdikten sonra Gırnata’da, bir milyona yakın kitap yakılmış; dolayısıyla da, günümüze ulaşamamıştır. Bu konuda, 1903 Nobel ödüllü Fransız fizikçi Pierre Curie, şunları söylemiştir: "Müslüman Endülüs'ten bize 30 kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Şayet yakılan bir milyon kitabın yarısı kalsaydı çoktan uzayda galaksiler arasında geziyor olacaktık." Kitap, Endülüs’te çok kıymetliydi. Ünlü coğrafyacı Ebû Ubeyde el-Bekrî’nin kitaplarını, oldukça pahalı kumaş kılıflar arasında muhâfaza ettiği bilinmektedir. Endülüs’te kitabı sevmek veya ona değer vermek sadece ilim ehline has bir özellik değildi. Toplumun genelinde kitabın büyük bir yeri ve ehemmiyeti vardı. Hatta eşraftan bazı kimselerin, kendilerine “kaba ve kültürsüz” denilmesin diye, kullanmasalar bile evlerinin bir köşesinde bir kitaplık bulundurmaları âdet haline gelmişti.

Kitaba olan muhabbetin ve ona verilen değerin tabii bir neticesi olarak, Endülüs’te kütüphaneler oldukça fazlaydı. Kütüphanelerin bir kısmı devlete, bir kısmı ise şahıslara aitti. II. Hakem, Endülüs Emevî halifeleri içinde ilmî faaliyetlere en fazla ilgi gösteren hükümdar olarak tanınır. II. Hakem, Doğu’daki kültür merkezlerine gönderdiği adamları vasıtasıyla birçok kitap satın aldırarak saray kütüphanesini zenginleştirmiştir. Saray kütüphanesinde toplanan el yazması kitapların sayısı 400 bin cildi aşmıştı, bunların her biri elli yapraktan oluşan kırk dört cilt tutmaktaydı. Kütüphane, yeri dar geldiği için yeni yapılan bir binaya ancak altı ayda taşınabilmişti. Saray kütüphanesinde kütüphaneciler dışında satın alma yoluyla sağlanamayan kitapları istinsah eden müstensihler, ayrıca müzehhipler ve mücellitler de görevlendirilmişti.

Endülüs Mersiyesi

Yıkılan, yitirilen Endülüs için söylenen mersiyelerden en meşhuru da,  Ebu’l Bekâ Salih b. Şerif er-Rundî’nin “Endülüs Mersiyesi”dir. Kafiyesi “nûn” olduğu için bu kasideye Nûniyetu Ebi’l Bekâ er-Rundî adı da verilir. Endülüs’e başka mersiyeler yazılsa da, oldukça içten ve samimi duygularla söylenmiş bu mersiye, doğrudan insanların gönüllerine hitap ettiği ve duygularını okşadığı için Endülüs’te ve tüm İslam dünyasında şöhret bulmuştur.

Mersiye’den bazı beyitler şöyledir:

Her faciaya teselli bulunur belki

Ama unutulmaz İslam'ın uğradığı bela cihanda

Öyle bir felakete uğradık ki Endülüs'te biz

Üstümüze düştü sanki Sehlan ve Uhud dağları

Nazar değdi İslam'a Endülüs'te

Bela üstüne bela yağdı, yağmur gibi

O güzelim şehirlerin üstüne…

Sor… Mürsiye'nin halini şimdi, Valans'ı da.

Sor… başına gelenleri Şatiba'nın Ceyyan'ın!

Gördün mü bir bilgi okyanusuydu Kurtuba?

Bir bilgi deniziydi, görseydin bilginleri

Sor Hıms'ı şimdi de, pırıl pırıl aydınlık bahçeleri

Sor nerde Azip nehri, şimdi öyle akar mı, şeker tadıydı suyu?

İşte bunlar gözbebeği, medinesiydi Endülüs'ün

Bunlar ki birer viranedir artık.

Yarınından ayrılmış feryatlar koparan bir genç gibi

Öyle dolmuş ki hüzünlü gözleri yüce İslam'ı

Soyununca İslam'dan bir çöle döndü sanki

Onlar ki küfür karanlığı içinde bayındır bugün

Birer kilisedir artık camiler, mescidler

Her yanda çanlar, putlar ve baykuş uğultuları

Mihraplar ağlar şimdi taşla doldurulmuşsa da

İnler buna minber, cansız ağaçtansa da…

Netice olarak, Endülüs toprakları, imkânı olan herkesi gidip görmesi gereken İslâm medeniyetinin mihenk taşı mesabesindeki şehridir. İslâm medeniyetini anlamak isteyen, önce Endülüs’ü anlamalı diyoruz. Endülüs ile alâkalı birçok kitap bulunmakla birlikte Ziya Paşa’nın Endülüs Tarihi iyi bir başlangıç olabilir.

Emre Yücel

Güncelleme Tarihi: 26 Ağustos 2018, 14:41
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
M Nedim Tepebaşı
M Nedim Tepebaşı - 10 ay Önce

Yükselmek ve düşmek, demek ki böyle bir şeymiş! İnsan medeniyetten vazgeçer mi, vazgeçmek de ne demek, düşmanlık iyilikleri öldürür bile! Bir de bizim hâlimize bakalım. Endülüs'ü yakıp yıkanlar belli, ya biz! Biz neden kötülük ettik kendimize!

banner19

banner13