İslâm karşıtlığı sadece Batı'ya özgü değil (Video Haber)

İslâmofobinin dışavurumu olan, Avrupa'da Müslümanları ve camileri hedef alan saldırılar son yıllarda artış gösteriyor. Ayrıca son dönemlerde Güneydoğu Asya ülkelerinde de azınlık durumunda olan Müslümanlar üzerindeki baskı da giderek artıyor.

İslâm karşıtlığı sadece Batı'ya özgü değil (Video Haber)

 

1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla "Batı" için komünizm tehdidi son bulurken, Avrupalı ve Amerikalı siyasetçiler yeni bir "öteki" oluşturmakta gecikmediler. Ötekileştirilen bu yeni unsur İslâm'dı. Son 10 yılda giderek artan İslâm karşıtlığının fikrî altyapısının oluşmasında ise Samuel Huntington'ın 1993 yılında kaleme aldığı "Medeniyetler Çatışması" adlı makalenin payı büyüktür.

Daha sonra genişletilerek kitap haline getirilen bu makale, kısaca "ideolojiler arasındaki rekabetin bittiğini ve artık mücadelenin medeniyetler ve kültürel kimlikler arasında yaşanacağı" tezi üzerine kurulmuştur. İslâm'ın açıkça tehdit olarak gösterildiği "Medeniyetler Çatışması" tezi, özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından Batılı ülkelerin siyasi yaklaşımlarını doğrudan etkiledi. Saldırıların hemen arkasından gerçekleşen Afganistan operasyonu, kimilerine göre medeniyetler arasındaki çatışmanın da başlangıcıydı.

Cezalar caydırıcı değil

İslâmofobinin dışavurumu olan, Avrupa'da Müslümanları ve camileri hedef alan saldırılar son yıllarda artış gösteriyor. İstatistiklere göre, Fransa'da son bir yılda 469 Müslüman saldırıya uğrarken, bu saldırıların yüzde 85’inde kadınlar hedef alındı. Son olarak Ağustos ayı içinde Paris’in batısındaki bir bölgede 2 faşist Fransız saldırgan, başörtüsünü çıkardıkları genç bir kadının yüzüne bıçakla zarar vermişlerdi.

İsveç’in başkenti Stockholm’de de 19 Ağustos’ta hamile bir kadın, başörtülü olduğu için, yine faşist İsveçliler tarafından bayılana kadar dövülmüştü. Son 18 ayda da İngiltere ve Galler’de 1200 İslâm karşıtı saldırı gerçekleşti. Almanya’da da her yıl Müslümanları hedef alan 120 saldırı düzenlenirken, Hollanda’da son 5 yılda 117 cami saldırıya uğradı. Avrupa ülkelerindeki yönetimlerin İslâm muhalifi eylemlere verdikleri cezalar ise caydırıcı olmaktan çok uzak...

Avrupa'da İslâmofobiyi derinleştiren sadece büyük terör eylemleri ve bu eylemlerin arkasından medyada yer alan yorumlar değildir. Pek çok Avrupa ülkesinde İslâm karşıtlığını tetikleyen olaylar yaşandı. Bunlardan biri de Hollanda'daki yönetmen Theo Van Gogh cinayetiydi. Cinayetin sorumluluğu tüm Müslümanlara yüklenince, çok kültürlülüğün önemli örneklerinden biri olarak görülen Hollanda'daki liberal değerler derin bir yara aldı. Van Gogh cinayeti, her ne kadar Hollanda’da farklı kesimlerin çatışmasının başlangıcı olarak gösterilse de, toplumdaki yabancı karşıtlığının ortaya çıkışını sadece bu cinayetle açıklamak mümkün değil. Ülkedeki aşırı sağcı Özgürlükler Partisi'nin 2000'li yıllardaki yükselişi dikkat çekerken, bu tırmanış daha çok 11 Eylül saldırılarından sonra Avrupa'da oluşan İslâm düşmanlığına bağlanıyor.

Yunanistan göçmen kampı gibi

Yunanistan'da çoğu Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'dan gelen Müslüman göçmenler, farklı görünüşleri ve kültürleri ile toplumda diğer göçmenlerden ayrışıyorlar. Ülkedeki iktisadî buhran derinleştikçe, farklı olana duyulan tepkiler de artıyor. Camisi olmayan Atina'da sayısı yüzbinleri bulan Müslümanlar sokaklarda namaz kılarken, Yunanistan “farklı bir göçmen grubu” ile tanıştı. Sokaklardaki manzaralar Yunanların bilmedikleri bu farklı kültür ve İslâm karşısındaki şüphelerini de artırıyordu. Derinleşen ekonomik kriz, göçmen meselesini gündemin ilk sıralarına taşırken, Müslüman göçmenler de hem polis kontrollerinin hem de ırkçı saldırıların ilk hedefi oluyorlar. Müslüman göçmenlerin birçoğu, ülkelerindeki fakirlik, baskı ve otoriteden kaçarak Yunanistan'da özgür bir hayat sürme hayali ile göç etmişlerdi. Yüzbinlerce Müslüman, iktisadî buhran sarmalındaki Hıristiyan bir ülkede, bütün zorluklara rağmen yeni bir hayat kurmaya çalışıyorlar.

Müslümanlar vatandaş kabul edilmiyorlar

İslâm karşıtlığı sadece Batı'ya özgü bir durum değil. Son dönemlerde Güneydoğu Asya ülkelerinde azınlık durumunda olan Müslümanlar üzerindeki baskı da giderek artıyor. Myanmar'da devletin ülkede yaşayan Müslümanlara yönelik baskıcı politikaları, gündelik hayatın her alanında kendini hissettiriyor. Vatandaşlık hakkı verilmeyen Rohingya Müslümanları, göçmen statüsüne dahi alınmıyorlar. Myanmar'da Müslümanlar tüm dünyanın gözleri önünde ayrımcılığa ve ırkçılığa maruz kalıyorlar. Sistematik olarak 1942 yılından bu yana, sadece Müslüman oldukları için katledilen on binlerce Arakanlı, sığındıkları ülkelerde de zor şartlar altında hayat mücadelesi veriyorlar. Myanmar hükümeti varlığını her fırsatta inkâr ettiği ve bugün 50 bin kilometrekare alana sıkışmış Arakan Müslümanlarının, Hind alt kıtasından, İngilizler tarafından göç ettirilen bir grup Müslüman olduğunu savunuyor. İzin almadan evlenemeyen bölge Müslümanları, ticaret de yapamıyorlar ve her aile ferdi için ayrı vergi ödemek zorunda bırakılıyorlar. Vatandaş kabul edilmedikleri için  en temel eğitim ve sağlık hizmetlerinden dahi mahrum bırakılan Arakanlı Müslümanlara yönelik inanç temelli şiddete göz yumulmaya devam ediyor.

Bölge ülkelerinden Sri Lanka'da da Müslümanlar büyük baskı altındalar. Sri Lanka devleti, nüfusun yüzde 7'sini oluşturan Müslümanları tehdit olarak algıladığını resmen ilan etti. Savunma bakanı Gotabaya Rajapaksa, radikal grupların ülkeye geçiş yaptığını iddia ederek, bunun gelecekte önemli bir problem olacağını öne sürdü. Sri Lanka'da 1983'ten 2009'a kadar hükümete bağlı güçler ile Tamil isyancıları arasında iç savaş yaşanmıştı. Sri Lanka Müslümanları, Tamil isyanı sırasında ne hükümeti, ne de Tamil Kaplanları'nı desteklemedikleri için her iki tarafın da saldırılarına hedef olmuşlardı. Son olarak geçtiğimiz Ağustos ayında da bazı camiler budist çetelerin saldırısına uğradı, halen de saldırıya uğramaya devam ediyor.

 

 

İslam Gemici bildirdi

Güncelleme Tarihi: 23 Eylül 2013, 12:52
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13