banner16

Darbelere Direnen Şarkılar, Marşlar (video)

Ülkelerin yaşadıkları darbe girişimleri sonrasında demokrasiye adanan şarkılar ve marşlar bestelendi. Birliğe ve mücadeleye vurgu yapan şarkılar, darbelerle birlikte hatırlandı. Çeşitli ülkelerin darbe karşıtı müziklerini bir araya getirdik.

Darbelere Direnen Şarkılar, Marşlar (video)

Ülkelerin yaşadıkları darbe girişimleri sonrasında demokrasiye adanan şarkılar ve marşlar bestelendi. Birliğe ve mücadeleye vurgu yapan şarkılar, darbelerle birlikte hatırlandı. Çeşitli ülkelerin darbe karşıtı müziklerini bir araya getirdik.

İran’da darbeye direnen şarkılar

Marşlar halk hareketlerinin en önemli unsurlarından. 7 Şubat 1970'te 13 İranlı solcu, ellerinde makineli tüfekler ve el bombaları ile İran'ın kuzeyindeki Siyahgel köyünde, jandarma karakolunu bastı. Bu baskında 30, sonrasında 11 eylemci öldürüldü. Bu hareket, Şah Rejimine karşı ilk silahlı taarruzdu. Olayın ardından şair Seyid Sultanpur şu marşı yazdı:

“Kış bitti, bahar geldi
Güneşin kızıl gülü açıldı
Gece karanlığı kaçmaya başladı
Dağlar laleler dolu
Laleler ise uyanık
Dağlarda gül ve orman ekiyorlar
Dağlarda kalpler canlı
Silah, gül ve buğday geliyor
Göğsümde can, bir orman kadar yıldızımız var can”

İran Devrimi'nin bir diğer önemli marşında tekbirler ve kelime-i tevhidler vardı. Bu marş Ayetullah Humeyni devrimi sırasında sokaklarda yankılanmıştı:

“Yarın bahar geldiği zaman özgür olacağız 
Ne zulüm olacak ne de zincir
Allah’a doğru yükseliyoruz
İran İran İran, İran İran İran” 

Yunanistan’da darbeye direnen şarkılar

Yunanistan'ın 1967'de tanıştığı darbe, baskıcı bir yönetimi beraberinde getirirken halkın yedi yılını, binlerce insanın gençliğini, umutlarını çaldı. Atina'daki Özgürlük Meydanı bu mücadelenin sembollerinden. Bugün Atina'nın merkezindeki yeşil alanda bulunan taş binalar bir dönemin işkence merkezleriydi. Şimdi ise bu binalar Tutuklular Ve Sürgündekiler Müzesi. Müzenin hemen önünde yer alan heykel ise meslektaşlarının yaptığı cuntaya karşı geldiği için işkence görerek hayatını kaybeden Albay Spiros Mustaklis'e ait.

Yunan halkı 7 yıl boyunca darbe yönetimini yaşadı. Tutuklananlar, işkence görenler, sürgüne gönderilenler oldu. Ancak halk verdikleri mücadele ile darbe yönetimine karşı özgürlüklerini tekrar kazanabildi. Atina'daki bu müze de bu mücadeleyi anlatıyor. Duvarlardaki resimler o dönemde cunta yönetimine karşı mücadele edip işkence nedeniyle hayatını kaybedenlere ait. Uzun bir liste ise yine tutuklananlar ve işkencede yitip gidenlerin isimlerini sıralıyor.

Darbe Dönemi Tutuklananlar Ve Sürgüne Gönderilenler Derneği Başkanı ve derneğe ait müzenin yöneticisi Kostas Mateos da bu süreçte tutuklanan, işkenceye maruz kalanlar arasındaydı. Mateos o günleri şu ifadelerle anlattı: “Cunta, bizden gençliğimizi çaldı. Özgürlüğümüzü, haklarımızı çaldı. Şiddet dolu bir rejim getirdi. Dikta yönetimine karşı mücadele edenlerin dışında da tüm Yunan halkına işkence yaptı. Direneceğimizi anladıkları için suçsuz insanları direnme ihtimallerine karşı tedbir amaçlı tutukladılar. Darbenin ilk beş gününde 900 binin üzerinde insanı gözaltına aldılar. Bazılarını direnişe katılabilecekleri düşüncesiyle hiç suçsuzken sürgüne gönderdiler. Biz gençler çok direndiğimiz için çok işkence gördük. Çok vahşi yöntemlerle işkence uyguladılar. Bulunduğumuz bu bina da işkence yapılan binalardan biriydi. Cehennem diyorduk buraya. Ülkenin birçok yerinde benzer işkence alanları vardı.”

Direniş mücadelesi 1974'te demokrasinin geri dönüşü ile sonuçlandı. Acılarla dolu yedi yılın ardından Yunanistan asla unutmayacağı büyük bir ders aldı. Kostas Mateos Yunan halkının cunta yönetimine direnişini şu sözlerle anlattı: “Direnişin tek sahibi her zaman halk olmuştur. Yunan halkı da cunta yönetimine karşı büyük bir direniş sergiledi. Doğu Akdeniz yıllardır bu tür olaylara maruz kalmıştır. Yunanistan da bu coğrafyada olması nedeniyle benzer deneyimler yaşadı. Aynı şeylerin tekrar yaşanmaması için her zaman uyanık olmalıyız, faşizme karşı durmalıyız.”

Darbeye karşı çıktığı için işkencede hayatını kaybeden Spiros Mustaklis'in işkence görüp hayatını kaybettiği hücre de ziyaretçilere o acı günleri hatırlatanlar arasında. Bugün Avrupa standartlarında demokrasiye sahip olan Yunanistan, sahip olduğu özgürlük ve demokrasi anlayışını o yıllarda verilen mücadeleye borçlu. “Eğitim, Ekmek ve Özgürlük” ise bu mücadelenin bugünlere taşınan ve unutulmayan sloganı.

Yunanistan’ın darbe yönetiminde kaldığı yıllar boyunca sanat ve müzik de sansürlendi, Yunan müzisyenler baskı altına alındı. Basının iktidar karşıtı tek kelime edemediği günlerde cunta yönetiminin yaptığı yanlışlıkları, haksızlıkları gösteren, doğru yolun demokrasiden geçtiğini anlatan sanat cuntacıların hedefindeydi. Ünlü yunan müzisyen Lakis Halkias da bu baskıyı hisseden sanatçıların başında geliyordu. Halkias kendisinin ve müzisyenlerin maruz kaldığı baskıları şu şekilde anlattı: “Ben 1967 Eylül'ünde Yunanistan'dan ayrıldım. Nisan'da da darbe olmuştu. Çünkü ben de demokrasi için çalışanlardandım. Kanada'da, Amerika'da dört sene kaldım. Geri döndüğümde Yanis Markopulos'la çalıştım. Ben de o yılların baskısını yoğun bir şekilde hissettim. Amerika'dayken de Yunanistan'da neler olduğunu duyuyordum ama bunu kişisel olarak tecrübe etmemiştim. Markopulos'la çalışmaya başladığımda ve albüm çıkardığımızda yaşanan zorluklara şahit oldum. Seferis'in şiirlerini besteleyerek yaptığımız albüm sansürlendi. Basit bir şarkıyı bile engellediler. Çünkü başka bir mesaj verdiğimizi düşünmüşlerdi. Sonraki albümlerde de şarkı sözlerinde benzer sansürler uygulandı. Halk şarkıları gerçekleri ve gerçek sorunları ifade ettiği için en çok bu şarkılar sansüre uğruyordu. Şimdilerde yaygın olan popüler kültürde içeriği dolu olmayan şarkılar teşvik ediliyordu ki insanlar düşünmesin, sorgulamasın. Televizyon da bu anlamda olumsuz bir rol oynadı.”

Sansür altında yeşeren müzikler, dönemin müzikleri tarihin akış yönünü değiştirecek güce sahipti. Gençlere cesaret, umut yüklüyordu. Halkias o dönem yaptıkları müziğin daha çok gençler tarafından dinlendiğine dikkat çekerken, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “1973'te Markopulos'la sahne aldığımızda cuntaya karşı mücadele veren öğrenci grupları bizi dinlemeye geliyordu. Bizi dinledikten sonra sokağa çıkıp ilk protesto yürüyüşünü yapmışlardı. Bunun üzerine sahne aldığımız yer ceza alarak on gün kapatıldı. Yirmi gün sonra da zaten hukuk fakültesindeki işgal ve politeknik üniversite ayaklanması oldu. İkinci Dünya Savaşı'nda da milli mücadele şarkıları vardı. Savaşman gerektiği zaman ruhunu beslemelisin. Şarkılar da bu işe yarıyor, ruhunu güçlendiriyor. Diktatörlük döneminde de mücadele edenlere şarkılar ve sanat çok yardımcı oldu.”

Gençler üniversitelerde, işçiler fabrikalarda, halk sokaklarda cuntaya karşı mücadelesini sürdürürken dillerde, kulaklarda hep o şarkılar vardı. Güfteler açık bir dille isyan etmese de, basit kelimelerin ardına gizlenen anlamlar koca bir isyanı beraberinde getirmişti. O günün mücadelesini besleyen şarkılar, bugün Yunan halkının dilinde var olmaya, özgürlük bilincini yeni nesillere aktarmaya devam ediyor.

Mısır’da darbeye direnen şarkılar

Bağımsızlık ve özgürlük için bestelenen marşlar ve şarkılar dünya tarihi boyunca söylendi. Darbe dönemlerinde bu müziklerin sesi daha da fazla duyulur oldu. Kimi zaman şarkılar bir darbeye karşı söylendi, halkı birleştirdi, kimi zaman da sadece bir şarkı o günlerde yaşananları anımsattı. Darbeler, her ülkenin tarihine düşülmüş kara notlar olarak kayıtlara geçti. Darbe vurulmaya çalışılan ise halkın, hak ve özgürlük arayışlarıydı.

Askeri cunta yönetiminin siyasete müdahalesi 2011 yılında Mısır'da da halkı hak ve özgürlük için meydanlara çıkarmıştı. Ülkedeki 3 Temmuz darbesinin ardından meydanlar dolup taştı. Darbe karşıtlarının sembolü Rabia oldu. Şarkısıysa Seyyid Kutub'un şiirinden uyarlanan “Kardeşim Sen Özgürsün” adlı eserdi:

“Kardeşim biz ölürsek sevdiklerimize kavuşacağız
Rabbimizin bahçeleri bizim için hazırlanmıştır
Muhakkak ki o cennetin kuşları etrafımızda kanat çırpacaktır
Ebedi diyar, Adn cennetleri bizim için ne kadar hoştur.”

Türkiye’de darbeye direnen şarkılar

Milletlerin duygularına tercüman olan şarkılar, türküler ve marşlar en çok da darbe günlerinde duyuldu:

“Yine de şahlanıyor aman,
Kolbaşının yandım da kır atı,
Görünüyor yandım aman,
Bize serhat yolları.”

Tarihler 12 Eylül 1980'i gösterdiğinde Türkiye'deki radyolardan yükselen bu şarkı adeta darbenin habercisi oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 17’nci Genelkurmay Başkanı Kenan Evren'in okuduğu bildiri, silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesiydi. Eski bir türkü olan eser, Türkiye tarihine kara bir leke olarak sürülen darbe bildirisinin hemen ardından dinletilmişti. 80 darbesi, darbe sanatçısı olarak anılmaktan şikayet etse de Hasan Mutlucan tarafından seslendirilen bu şarkıyla özdeşleşti. Demokrasiye darbe vurulmuş, ortak hafıza gibi müzik birikimi de kesintiye uğramıştı.

“Raptiye rap rap
zaptiye zap zap
naber nitekim gene
gene geldi şapka
rap rap”

Postal sesleri, o günlerden başlayarak günümüze kadar birçok şarkıya etki etti. Halkın darbelere karşı koymaya gücü yetmese da şarkılarla duygular dile geldi. Son olarak 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı yaşanan darbe girişiminin ardından “Ölürüm Türkiyem” şarkısı meydanlarda en çok çalınan şarkı oldu. Dilaver Cebeci'nin şiirinden uyarlanan şarkı Mustafa Yıldızdoğan'ın sesiyle özdeşleşti.

Halk darbeyi geri püskürttü, sokakları terk etmedi. Genç yaşlı demeden herkes sokaklarda vatan nöbetleri tuttu. Darbeye karşı hep bir ağızdan söylenen şarkıların arasında en çok dinlenen “Ölürüm Türkiyem” oldu. Şarkı adeta halkın duygularına tercüman oldu.  Her kesimden insanın ortak sesi halinde meydanlarda yükseldi.  

 

 

 

 

 

Hamza Türkyıldız

Güncelleme Tarihi: 02 Temmuz 2018, 09:58
banner12
YORUM EKLE
banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6