Çağları emziren beşik: rahle

Rahlelerin, Hz. Osman (ra) döneminde Kur’an’ın çoğaltılıp büyük şehirlere gönderilmesinin ardından İslam dünyasında ortaya çıktığı düşünülmektedir. Emin Gürdamur’un yazısını iktibas ediyoruz.

Çağları emziren beşik: rahle

Rahle, çağların önünde diz çöktüğü bir makam, bir eşik, bir saltanat.

Doğu’da rahleye verilen paye, döşeği olduğu Kitap’a verilen payeyle ilgilidir. Yeryüzündeki bütün rahleler, bir imkân ve bir ihtimal olarak Mushaf’a yataklık yapmış olmaya, Mushaf’ı yerden yüksek bir makamda tutmaya matuf oldukları için muhterem kabul edilmiştir. Arapçada semer anlamında kullanılan rahl/rahal kelimesinden Türkçeye geçen rahlenin üzerinde hangi kitap durursa dursun, cümle âlem bilir ki, onun asıl süvarisi Kur’an-ı Azimüşşan’dır.

Rahlelerin, Hz. Osman (ra) döneminde Kur’an’ın çoğaltılıp büyük şehirlere gönderilmesinin ardından İslam dünyasında ortaya çıktığı düşünülmektedir. Kur’an-ı Kerim’i yerden yüksek bir yerde tutmak gayesiyle yapılan ilk dönem rahlelerden günümüze kalan örnekler yoktur. Bulgular, yekpare tahtadan dişli olarak iki kanatlı açılır kapanır tarzdaki ilk rahlelerin Anadolu Selçukluları zamanında ortaya çıktığını göstermektedir. Türkiye’de rahlelerin en muhteşem misallerini, XIII. yüzyıldan kalma Konya Alaaddin Camii’nde ve Mevlana Dergâhı’nda ve İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesi’nde görmek mümkündür.

Selçuklu devri, Türklerin ağaç işçiliğinde inanılmaz merhaleler kat ettiği, büyüleyici eserler ortaya koyduğu dönem olarak bilinir. Bu dönemin ahşap eserlerinde bitkilerin yanı sıra kuş, aslan, kartal ve ejder gibi figürlere de rastlanır. Daha sonra Osmanlı döneminde hayvan figürleri yerini daha inceltilmiş işlemelere, oyma ve kafes işi tekniklere bırakmıştır. Bunun yanında ahşap süslemeciliğinde fildişi, mors dişi, kemik, sedef, bağa ve kıymetli madenler de kullanılmıştır. Sedef kakmalar bunların başında gelmektedir.

Taş oymacılığına nazaran ağaç işçiliği kolay gibi gözükse de arkasında saklı ihtimam ve sabır, oymacılıkta ahşap işçiliğini başköşeye oturtur. Ağacın canlı bir tabiata sahip olması, âdeta ondaki izleri canlandırmış, motifleri derinden derine beslemiştir. Rahle yapımında genellikle ahlat, pelesenk, meşe, şimşir, gürgen, karaağaç, kiraz ve elbette ceviz gibi dayanıklı ağaçlar kullanılmıştır.

Bütün ahşap işçiliklerinde olduğu gibi bu aşamada ağacın seçimi, kesim zamanı, kurutma kıvamı hayati önem taşır. Üzerinde çalışma yapılacak ağaç yaş olmamalı, elyafı sık olanlar tercih edilmelidir. Ayrıca damarlı ve budaklı parçalardan uzak durulmalı, mümkünse koyu renklere öncelik verilmelidir. Rahle için en uygun ağaç, üzerinde yapılacak kaplama ve kakma faaliyetleri de hesaba katıldığında cevizdir. Parçalar ağacın merkezinden veya çevreye yakın bölgelerinden seçilmemelidir, çünkü bu kısımlar ağaç kuruduktan sonra da çalışma ihtimali bulunan kısımlardır.

Rahle, biçim olarak karşımıza üç ana formda çıkar. Birincisi ve en eski versiyonu, sabit ayaklara sahip, dikdörtgen biçiminde sehpa olarak, dünyada da eşine rastlanan bir tür küçük yer masasıdır. İkincisi ve aslen rahle deyince akla gelen model, iki parçadan oluşan bir mekanizmadır. İki kanatlı açılıp kapanır mekanizma X biçimindedir. Ortasındaki menteşe kendiliğinden veya ek parçalarla sehpaya uygulanır. Ebu Mansur Zafer Bin el-Kasım, rahlenin birbirine geçen kanatlarını, yani menteşesini, sevgililerin ayrılık zamanı parmak parmağa kenetlenmiş ellerine benzetir.

Üçüncü olarak yine menteşeli rahlelere benzeyen fakat üzerindeki kitap yatağı açısından açılıp kapanan sisteme sahip olan, masası duruma göre yazı yazmaya da elverişli hâle getirilebilen, ayrıca ortadan açılır kapanır ayaklarının kanatlardaki özel yuvalara girmesiyle yapılan karma modelden söz edilebilir. Bu rahlenin en az rastlanan türüdür.

Yüzyıllar boyu üst düzey eğitim merkezleri olarak faaliyet gösteren medreselerde müderrislerin önünde duran rahleler, ulema sınıfını temsil etmeleri bakımından da değerli birer nişaneydiler. Taşrada kürsüsü olmayan camilerde hocalar vaaz ve nasihatlerini, mektep derslerini bu rahlelerin önünde verirlerdi. Sarayda şehzadelerin törenle başlatıldığı eğitimlerinde de şehzadelerle özdeşleşen özel rahleler mevcuttu. Bununla beraber rahlenin sadece saray ve ulema çevrelerinde yaygın kullanıldığını düşünmek yanıltıcı olur. Bugünkü ilköğretimin muadili olan mektep eğitimlerinin başlangıcında “Amin Alayları” diye bilinen törenler düzenlenir, 4-6 yaşlarında mektebe başlayacak olan talebelerin evinde konu komşu ağırlanır, şerbetler ikram edilir, lokumlar dağıtılır ve yeni talebe mektepten gelen diğer talebelerin okuduğu “Şol cennetin ırmakları” ilahileri eşliğinde evden çıkartılırdı. Evden mektebe uzanan bu renkli kortejin en önünde hocanın çırağı, talebinin rahlesini başının üzerine tutmak suretiyle yürürdü. Her talebenin rahlesi hususi olduğundan, bu törenlerden günler önce rahle parlatılır, cilalanır ve varsa dökülen taşları onarılırdı. Bir rahlenin aynı ailede birkaç nesle yoldaşlık yapması, sözgelimi dedeyle torunun aynı rahle üzerinde ders görmesi, toplumsal dokuya dair derin çağrışımlar besleyen bir gelenektir.

Zaman içinde rahleler de canlı birer organizma gibi değişmiş, gelişmiştir. XVI. yüzyılda geometrik şekiller ve kafes oymalar öne çıkarken, XVII. yüzyılda sedef, fildişi ve bağa süslemeler serpilip yayılmış, XVIII. yüzyıldan itibaren de Batılılaşmanın yansıması olarak barok ve rokoko üslupları gözlenir olmuştur. Rahleler bugün de kullanılmakla birlikte mazideki egemen mevkiini kaybetmiş ilim, irfan sembolleridir.

Modern çağın büyük bir fırtına eşliğinde oldubittiye getirerek incittiği, boğduğu geleneksel sembollerin başında gelen rahle, mümessili olduğu bütün o edep ve tevazu çağına, disiplin ve zarafet değerlerine merbut manaları da alıp menteşesini kapatmış, derin bir uykuya dalmıştır.

Emin Gürdamur

Kaynak: http://www.diyanetdergi.com/kultur-sanat-edebiyat/item/1837-caglari-emziren-besik-rahle

Güncelleme Tarihi: 27 Eylül 2018, 12:33
YORUM EKLE

banner19

banner13