Balkanlarda Osmanlı'dan yadigar çeşmeler (video)

Osmanlı'nın Balkan topraklarına bıraktığı izlerden biri de çeşmeler. Suyun hanelere kadar ulaşmadığı zamanlarda çok mühim bir görevi ifade eden bu mimari eserler, bugün bulundukları bölgelerin estetik ögeleri olarak varlıklarını sürdürüyorlar.

Balkanlarda Osmanlı'dan yadigar çeşmeler (video)

Kosova'da tarihi çeşmeler

Balkanların gözbebeği Kosova zengin su kaynaklarıyla ünlü. Bu sebeple ülkenin dört bir yanı Osmanlı döneminden miras tarihi çeşmelerle bezeli. Bu çeşmelerin en eskileri ise doğal güzelliğini koruyan Prizren kentini süslüyor. Şehri çevreleyen dağlardan yayılan su kaynakları, üç kanalla üç ayrı kola ayrılıyor. Su kaynaklarının üzerine yapılan mermer kurnalı çeşmelerin üzerinde cepur denilen bir taş duruyor.

Çoğu zaman cami avlularında bulunan tarihi çeşmeler bulundukları yerlerin geçmişi ile de ilgili önemli bilgiler veriyor. 1875 yılına ait Prizren Salnamesi’nde, kentte 130 kadar çeşmenin var olduğu yazıyor. Prizren'in çeşmelerinden akan temiz suları türkülere, şarkılara da konu oluyor. Yüzyıllardır varlığını koruyan su kültürü Kosovalı sanatçılara da ilham veriyor.

Şadırvan Çeşmesi de kentin  meydanında yer alan tarihi çeşmelerden biri. Meydana adını veren çeşme, birçok musluktan akan sularıyla kente canlılık katıyor.

Bir çoğu zamana yenik düşen tarihi çeşmelerin yanı sıra, Kosova'da yeni yapılan çeşmeler de var. Osmanlı döneminin mimari özelliklerini taşıyan çeşmeler kadim bir medeniyetin su kültürü ile olan yakın ilişkisine de ayna tutuyor.

Bulgaristan'da tarihi çeşmeler

Osmanlı Devleti'nin 5 asır süren hakimiyetinin ardından Bulgaristan'a armağan bıraktığı eserlerden biri de tarihi çeşmeler. Geçmişi bugüne taşıyan çeşmeler tarihten günümüze akan su kültürünün önemli bir parçası.

Yakın çağ ve Osmanlı tarihçisi Emine Bayraktarova, Devlet-i Aliyye’nin bıraktığı eserler hakkında şunları söyledi: “Osmanlı’nın Bulgaristan’da uyguladığı vakıf sisteminin, Bulgaristan’ın İslamlaştırılmasında büyük katkısı olmuştur. Vakıf sistemi sayesinde Bulgaristan’da cami, mescid, zaviye gibi dini yapılardan başka saat kulesi, hamam, çeşme, han, kervansaray gibi kamu yararına yapılan binaların yükselmesi mümkün olmuştur. Kervansaray, han, hamam, çeşme gibi yapılar müberrat sayılmıştır bu sistem içerisinde. Yani dini nitelikteki güzel davranışı ifade ediyorlardı. Tabi bunun içinde çeşmenin özel bir yeri vardır. Çünkü Osmanlılar su getirmeyi, çeşme yaptırmayı en büyük hizmet ve en büyük sevap vesilesi saymışlardır.”

Osmanlı Devleti'nin su kültürüne verdiği değerin göstergesi çeşmeler, sayıları az da olsa başkent Sofya'nın yanı sıra farklı kentlerde de varlığını koruyor. Emine Bayraktarova çeşmeler hakkındaki sözlerine şu şekilde devam etti: “Çeşmeler umuma aitti. Sağlık bakımından çok önemliydi. Osmanlılar da bu yüzden çeşmelere çok önem vermişlerdi. Ekrem Hakkı Ayverdi Bulgaristan’da 75 çeşme olduğunu belirtiyor. Ancak bu çeşmelerden günümüze çok az kalmıştır. Osman Pazvantoğlu tarafından yaptırılan çeşmeler günümüze kadar ulaşmamıştır. Ulaşanlar arasında Şumnu’daki Kurşun Çeşme’yi sayabiliriz. Balçık’taki, Varna’daki çeşme, Samokov’daki Çadır Çeşme çok güzel örneklerdir. Zengin bir çeşme kültürü olduğunu gösteren örneklerdir.”

Tarihin izlerini tam üç asırdır taşıyan eserlerden biri de Şumnu’daki Kurşun Çeşme. Üst kısmı mavi kurşun levhalar ile kaplı olduğu için bu adla anılan çeşmenin çatısı günümüzde kiremit kaplı. İnşa tarihi 1774 olan çeşme, belediye tarafından tasarruf gerekçesiyle kapatıldığı için su akmıyor. Şehrin yapıları arasına sıkışıp kalan bu Osmanlı eseri suyunun akacağı günleri bekliyor. 

Bulgaristan'ın Samakov kasabasıysa tarihte demir ve su şehri olarak anılan yerlerden. Meydanda yer alan Büyük Çeşme de kasabanın simge yapılarından. 1660'da  sultan mutfağının baş aşçısı Mehmet Efendi’nin talimatıyla inşa ettirildi. 1928'de Milli Kültür Anıtı ilan edilen çeşme, dörtgen yapıya sahip. Bir efsaneye göre, suyu Rila Dağı’ndan gelen bu çeşmeden su içenlerin tekrar Samakov’a döneceğine inanılıyor. Üç asrı geride bırakarak zamana karşı direnen Büyük Çeşme kasabaya gelen turistlerin uğrak yerlerin arasında yer alıyor.

Kırcaali ve Rodoplar bölgesinde de anıt niteliğinde çeşmeler var. Kırcaali Kıllı ilçesindeki Türkan Çeşme anıtıysa bunların en ünlülerinden. Bu çeşme, 1984'de dönemin totaliter komünist iktidarı tarafından yürütülen baskı ve sindirme politikasına karşı ayaklanan Türk halkın mücadelesinin simgesi durumunda. Türkan Çeşme anıtı, ayaklanma sırasında annesinin kucağındayken şehit edilen 17 aylık Türkan bebeğin ismini taşıyor.

İslam kültüründe önemli yere sahip su kültürü, inşa edilen yeni çeşmelerle birlikte Bulgaristan Müslümanları tarafından devam ettiriliyor.

Arnavutluk'ta tarihi çeşmeler

Osmanlı devleti, Arnavutluk’ta camiler, külliyeler, köprüler, medreseler ve çeşmeler inşa etti. Ancak, bu eserlerden birçoğu günümüze ulaşmadı. Tarihi mirasın yok olmasında ülkedeki siyasi rejimlerin ve yaşanan savaşların etkisi büyük.

Geçmişin izleri, Enver Hoca’nın yönetimindeki dönemde tek tek silindi. Başkent Tiran'da bulunan Ethem Bey Camii’nin avlusundaki büyük şadırvandan geriye yalnızca fotoğraflar kaldı.

Cami avlularında, taş işlemedeki maharetleriyle ünlü Arnavut ustaların yaptığı çeşmeler yok oldu. Kalan az sayıdaki eser de yıkılmaya yüz tuttu. Tarihçi, filolog Prof. Dr. Rahim Ombashi Arnavutluk’taki siyasi ve sosyal değişimler hakkında şu ifadeleri kullandı: “Yeniden doğuş denilen dönemde Arnavutluk’ta birçok değişiklikler yapıldı. Bu da Osmanlı’nın son dönemlerine denk gelmektedir. Alfabeden tutun da meydanlara, eserlere kadar birçok alanda. Fakat 1. Dünya Savaşı, Krallık Dönemi ardından İtalyan-Nazi işgalinde bu düzenlemeler durduruldu ve yeni uygulamalara başlandı. Osmanlı eserleri ilk o dönemlerde zarar görmeye başladı. Şehir düzenlemesi adı altında birçok eser yıktırıldı.”

Arnavutluk arşivlerinde tarihi çeşmelere ait fotoğraf ya da belgeye rastlamak güç. Arşivlerin çoğu 1945-1991 yılları arasında yok edilmiş. Tarihçiler İstanbul’daki Osmanlı arşivlerinde bu belgelere ulaşmanın mümkün olduğu görüşünde. Prof. Dr. Rahim Ombashi Arnavutluk’taki çeşmeler hakkındaki sözlerine şu şekilde devam etti:  “Maalesef arşivlerimizde çeşmelerin herhangi bir dökümanı yok. Sadece çeşme değil, diğer eserlerin de bir belgesi mevcut değil. Arnavutlarda ileri gelenler o dönemlerde cami yaptırıyorlardı kendi adlarına. Hacca gidenler de çeşmeler, sebiller yaptırmışlardır. Fakat bugün ne bir fotoğraf ne de bir belgemiz yok.”

Arnavutluk'ta bugün Osmanlı’dan miras az sayıda eser korunuyor. Birçoğu yok olan bu eserlerden geriye kalanlar da geçmişin ağır yükünü bugüne ulaştırmaya çalışıyor.

Makedonya'da tarihi çeşmeler

Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi’nde; 110 çeşmenin var olduğu yazılan Makedonya'nın başkenti Üsküp'te Osmanlı mirası çeşmelerden hiç biri bugüne ulaşamadı. Üsküp imar planının uygulamaya konulması, çeşmelerin yıpranması ve su şebekesine bağlanmamış olması, çeşmelerin yok olmasına neden oldu. Su ihtiyacının karşılanması için yaptırılan çeşmelerle ilgili bilgiler tarihçilerin araştırmalarıyla kayıt altına alındı. Yakın zamanda; Üsküp Çayır Belediyesi ve Bursa Osmangazi Belediyesi işbirliğiyle iki çeşmenin yeniden yapılması planlanıyor. Çayır Belediyesi Başkan Vekili Süleyman Baki, tarihi çeşmeleriyle bilinen Üsküp'te yeniden bu kültür mirasını ihya etmeyi hedeflediklerini ve çalışmalara başladıklarını ifade etti. Çeşmeler yeniden inşa edilip hem halkın su hizmetini karşılayacak, hem de Osmanlı medeniyetinden hatıralarda ve tarih kitaplarında kalan kültürel mirasın küçük bir kısmını yeniden yaşatacak.

Çayır Belediyesi başkan vekili Süleyman Baki, vaktiyle Makedonya sınırları içinde bulunan çeşmelerle alakalı şu ifadeleri kullandı: “İslam medeniyeti, Osmanlı medeniyeti aslında bir su medeniyetidir. Köprülerle, hamamlarla, bilhassa mahallede kurulan çeşmelerle zengin bir tarihten bahsediyoruz. Özellikle Balkanlarda Makedonya'da ve Üsküp'te Osmanlı döneminde birçok çeşme yapılmıştır. 19. asrın sonu - 20. asrın başına doğru Üsküp'te 30'un üzerinde çeşmenin olduğu, yarısının aktif yarısının bitik olduğunu görüyoruz. Hem evlerdeki kuyular, pompaların olduğunu ama bilhassa mahalle arasında, meydanlarında bazen bir iki yada üç çeşmenin olduğunu görüyoruz.”

Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde, Üsküp'te 110 çeşme ve 200 civarında sebilhane bulunduğu yazıyor. Makedonyalı  tarihçi Salih Asım Bey ise 1932'de yayınlanan “Üsküp Tarihi ve Civarı” adlı eserinde Üsküp'ün sokak ve meydanlarında akan 36 çeşme olduğunu ve 24'ünün harap olduğunu kaydediyor. Alaca Çeşmesi, Kapan Çeşmesi, Soğuk Çeşme, Bursa Çeşmesi ve Demirci Çeşmesi, Evliya Çelebi'nin eserinde bahsi geçen çeşmelerden sadece birkaçı. Ancak bu çeşmelerden hiçbiri bugüne ulaşamadı.

Türkiye çeşmeler zengini

Kimi saraylarda, kimi şehirler arası kervan yollarında, kimi meydanlarda, kimisiyse tekke avlularında, oda, menzil, duvar, meydan ve sütun çeşmeleri. Konumlarına göre farklı isimlerle anılan Osmanlı'dan yagidar çeşmeler halen İstanbul'da varlığını sürdürüyor. 

Dönemin ünlü şairlerinin beyitleriyle süslü İstanbul'un 3. büyük çeşmesi olan Tophane Çeşmesi dört cephesinde aynı mimari ayrıntılara sahip. Eşsiz çeşmelerden bir diğeriyse Sultanahmet'te. Alman İmparatoru 2. Wilhelm'in 2. Abdülhamid'e ve İstanbul'a hediyesi olan Alman Çeşmesi. Almanya’da yapılarak parçalar halinde gemiyle İstanbul'a getirilen çeşme burada monte edildi. Altın mozaiklerle süslü çeşme neobizanten üsluba sahip. Osmanlı’nın görkemli ve ihtişamlı çeşmelerinden biri de 3. Ahmet Çeşmesi. Sultan 3. Ahmet’in emriyle mimar Ahmet Ağa’nın yaptırdığı çeşme Türk rokoko mimarisinin en güzel örneklerinden birini oluşturuyor. Sultanahmet meydanında yer alan çeşme yapıldığı dönem,  Perayton adlı bir Bizans çeşmesinin yerine inşa edildi.

İstanbul'un bazı çeşmeleri görkemli örnekleri kadar şanslı olmadı. İşlevlerini kaybetti, muslukları kurudu ve sonrasında da kaderlerine terk edildi. Tıpkı Selimhan Çeşmesi gibi. 3. Selim'in tuğrası ve çeşmeyi anlatan kitabesiyle Selimhan Çeşmesi bugün çöplerin kuşatması altında. Çeşmelerin yakın tarihteki örneklerinden kimi de Türkiye gazetesi tarafından yaptırıldı. Bu hayrat çeşmeler 80'li yıllardan sonra İstanbul'da kendini gösterdi. Ancak  bir çoğu bugüne ulaşmadı.

Edirnekapı Hamamıyla bitişik olarak inşa edilen Edirnekapı Çeşmesi de bir devrin izlerini yalnızca silüetinde taşıyor. Zira çeşme ayna taşına kadar kaldırımla bütünleşmiş vaziyette ve iki kemerinde de kırıklar bulunuyor. Sultan 2. Abdülhamid Han'ın yoksulların ihtiyacını karşılamak için su nazırı Ahmet Galib Paşa'ya yaptırdığı çeşme de Osmanlı yadigarı çeşmelerin şansızlarından. Kimi çeşmelerin kitabesi bile okunamaz halde. Yakup Kethüda hayratı bunlardan biri. Niyazi Mısri Sokağı'nda yer alan Beyaz Çeşme de diğerleriyle aynı kaderi paylaşıyor. Armasından, ayna taşına ve testi setinden nişine kadar her yeri kırıklarla dolu.

Osmanlı hakimiyeti boyunca her köşe başını süsleyen çeşmeler, su kültürünün  en güzel örneklerini yansıtırken zamana da direnmeye çalışıyor.



Ayşe Sonuşen, Haris Süleyman, Gençer Tatar, Sevda Dükkancı ve Gülay Krasniç haber verdi

Güncelleme Tarihi: 01 Şubat 2016, 13:49
YORUM EKLE

banner19