'500 bin Türk'ü göç ettirmek gerek' (Video Haber)

Bulgaristan'ın Osmanlı'dan kopuşunun ardından ülkedeki Türk nüfus pek çok kez göçe zorlandı. Asimilasyon politikaları ile baskı altına alınan Türkler, son olarak 1989'un Mayıs ayında toplu halde göçe zorlanmış, 300 bini aşkın insan evlerini terk ederek Türkiye'nin yolunu tutmuştu.

'500 bin Türk'ü göç ettirmek gerek' (Video Haber)

 

Bulgaristan'ın Osmanlı'dan kopuşunun ardından ülkedeki Türk nüfus pek çok kez göçe zorlandı. Asimilasyon politikaları ile baskı altına alınan Türkler, son olarak 1989'un Mayıs ayında toplu halde göçe zorlanmış, 300 bini aşkın insan evlerini terk ederek Türkiye'nin yolunu tutmuştu.

İki ülkenin Soğuk Savaş devirlerinde farklı bloklarda yer alması Türkler üzerindeki baskıyı iyice arttırırken, Türkiye'nin Kore'ye asker göndermesine tepki gösteren Rusya'nın emriyle Bulgaristan yönetimi 1950'li yılların başında 150 bin Türk'ü göçe zorladı. Son büyük göç hareketi ise 1989 yılında yaşanmış, dönemin lideri Todor Jivkov'un 1980'lı senelerde başlattığı asimilasyon politikasına karşı direnen Türkler için göç etmekten başka çare kalmamıştı.

1980'li yıllarda giderek artan asimilasyon politikalarının neticesinde Türkçe isimler değiştirilerek, Türk lisanında eğitime son verilirken, sokakta Türkçe konuşmak da yasaklandı.

Karma evlilikler teşvik edilmiş

Rejim değişikliğinden sonra açıklanan belgeler, Bulgaristan Devleti'nin asimilasyon politikasını doğrudan Komünist Parti eliyle uyguladığını ortaya koyarken, 1984 yılı sonlarından itibaren partinin en üst karar alma birimi olan politbüro, Türklere yönelik “yeniden doğuş-uyanış süreci” adı altında sistematik bir asimilasyon politikasına başlatmıştı.

Bu politikayla belirlenen maddelere göre; Türk isimlerinin Bulgar adlarıyla değiştirilmesine, Türkçe konuşmanın yasaklanmasına, Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerden koparılacak ailelerin Bulgarların yoğun yaşadığı yerlere yerleştirilmesine, Türkçe eğitim veren kurumların ve Kur'an kurslarının kapatılmasına, Türkler ve Bulgarlar arasında karma evliliklerin parayla teşvik edilmesine karar verilmişti. Dönemin Bulgaristan lideri Todor Jivkov'un öncülüğünde hayata geçirilen baskıcı politika, “tek devlet, tek ulus” ilkesine dayalı olarak yürütüldü.

Türkler'in üzerindeki baskıların zirve noktasına ulaştığı 1989 yılının Mayıs ayında gerçekleştirilen eylemler tüm dünyanın dikkatini Bulgaristan'a çekti. Türklerin kamuya açık alanlarda toplu halde bulunmaları bile yasakken, 1989 yılında Cebel'de gerçekleşen bir cenaze töreni kısa süre içinde bir gösteriye dönüştü.

19 Mayıs günü yapılan gösteriye katılan yüzlerce kişinin talebi, zorla alınan isimlerinin geri verilmesi ve tutuklu Türklerin özgürlüğüne kavuşmasıydı. Cebel'de yaşananların duyulmasından kısa süre sonra gösteriler diğer kentlere de sıçradı ve “Mayıs olayları” olarak da bilinen bu dönemde, Deliorman, Razgrad, Kırcaali ve Haskovo'da da gösteriler düzenlendi. Binlerce Türk'ün katıldığı eylemlerde, dönemin Komünist Parti polisinin göstericilere ateş açması sonucu üç Türk yaşamını yitirirken, onlarcası da yaralandı.

Jivkov: “500 bin Türk’ü göç ettirmek gerek”

Komünist Partisinin ve ülkenin başındaki isim Todor Jivkov'un Türkler'in ülkedeki varlığını Bulgaristan için bir tehdit olarak görmesi Rusya tarafından da destekleniyordu.

Jivkov'un 23 Haziran 1989'da gerçekleştirdiği Moskova ziyaretinde Sovyet lider Mihail Gorbaçov'a söyledikleri adeta yaşanacak dramın habercisiydi: "Ülkemizde iki büyük sorun var. Birincisi ekonomi. Bunu halletme şansımız var. İkinci meselemiz ise Müslümanlar. Elimizdeki verilere göre bunların sayısı 880-850 bin civarında. Yıllık nüfus artışları ise 15-16 bin. Eğer bir tedbir almazsak 20 yıl sonra Bulgaristan ikinci bir Kıbrıs'a dönüşecek. Bizim hesaplarımıza göre 500 bin kişiyi göç ettirmek gerek. Bunun için yeni bir politika üretmeliyiz. Ama kesin görüşümüz şu ki, biz bunları Türk oldukları sürece asla kabul etmeyeceğiz."

1989'daki göçün ardından boşaltılan onlarca Türk köyünün kimilerine bir daha dönen olmadı. Büyük göçten geriye, Rodop dağlarında terk edilmiş onlarca harabe köyden biri olan, "Lebed" yani Gölcük Köyü'nde 600 kişinin yaşadığı evler birer viraneye dönmüş durumda. Yıkıntıların arasında o günlerden kalan pek çok eşyaya rastlanıyor.

Belene Kampı’nda yaşananlar dizilere de konu oldu

Bulgaristan'daki asimilasyon yıllarında Belene Kampı'nda yaşanan dram Türkiye'de dizilere de konu oldu.

Belene tanıklarından Rıfat Yağcı şunları söylüyor: "Ben üniversite öğrencisiydim. ‘Devlet seni okutuyor, sen neden devlete karşı geliyorsun’ diye bizi Belene Kampı'na gönderdiler. 2 yılımız orada geçti. Çok sıkıntı, çok zorluk gördük Belene’de. 1985 yılının sonunda 3 aylığına Sofya’ya gönderildim. Doğrusunu söylemek gerekirse orada cehennemi yaşadık. Ölümle her gün burun buruna yaşadık. Bir Bulgar gardiyanı gece soğuklarda üşüdüğümüzü görünce bize battaniye dağıtır, sabah devlet görmesin diye şafak sökmeden de battaniyeleri toplardı. Ağlardık. Sonra arkadaşlarımızın yanına gittiğimizde 2 ay bizi arkadaşlarımıza gösteremediler, sırtımızdaki yaralar geçene kadar ayrı bir hücrede tuttular. Sırtımızdaki yaralar geçti ama içimizdeki yaralar geçmedi, geçmeyecek de. Belene ayrı bir şeydir."

 

 

Sevde Dükkancı bildirdi

Güncelleme Tarihi: 06 Haziran 2013, 17:18
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13