‘Dünya Telaşı’ deyip geçmeyin, şairin kalbine kulak verin!

Yazmak hangi türde olursa olsun zahmetli bir iş. Yüksek bir motivasyon ve ciddi bir emek lazım yazmak için. Hele hele eskilerin tabiri ile “velûd” bir yazar olmak evvela yazma eylemine tutku ile bağlı olmayı; yazmak ile yaşamak arasında vazgeçilemez, ertelenemez bir ilişki kurmayı gerektiriyor. “Yazmak aslında yalnızca varoluşun değil bedenin de bütün tözünün kalem ve yazının kanallarından kâğıdın üstüne çiziktirdiğimiz şu küçücük izlere akıtılmasıdır.” diyor Michel Foucault. Bir var oluş biçimi olarak kabul ettiğimizde yazmanın insanın en seçkin eylemlerinden olduğunu söyleyebiliriz.

Yazmayı benimseme, yazarak güzellikler var etme konusunda büyük bir gayret ortaya koyan isimlerden biri Mustafa Uçurum. Günümüz edebiyat dünyası ile temas kuran her okur için tanıdık gelecektir bu isim. Nitekim uzun yıllardır İstanbul dışından, hadi o kelimeyi kullanalım “taşra”dan edebiyat dünyamızın merkezine şiirler, denemeler gönderen, kelimenin tam manasıyla “velûd” bir yazar Mustafa Uçurum. Okur-yazar olmak sanırım en çok Mustafa Uçurum’da anlam kazanan bir özellik. Yazarak okumak da diyebiliriz aslında buna. Şairin Aynası isimli kitabıyla 2018’de Türkiye Yazarlar Birliği deneme ödülünü kazanan Uçurum, Tenhalayın Kalbimi, Çocuklar Çocukluğunu Bilsin, Konuştukça Memleket isimli şiir kitaplarının ardından Çıra Yayınlarından çıkan Dünya Telaşı ile okurlarının karşısında.

Duyduğuna, gördüğüne kayıtsız kalmıyor şair

Yazın türleri içinde kuşkusuz A. Haşim’in ifadesiyle en “şahsî ve muhterem” olanı şiirdir. Şiirin kelimelere kazandırdığı irtifa başka hiçbir türle kıyaslanamaz. Şiir burcuna erişmiş şair için diğer türlerde kalem oynatmak ikincil bir uğraştır sanırım. Mustafa Uçurum kalbi kaleminde atan bir şair. Öyle ki her şiiri, bu topraklara ilişkin duyarlılıkları, sorumlulukları hatırlama çabası ile örülü. Türk şiirinin bütün renkleri ve sesleriyle beslenen; sadece esinlenmekle kalmayıp Türk şiirinin ustalarına gereken ihtiram ve ihtimamı gösteren Mustafa Uçurum “dünya telaşı işte kanımın çağıldaması her şeye rağmen” diyerek bu bereketli ırmağa karışma isteğinde. Nitekim onun için “vakit hayli genç, yağmur, rüzgâr, şiir genç”.

Mustafa Uçurum; duyduğuna, gördüğüne kayıtsız kalmıyor Dünya Telaşı’nda: “İnsanlığımız ölüyor, evlerimiz dört köşe” Dünyanın her türlü vahametine “içimizde patlamaya hazır direnç” ile karşı koymaya çalışıyor. Dünyada olan bitene, ölümlere, acılara şahitlik ederek büyüyenlere soruyor şair: “Bu kadar yangın nasıl da büyüttü seni?” 

“Allah biliyor ya, en çok kendimizi seviyoruz hepimiz” diyerek modern insanın yalnızlığına, bencillik örerek kendi dünyasına kapanmasına içerliyor şair; “herkes herkese yabancı ikiye bölüyor kendini herkes” diye çıkışıyor bölünmelerimize ve hatırlatıyor: “Şen olanlar da şan alanlar da” farkında olmalı “her şeyin sahibi tutuyor defterimizi”.

Şair kahırlı adamdır

Savaşlar, işgaller, açlık, yoksulluk, gözyaşı sadece birinci muhataplarını değil buna şahitlik edenleri de derinden yaralıyor. Taşradaki şair bunu belki daha iyi görüyor: “Dönüyor dünya açtığı yarayı bilerek”. Şair kahırlı adamdır. Hiçbir avuntu kâr etmez buna şayet kavramış ise “bir yerinden kahır denen hançeri”.

Eliyle kahır denen hançeri kavrayan Mustafa Uçurum “kalbinde yeni bir coğrafya kurmayı” bilen adamdır aynı zamanda, “acıklı şarkılardan gövdesini beş vakit sakınan” bir adam…

Sakarya, Sivas ve Tokat…“ne çok aşinalığım var şehirlere” diyor şair belki “biraz narkoz, komşu hakkı, söğüt dalı esenlik” iyi geliyor kendisine. Büyükşehir, onda büyük yalnızlıkların şehri. Öyle ki: “Şehirde yalnız kalmak/Betona sıkışmak gibi bir şey”.

Taşrada bir şairin kalbine kulak vermek isteyenler, yalnız kalmış ama asla kaybolmamış bir şairin derdine ortak olmak isteyenler, Dünya Telaşı işte deyip geçmesin o zaman.