Dünya öküzün iki boynuzu üstünde durur

Eskiler böyle demişler: Dünya öküzün iki boynuzu üstünde durur.

Bugün insanımızın en büyük problemi aklını bir put haline getirmiş olması. Bugünün insanı eskileri “cahil” olarak görüyor ve örneğin bu söz ile bile alay ediyor. Oysa durup düşünmemiz gerekiyor: Bir topluluk neden böyle bir söze değer verdi? O insanlar ki bizden çok daha da ilerideydiler. Mümin suresi 82. ayette Cenab-ı Hak “Onlar yeryüzünde dolaşmadılar mı ki? Kendilerinden öncekilerin akıbeti nasıl oldu baksınlar. Onların çoğu, kuvvet ve eserler bakımından yeryüzünde kendilerinden daha üstündüler” buyuruyor. (Mısır piramitleri?)

*

Her şey zıddıyla kaimdir, bilinir. İkilik, zıtlık varsa anlamlıdır. Aynılık varsa, ikiliğin de önemi yoktur. Mücadele olmadan zafer olmaz. Zıtlıkla mücadele olmadan zaferin de anlamı olmaz. İnsan, hayatı boyunca bir muhalifle yaşar. Ki yaşamının anlamı olsun. İnsanın en büyük muhalifi nefsidir. Kalbin zıddı nefistir. İnsan, Allah’ı inkâr ettiğinde salt kendisi muhalif olmuş olur. (İnsan zıddı olarak kendisine haşa Allah’ı görür.)Allah’a iman ettiğinde, bu kez, ona nefsi muhalefet eder. İnançlı, inançsız; hayat bir zıtlıkla mücadeleyle geçer.

*

Bu durumda öküzün boynu “iyi ile kötü”, “zalim ile mazlum”, “günah ile sevap” şeklinde anlaşılabilir ve bu benzetmeler arttırılabilir. Dünya bu iki zıtlığın mücadelesinden doğmuştur ve bu mücadeleyle ayaktadır. Bu mücadele sona erdiğinde, yani kıyamet koptuğunda dünya da ömrünü tamamlamış olacak, insan için yeni bir âlem başlayacaktır. Hz. Âdem ve Hz. Havva (ilk yaratılan iki insan, aynılık olmadan, kadın ve erkek, fıtrat olarak farklılık, ikilik) çocuk ufkuyla yani saf masumlukla yaşarken, şeytan ile sınanmış, sınavı kaybetmiştir. Saflığın sembolü Hz. Âdem ve kötülüğün sembolü Şeytan. İki zıtlığın çarpışmasından bir sonuç doğmuş, bu sonuç da Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın kovulmasıyla “dünya” olmuştur. Yani dünya iki zıtlığın çarpışmasından meydana gelmiştir. Bir adım geri dönelim şimdi. Şeytan tıpkı melekler gibiydi. Allah’ın sevdiği, emirlerinden çıkmayan, son derece de bilgiliydi. Ancak insan yaratıldığında ona secde etmedi. Emre uymadı. Şeytan karşısında duran zıtlığı kibriyle karşıladı. Şeytanın karşısına çıkan ilk zıtlık Allah’ın secde et emri, sonrasındaysa Âdem’in masumluğuydu. Dünya bu iki zıtlığın mücadelesinden doğdu demiştik, şimdi devamına gelelim. Hz. Âdem ile Hz. Havva birbirlerini bulduktan sonra çocuklarıyla birlikte güzel bir yaşantı sürdü. Ta ki Kabil’e kadar. Habil, tıpkı babası gibi masumdu. Masumluğun sembolüydü. Emirlere itaat ediyordu. Oysa Kabil “emir” kabul etmiyordu. Kabil, yeryüzünün ilk tağutuydu. (Ayrıntılı bir yazı yazacağız bununla ilgili inşallah.) Ve Kabil, Habil ile çarpıştı, savaştı. Ve insana imtihan alanı açıldı. Böylece dünya, insanın dünyaya geliş amacı somut bir şekilde saptanmış oldu. Bugün devam eden mücadele ve az önce dediğimiz “iyi ile kötü”, “zalim ile masum” savaşı; Habil ile Kabil’in savaşı, bu savaşın devamı. Bu savaş, kıyamet koptuğunda bitecek ve savaşın mahkemesi kurulacak.

Allah, “bu savaşı” biz kazanalım diye yarattı. O nedenle hadiste “eğer siz hiç günah işlemeseydiniz Allah sizi helak eder ve yerinize günah işleyecek, tövbeleri sebebiyle mağfiret edeceği kimseler yaratırdı” denildi. Bahsettiğimiz zıtlık bu hadiste de görülüyor. Günahın zıddı tövbedir. Allah günahkâr kullarına azap vaat ediyor. Azabın zıddı rahmettir. Eğer günahın zıddı tövbeye sarılırsak, azabın zıddı rahmet karşılayacak bizi.

Günahın ve azabın yaratıcısı da Allah. Ve o bilir, biz bilmeyiz. Mevlana Hazretleri bu durumu şöyle anlatıyor: Darağacı, cellatlar halk için kötüdür, korku uyandırır ancak padişah için kötü değildir, gereklidir, halk için gereklidir. Azap ve günah biz kullar için kötü, korkutucu ancak onu Yüce Yaratıcı Cenab-ı Hak yine biz kullar için yarattı. Ve karşımıza yine zıtlık çıkıyor. Korkutucu azabın karşısında ferahlatıcı cennet hayatı. Bu zıtlıktan cennet hayatını kazanmamız için de, dünyadaki zıtlıktan muvaffakiyetle çıkmamız gerekiyor.

Dünya bu zıtlığın üstünde duruyor, biz bu zıtlıkla yaşıyoruz. Bu ikiliği, eskiler, iki boynuz olarak betimlemişler. Dünya öküzün iki boynuzunun; yani iyi ile kötünün, yani Habil ile Kabil’in üstünde duruyor. Kıyamete kadar duracak çünkü Kabil ile Habil’in savaşı kıyamete kadar sürecek.

Tabii buna zıtlık olarak bakmamak da mümkündür. Bakış açısı ile alakalı bir durum. Zıtlıktan ne anladığımızla. Örneğin çoğu insan gece ile gündüzü birbirinin zıttı olarak yorumlar. Oysa gece ile gündüz birbirinin zıddı değildir, tamamlayıcısıdır. Gece ile gündüz, birlikte “günü” oluşturur. Aynı bağlamda bakarsak erkek ile kadın da, ikisi bir arada varlık gösterecek ki çocuk, yani yeni bir “insan” meydana gelsin. Aynılıklar, yeni bir varlık oluşturuyorsa, iki boynuza aynılık gözüyle de bakabilir miyiz?

Burada da şöyle bir sonuca çıkabiliriz ister istemez. Bir: Zıtlıklar. İki: Aynılıklar. O halde çıkan tabloda zıtlıklar ve aynılıklar olarak iki “zıtlık” ile karşı karşıya kalırız yine. Öyle ya, zıtlık, aynılığın zıddıdır. Gece ile gündüz birbirini nasıl tamamlar da gün oluşur? Gündüzün aydınlığı ve akşamın karanlığı ile zıtlıkla.

Dünya, öküzün iki boyun üstünde. Peki, bu iki boynuz birbirinin zıddı mı? Aynılık mı içeriyor? Yoksa tamamlayıcı mı? Buna da sen karar ver, ey okuyucu!