Dönüşte Öderim: Yaşayan şiirler üzerine

Türk edebiyatında annesi veya babası yazar, şair olan epey isim var. Aklıma İsmail Safa’nın oğlu Peyami Safa, Ahmet Cevdet Paşa’nın kızları Fatma Aliye ve Semiye, Ahmet Midhat Efendi’nin damadı Muallim Naci, Recaizade Ekrem ve oğlu Ercüment Ekrem Talu, Namık Kemal ve oğlu Ali Ekrem Bolayır, Mehmet Akif ve damadı Ömer Rıza Doğrul, Halit Fahri Ozansoy ve oğlu Gavsi Ozansoy, Nazım Hikmet ve (üvey) oğlu Memet Fuat, Halide Nusret Zorlutuna ve kızı Emine Işınsu, Hilmi Yavuz ve oğlu Ali Hikmet Yavuz gibi örnekler geliyor. Armut dibine düşer, fehvasınca bu yakınlığı yadırgamıyoruz.

Aklıma gelmeyen bu isimlerden başkaları da var. Ahmet Midhat Efendi’nin damadı Muallim Naci ile; Halit Fahri’nin, oğlu Gavsi Ozansoy ile edebi tartışmalara girdiğini biliyoruz. Ancak bildiğim kadarıyla bu isimler yakınlıkları ne olursa olsun, eserleri hakkında sitayişkâr yazılar yazmamıştır. Kendi aralarında konuşmuşlukları vardır mutlaka. Fakat bunu aleniyete dökmemişlerdir. (Sanıyorum.) Ben de bu geleneği yıkmayacağım. Ancak okuyucular yine de yakın zamanlara kadar şahit olmadıkları bir itiraf metni ile karşılaşacaklar.

Çünkü bir baba, oğlunun ilk şiir kitabı hakkında kalem oynatıyor.

Size şunu itiraf ederim. Oğlumun şair olduğundan haberim yoktu. Ta ki üniversiteden mezun olup BirNokta dergisinde şiiri yayınlanıncaya kadar.

Rıdvan Kadir, kitaplarla dolu bir evde doğup büyüdü. Çarşıdan gelince elimde en çok gördükleri şey çikolata, bisküvi, şekerden çok, gazetedir, dergidir, kitaptır. Evde oyuncakları kitaplardı. Kalem kağıttı. İlkokula giderken derslerinde yardım ettiğimi hatırlamıyorum. Dershanede çalıştığım zamanlarda dersine de girdim. Vasatın birazcık üstünde idi. Ceza veya mükafatla yan yana olan bir kitap okutma çabam olmadı. Ancak şunu iyi hatırlıyorum. Kütüphanemde kitaplarım oyun gereği sık yer değiştirirdi. Sayfaları çizilmiş, karalanmış çok kitabım vardır. Bir de dört şairin fotoğrafını görmüşlerdir yan yana. Mehmet Âkif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve İsmet Özel. Necip Fazıl’ı kendimce manevi dedesi olarak tanıttığım için Üstad’ı dedesi olarak bilir.

Rıdvan Kadir’i lisede iken kitap okuyucusu olarak görmedim. Üniversite okumak için İstanbul İktisat Fakültesi’ne giderken Mustafa Kutlu, Sezai Karakoç ve İsmet Özel külliyatını okumadan gitme, okumadıklarını da yanında götür, oku, dediğimi hatırlıyorum. Ne olduysa üniversite yıllarında olmuş. Fakülteden mezun olduktan sonra karşımıza şair olarak çıktı.

Anadolu’da annenin ağzından söylenmiş bir söz vardır: “Evladı ben doğurdum fakat gönlünü ben doğurmadım,” diye. Doğrusu Rıdvan Kadir’i tanımamışım. Ya da o bizden sanatla dışa vuracağı bu iç dünyasını iyi saklamış.

Çocukken içli olduğunu gösteren dışavurumları yoktu. Ta ki bacaklarında sedef çıktı, doktora götürdük. Doktor bu çocuk bir şeyden korkmuş veya bir şeyleri sıkıntı yapmış deyinceye kadar. Hastalık geçince bu teşhis üzerinde de durmadık.

Dönüşte Öderim[1] şiir kitabı gösteriyor ki insan gerçekten bir meçhuldür. Onun en yakınlarının dahi bilemediği yönleri vardır. Belki şöyle demek mümkün. Bir insanı en az en yakınında bulunan kişiler tanır. 

Buraya kadar bir baba olarak konuştum. Bundan sonraki satırlarda bir hikâye yazarı, bir edebiyat öğretmeni ve bir eleştirmen olarak konuşacağım.  

Dönüşte Öderim, “Yaptığını Beğendin mi” şiiriyle başlıyor. Ve diğer şiirleri öz olarak işaret ediyor. Sosyal medyada paylaşılan şiir, aralarında Turan Karataş, Mevlânâ İdris, Sevda Dursun ve Özcan Ünlü gibi isimlerin olduğu 2155 beğeni ve yorum almış. Şiirin bu kadar çok beğeni almasında şüphesiz şiir dilinin özgünlüğü, kelime seçimindeki titizlik, söyleyişteki özgünlük kadar temanın da etkisi var. Çünkü insanın ontolojik soru(n)larından biridir Tanrı karşısındaki konumu. Kader, olan biten karşısında teslim olamamışlık, hayatın sırrını çözememişlik, akıbetin ne olacağı ve ölüm bizi birçok soru ile karşı karşıya getirir. Her bir soru için insan gitgeller arasında kalır.

Şiirlerin ortak imgesinin ölüm olduğunu görüyoruz. Kaçınılmaz son olarak ölüm, modern zamanlarda bin bir şekle ve vesileye bürünerek geliyor. Denilebilir ki modern zamanları, modern insanı diğer zamanlardan ayıran en önemli husus, ölüm şeklidir. Ölüm gâh kitabın arka sayfasını süsleyen kaht-ı ricalde olduğu gibi akrep ve intihar kisvesine bürünüyor gâh kırk birinci gün’ün ruh halleri, insanlık durumları, sorgulamalar ile. İnsan “dışarıdan sürgülü kapılar” ardında adeta ölüme kıstırılmıştır. Geride “getto’da bir bankın üzerine kıvrılmış” bir “ölü katılığı” kalmaktadır.

“Yaptığını beğendini mi” şiiri için inanmış kişinin sorgusu olamaz, denilebilir. Ne var ki insan oluş bu sor(g)ulama ile mümkün.

“neler vermedin ki bana?

sevdiğim her şey yastığın

sevmediklerim yerin altında

ilk öğünde süt kokulu zambak

gün sonunda nazenin kısrak

bunlar için ölürdüm

yani ölürdüm dediysem

elbette biliyorsun

söz gelimi tanrım.

yaptığını çok beğendim

ve

hiç ölmek istemedim.” dizeleriyle biten şiir sizce de tam bir insanlık halini anlatmıyor mu?

 

Bu değini yazısında kitabın bütün şiirleri üzerinde duracak değilim. Şunları söylemem gerek. Rıdvan Kadir Yeşil’in kendi akranları içinde farklı bir söz varlığı, bir mısra düzeni, bir söyleyiş biçimi var. Her şeyden önce yaşayan bir şiir bu. Çünkü sosyal(ist) bir yerden neş’et ediyor şiir. Bireyin iç dünyasının sorgulandığı yerlerde bile bu sosyal oluştan ayrılmıyor şair. (Acaba İsmet Özel etkisi mi?) İkincisi, insanı(okuru) huzursuz ediyor. Kendi adıma huzursuz olduğumu söylemekten çekinmeyeceğim. Beni huzursuz eden, dışarıdan çarşaf gibi görünen denizin dip dalgaları. Çok sert ve acıtıcı çünkü. “Hiç tenkit etmeyecek misin?” diyenler için birkaç kelime söyleyeyim. Şiir eksiltme üzerinden ilerleyen, eksilttikçe netleşen bir sanattır. Bundan dolayı bazı şiirlerde eksiltmelerin artması gerekir. Bir hikâyeci olarak bu temel tespitime, şairler ve eleştirmenlerin yeni şeyler eklemesi umulur.

Dediğim gibi Dönüşte Öderim şiirlerini olup bittikten sonra okudum. Bu şiirleri oğlum değil de başkası yazmış olsaydı gene beğenirdim. Çünkü gerçekten farklı, özgün söyleyişli ve hayatın ortasından şiirler. Bugün olmazsa yarın, fakat mutlaka bir gün bu şiirler ve şairi fark edilecektir. Son sorum şöyle olacak. Şair, dönüşte ödeyecekmiş. Dönüşü var mı ki bu yolculuğun? Demek ki şair bir ayağını umuda atmış. Biz de o dönüşü bekleyip göreceğiz.    

Kaynak: Yeni Şafak Kitap Eki 

Dipnot:

[1] Dönüşte Öderim, Birnokta Kitaplığı, İstanbul Yayınları

YORUM EKLE
YORUMLAR
hatice ünal
hatice ünal - 2 ay Önce

şiirden çok anlamıyorum. şiir okuduğum da söylenemez. şairini tebrik etmekten başka elimden bir şey gelmez. hayırlı olsun.

banner19

banner26