Diyanet İşleri ve RTÜK’ün dikkatine: Canlı yayında Kur’an’dan fal bakılıyor

Yazı dünyam ile iç dünyam arasında bir çelişki bulunsun istemiyorum. Bunda muvaffak olup olmadığımı bilmiyorum. Edebiyat, sanat, düşünce, tarih, felsefe, tasavvuf çevresinde dolaşan yazıların birbiriyle tutarlı, birbirini tamamlamaya çalışması zor olsa da bunları telif etmeye çalışıyorum. Bundan dolayı takipçilerim -bildiğim kadarıyla- bazı dini başlıkları görünce şaşırmamalıdır.

Bu zamana kadar -müftü, dini ilimlerde akademik kariyer yapmış biri olmadığım için- kesin hükümler vermekten özenle uzak durmaya çalıştım.

Eğer hüküm ihdas eden cümlelerim varsa bunlar nakillerden ibarettir.

İçinde yaşadığımız coğrafya, kültür iklimi öyle geniş ve hareketli ki kendini ‘edebiyatçı-hikayeci’ olarak tanımlayan bir kalem bile bu olan bitenlerle ilgili söz söylemek zorunda kalıyor. Çünkü kimse bu hususlarda kafa yormuyor veya olan-bitenler o kafalara bizim zihnimizde, gönlümüzde olduğu gibi yankı bulmuyor.

Bu girişten anlayacağınız gibi konuyu dine, imana, medyaya getireceğim.

Karantina günlerinde olduğum için son zamanlarda televizyonlar arasında fazla zappıng yapmaya başladım. Birçok mahalli televizyon tanıdım. Bunlardan biri cinlerden, sihirden, nasipsizlikten şikayetçi olan vatandaşların sorunlarına (güya) cevap vermek, çare olmak amacıyla canlı yayında o kişiye büyü yapılıp yapılmadığı konusunda fikir beyan ediyor, kendince  isimler alıyor, cifr ve ebced hesabı ile isimlerden hüküm çıkarıyor.

“Sende büyü var, senin nasip kapını kapatmışlar, cinler musallat olmuş” gibi ifadelerin uçuştuğu programa bağlanan kişilerin; kurgusal, o televizyona, o yapımcıya, o şarlatan tipe yakın kişiler olduğunu hissediyorum.

Sen şu soruyu sor, denilerek kurgulanmış sanal kişiler bunlar çoğunlukla.  

Her yeni programa yeni görüntü, giysi, başlık ile çıkan bu genç kişinin ilmî kariyeri nedir, kimden “el almıştır” bu hususları avam olanlar merak ededursun, adam Üsküdar’ı geçti.

Aynı televizyon logosu bununla yetinmiyor, istihare vakti diye devreye giren başka bir programda karı-koca ilişkileri başta olmak üzere aileler, dostlar, tanıdıklar arasındaki psikolojik, adli, sağlık konularında Kur’an’dan fal bakıyor.

Evet, Allah’ın ayetleri heveslere alet ediliyor. Sözlüğe bakarsanız istihare, seher kökünden geliyor ve bununla ilgili namaz, dua, rüya gibi hususlar ilmihal kitaplarında vardır.

Hakikatini öğrenmek isteyenler oralara bakabilir.

Sen şu soruyu sor, denilerek kurgulanmış sanal kişilere yenileri de eklendi. Bu aynı zamanda bir temennidir, yoksa halkımız gerçekten bu televizyonları arayıp böyle hususlarda kim olduğu bilinmeyen, ilim/İslam dışı bu hususlara riayet ediyorlarsa bu ayrıca düşünülmesi gereken başka bir şeydir.

Bu tür programlar dini sulandıran, kasıtlı hareketlerdir

Aynı televizyonda sakal, cüppe, sarık üçlemesini bir araya getiren ve önüne Mushaf’ı açan kişi, telefonla bağlanan kişiyi dinliyor. Kişilerin isimlerini alıyor. Sonra tefe’ül edip Mushaf’tan rast gele bir sayfa açıyor. Sayfadaki ayet numarası ile verilen kişisel bilgiler arasında kendince bir bağ kuruyor ve mealden hareketle “Bu kişilerin evlenmesi, barışması, bu alışveriş vs, kesinlikle şerdir, şerdir, şerdir, zinhar” deyip istihare açıklıyor.

Mehmet Âkif’in;

“İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin

Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için”

dediği husus budur işte.

İşte buraya yazıyorum.

Bu tür programlar dini sulandıran, kasıtlı hareketlerdir. Materyalist, pozitivist, İslam düşmanı hareketlerin ‘işte din budur, işte tarikat budur, işte bundan dolayı tekkeler ve zaviyeler kapatılmıştır, en hakiki rehber bilimdir, fendir’ gibi argümanlarla dine, imana saldıranlara yeni zeminler hazırlanmaktadır.

Din konusunda duyarlı olduğu söylenen bir yönetim zamanında bu tür yayınlara fırsat verilmesi, yönetimi hem töhmet altında tutar  hem yönetimin dini duyarlığını  zedeler.

28 Şubat’a giden yolda, önce bu tür hareketlere izin verilmiş, kişiler yönlendirilmiş, sonra gerekçe gösterilerek hem Müslümanlar suçlanmış hem İslam topyekûn mahkûm edilmek istenmiştir.

Bu tür yayınlara gereğinin yapılması için hem ilmî olarak hem yetkili mercii olarak Diyanet İşleri Başkanlığına, RTÜK’e seslenerek diyoruz ki devreye girmeniz için yeni Ali Kalkancıların, Müslüm Gündüzlerin çıkması gerekmez.

Bu tür yayınlar TV logosu ile görünse de acaba gerçekten bir televizyon mu yoksa bir internet yayını mı bilmiyorum. Bunun için ekranda görülen telefon numaraları ip ucu verir. Bunlar benim işim değil.

Ancak deist gençlerin çoğaldığına dair yayınların yapıldığı bir vasatta, bu tür programların menfi sonuçları da düşünülmeli ve hem ilmî hem idari tedbirlerle gerekenler yapılmalıdır.

Bu sözlerimize ‘istihare’ yoktur mu demek istiyorsunuz, diye cevap verenler olacaktır. Evet, istihare vardır ve şartları ilmihal kitaplarında kayıtlıdır. Ancak televizyonda yapılan bu şaklabanlığın adı istihare değildir.

Son çare olarak, danışacak hiç kimsesinin olmadığı zaman ve mekanda; kalbini mutmain tutmak için çok çok nadiren başvurulan, ferdî çözüm “tefe’ül”ü bir usul olarak toplumun önüne getirenlere gereken uyarılar yapılmalıdır.

Bir cehalet uygulaması olarak fal okları ile mücadele eden bir din, bu konuda apaçık hüküm bildirmişken, Allah’ın ayetlerini fala alet edenlerin bulunduğu bir itikadi dünya, bir yayın organı ne demektir, bunlara nasıl cevap verilmelidir, bunu da Diyanet İşleri Başkanlığı, Sayın Ali Erbaş ve Din İşleri Yüksek Kurulu ve de RTÜK bulsun, yapsın.

Bizim işimiz yaraya işaret etmektir, o kadar.     

YORUM EKLE
YORUMLAR
Zehra atak
Zehra atak - 2 ay Önce

Çok güzel bir konuya değinmişsiniz yüreğinize sağlık

Scaliskan
Scaliskan - 2 ay Önce

Yazınızdan istifade ettim, teşekkür ederim.


Not:İstihare hayr istemektir kelime anlamı olarak, seherle ilişkilendirenler kelime kökünü yanlış değerlendirmiş olmalı. خير
Hatta خار seçimini yapmak,yercih etmek, boyun egmek gibi kelime anlamlarına sahip sözlükte