Divan şiirinde Ramazan ve Ramazaniyyeler

Ramazan konusu, şiir sahasında kendine önemli ve geniş bir yer bulmuştur.

Zengin Türk edebiyatı İslâmiyet'ten önceki dönemlerden, yani sözlü dönemden itibaren başlar. Bununla beraber ilk yazılı metinler olarak kabul edilen Göktürk Abideleri'yle de yazılı edebiyatımızı başlatırız. Bunu İslâmiyet'in etkisindeki Türk edebiyatı takip eder. Bu dönem de kendi içinde divan ve halk edebiyatı diye ikiye ayrılır. İslâmî dönemin en mühim edebî mahsulleri divan edebiyatına aittir. Osmanlıyla yaşıt olan divan edebiyatı 13. yüzyılda başlar, Osmanlının yıkılışına, yani Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kadar devam eder.

Divan edebiyatı şiir ve nesir olmak üzere iki koldan gelişmiş olsa da divan nesri, divan şiirine nazaran çok daha geri ve sönüktür. Tabir caizse divan edebiyatı bir şiir edebiyatıdır. Bu edebiyatta Hoca Dehhânî'den Şeyh Galip'e kadar yüzlerce şair gelmiş geçmiştir. Bu edebiyat Fuzûlî, Bâkî, Nâbî, Nef'i ve Nedim gibi büyük edebî şahsiyetler yetiştirmiştir. Gazelden kasideye, şarkıdan tuyuğa, rubaiden murabbaya kadar birçok nazım şekli denenmiştir.

İslâm medeniyeti dairesinde gelişen ve yüksek zümreye hitap eden divan edebiyatı daha çok bireysel konuları işlese de kendini toplumdan tamamen soyutlamamıştır. Özellikle mesnevilerde didaktik konulara yer verilmiştir. Konu çerçevesi "aşk, kadın, tabiat ve şarap" olarak sınırlandırılmaya çalışılsa da milletin inançlarını teşkil eden İslâmiyet'le ilgili birçok konu da bu edebiyatın ilgi sahasına girmiştir. Bu konulardan biri de Ramazan ve oruçtur.

Ramazan ayı ve oruç, Müslüman Türkler için çok kıymetli dinî kavramlar olduğu için bunlar hayatın içinde ayrı bir yer ve kıymet kesbetmişlerdir. Ramazan, bunun tezahürü olarak edebiyatta, özellikle de şiir sahasında kendine önemli ve geniş bir yer bulmuştur.

Ramazaniyyeler Türk edebiyatının en renkli ve en sevilen şiirleridir.

Müslüman Türkler için çok şey ifade eden Ramazan konusu 13. yüzyıldan günümüze değin hem halk edebiyatında hem de divan edebiyatında yoğun olarak ele alınıp işlenmiştir. Ramazan konusu ağırlıklı olarak şiirimizde genişçe yer almıştır. Türk edebiyatında daha çok 15. yüzyıldan itibaren görülmeye başlanan Ramazan şiirleri, 18. yüzyılda daha bir yoğunluk kazanmış, değişik nazım şekilleriyle kaleme alınarak günümüze kadar gelmiştir. Ramazan temalı şiirler, eskisi kadar yoğun olmasa da bugün de yazılmaya devam edilmektedir.

15. asırdan beri divan ve halk edebiyatlarında Ramazan konusu hem dinî hem de mizahî yönüyle işlenmiş, bu çerçevede çok geniş ve zengin bir Ramazan şiirleri seçkisi meydana getirilmiştir. Bu kutlu ay ibadet yönüyle birlikte; iftar, sahur ve bayramıyla da insanlar üzerindeki etkisi, bazen hayal ve mizah unsurlarıyla beraber zenginleştirilerek ele alınmıştır. Bunun ilk işaret fişeğini 13. asırda mistik şair Yunus Emre şu mısralarıyla atmıştır:

         

"Benden öğüt ister isen ey divirem bildiğimden
Budur Çalab'ın buyruğu, tutun oruç kılın namazı"

         

Müslümanların mübarek üç aylarından sonuncusu olan Ramazan ve onun kutlu meyvesi olan oruç(savm), divan (klasik) edebiyatımızda da önemli bir yer tutmuştur kendisine. Divan edebiyatı şairlerinin, Ramazan ayının gelişini kutlamak için yazdıkları ve devlet büyüklerine sundukları kasidelere “Ramazaniyye” veya "Ramazannâme" deniliyordu.

Klasik Türk şiirinde çok önemli bir yere sahip olan Ramazaniyyeler’in beyit sayısı 10-20 arasında değişmekteydi. Bu kasidelerde Ramazan bahsi şiirin giriş kısmı olarak bilinen nesib (teşbib) bölümünde ele alınıp işleniyordu. Bu bölümden sonra kaside kimin için yazılmışsa onun övgüsüne geçilirdi. Fakat daha sonra bu tarz şiirler iyice yaygınlaşarak müstakil bir şiir mecraı hâline gelmiş, kasideden başka terkibibent, gazel, murabba, müfred, tuyuğ, ilâhi, rubai ve mesnevi nazım şekillerinde de yazılmaya başlanmıştır. En çok Ramazaniyye yazan divan şairi ise Enderunlu Fâzıl'dır. Bu türde tam 14 kasidesi vardır.

Kaside nazım şekliyle yazılan Ramazaniyyeler büyük bir rağbet görmüştür.

Zaman içerisinde divan edebiyatında yaygınlaşan Ramazaniyyelerde konu ve detay olarak genellikle hilâlin gözlenmesi, iftar sofraları, camilerin göz kamaştıran ve gönül okşayan ihtişamı, sahura değin devam eden demli sohbetler, imsak, cıvıl cıvıl cadde ve sokaklar, ruhumuzu doyuran teravih namazları, rengârenk mahyalar ve kandiller anlatılırdı.

Zaten kıymetli bir zaman dilimi olan Ramazan’ın değerini daha da artıran kutlu Kadir gecesidir. Yüce Rabbimiz, Ramazan’ın içerisinde gizlediği mübarek Kadir gecesi için şöyle buyuruyor: "Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Bilir misin nedir Kadir gecesi? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır."(Kadir Suresi, 1-3. ayetler). İşte öyle de Ramazaniyyelerde üzerinde ehemmiyetle durulan ve ısrarla işlenen konulardan biri de Rabbimizin "bin aydan daha hayırlı" olarak nitelediği Kadir gecesidir. Şairler Ramazaniyyelerinde bu geceye vurgu yaparlar, onun faziletlerinden bahsederler. Bu gecenin hakkıyla değerlendirilmesini isterler.

Kaside nazım şekliyle yazılan ve edebiyatımızda büyük bir rağbet gören Ramazâniyyelerin en tanınmışı Öziçeli Sâbit’in Baltacı Mehmed Paşa’ya sunduğu kasidedir. Şiir alanında bir hayli zengin olan divan edebiyatında Ramazaniyye yazan şairlerin diğerleri Enderunlu Fâzıl, (Gedikpaşalı) Nâzîm, (Seyyid Osman) Sürûrî, Arpaemînizâde Mustafa Sâmî, Süleyman Nahîfî, Nedim, Edirneli Kâmî, Seyyid Vehbî, Enderunlu Vâsıf, Haşmet, Leylâ Hanım, Sünbülzâde Vehbî, Koca Ragıp Paşa ve Şeyh Galip diye sıralanmaktadır.

Türk edebiyatında birçok şair Ramazaniyye yazmıştır.

Ramazaniyyeler halk tarafından sevilerek okunmuştur. Aslında ilk Ramazaniyye örneklerini 12. yüzyılda pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî'nin halifelerinden sayılan, hikmet söyleme ve kıssa anlatma geleneğinin güçlü temsilcisi Hakîm Süleyman Ata vermiştir.  Türkistan şivesiyle yazılan bu şiir 22 dörtlükten meydana geliyordu. Örnek olsun diye kadim Ramazaniyye geleneğinin başlangıcı sayılan bu şiirden bir dörtlük alalım:

          "Es-selâmü aleyküm ya şehr-i Ramazan

          Ve aleyküm selâm nur-ı Kuran-ı kelâm

          Magrıbdın maşrık turur kutluk müdam

          Muhammed ümmetiga ya Ramazan".

Ramazan, müminler için toparlanma ve kendine gelme(uyanış) ayıdır. Çünkü bu ay kulun sevap kazanma, bir anlamda da hasat mevsimidir. Bu ayda dindar olmayanlar da hicap duygusunun gereği olarak kendilerine çekidüzen verirler. Camiler cemaatle dolarken, meyhaneler bir aylığına da olsa kapanır veya müdavimleri iyice azalır. Asıl adı Alâeddin Ali olan, "Öziçeli Sâbit(1650?-1712)" mahlâsını kullanan divan şairimiz bu durumu şöyle anlatır:

         

"Kalbi mü'min gibi mescid mütesellî ma'mûr
Dili fâsık gibi meyhâne harâb u vîrân"

Aynı şair Sâbit, bir başka beytinde de Ramazan ayının sonuna kadar şeytanların zincirle bağlanarak zararsız hale getirildiğini söyleyerek, Peygamber Efendimizin "Ramazan ayı girince Cennet kapıları açılır, Cehennemin kapıları kapanır ve merede-i şeyâtîn (en inatçı şeytanlar) zincire vurulur." (Buhari, Savm, 5) hadisine şöyle bir göndermede bulunur:

         

"Çilleye vesvesesiz girdi kapandı zâhid

Hapsolur tâ Ramazan âhir olunca şeytan"

Divan şairi Sâbit'in bu Ramazan tasvirinden sonra Enderunlu Fâzıl(1757-1810) da bu ayın maneviyatına vurgu yaparak sâkîye (içki dağıtan kişiye) şu uyarılarda bulunur:

"Sâkî ayağın çek ki zamân başka zamandır
Sâgar yerine şimdi hilâli Ramazandır"

Divan şiirinde daha çok şarkılarıyla tanınan Enderunlu Vâsıf (1786-1824), Ramazanı büyük bir rahmet ve bereket mevsimi olarak niteleyerek bu ayla ilgili şu ifadelere yer verir:

          "Açıldı yine mısra-ı dervâze-i gufran

          Hak’tan taleb-i mağfirete vakt ü zamandır

          Ol mâh-ı fazîlet ki beher rûz-ı şerîfi

          Sad mâha bedel olsa ayn-ı ziyandır"

         

Ramazaniyye yazanlar, çocukların oruç merakına da değinmişlerdir.

Ramazan orucu sadece buluğ(ergenlik) çağına erenler için farz olan bir ibadet olsa da bu mübarek ayda en çok da çocuklar oruç tutmak ister. Hangimiz anne babamıza "İlle de oruç tutacağım, sahura kalkacağım" diye diretmemişiz? Hatta çocukların öğleye kadar tuttukları yarım gün orucuna kültürümüzde "tekne orucu" denilmiştir. Demek ki bu oruç tutma arzusu milletimizin körpe kuzularında hep vardı ki Enderunlu Vâsıf da bu duruma şöyle değinmiştir:

“Sıbyân-ı heves ni'met-i savm ile demekte

Bu şeb beni cânım nene sahûra uyandır”

Osmanlı'nın önemli devlet adamlarından (sadrazamlarından), aynı zamanda şair ve çevirmen de olan Koca Râgıp Paşa (1698-1763), birçok Osmanlı şairinin eserlerinde işlediği Ramazan konusunu şiirlerinde işlemiş, buna dair "Kaside-i Ramazaniyye" isminde uzun bir şiir yazmıştır. Bağdat Valisi Ahmet Paşa'nın övgüsünün yer aldığı bu kaside, Koca Râgıp Paşa'nın Divan'larına girmemiştir. Bu şiirde Ramazan’a dair şunları söylüyor Koca Râgıp Paşa:

         

          "Ne aceb sür‘at ile geldi bu yıl mâh-ı sıyam

           Çekdi bir baş gelüp belde-i Bâgdâda licâm

          Giceyi gündüze katmış ne şitâb ile gelür

          Müjde-i ıyda gider sanki mübârek ikdâm

          Şöyle bir gaflet ile basdı ki tasvîr idemem

          Gûyiyâ bezmi basan şahne gibi bî-hengâm"

Celveti Dergâhı'nda Aziz Mahmud Hüdâyi tarafından yetiştirilen 17. yüzyıl mutasavvıf şairlerinden Fenâyî Mehmet Cennet Efendi (1577?-1665) de Ramazanın gönülleri şen eylediğini, iki cihanı da nurlara boğduğunu söyler şu güzel Ramazaniyyesinde:

         

          "Dil-i mahzûnumuzu eyledi şâd u handân

          Geldi yümn ile yine şehr-i mübârek ramazân

          Oldu nûruyla ziyâ-bahş kamu iki cihân

          Geldi ‘izzetle yine şehr-i mübârek ramazân

          Etdi kullarına in’âmını Mevlâ-yı Kerîm

          Bâb-ı fazlını açıp eyledi ihsân-ı ‘azîm

          Umarız ere makâmına geçen ahd-i kadîm

          Geldi yümn ile yine şehr-i mübârek ramazân

          Zenb ü taksîrimizi rahmeti ede sâlib

          Mâsivâ resmi ola dîde-i dilden âib

          Cân u dilden olalım ru’yet-i yâre tâlib

          Geldi ‘izzetle yine şehr-i mübârek ramazân

          Burc-ı mes’ûda erip tâli’imiz ola saîd

          Gecemiz kadri bulup rûzumuzu eyleye îd

          Hâsıl olsun der isen sûret-i manâ-yı ümîd

          Geldi devletle yine şehr-i mübârek ramazân

          Savm u tesbîhimizi eyleye lutfuyla kabûl

          İki âlemde nasîb ede visâline vüsûl

          Kıla ihsân Fenâyî kuluna fevka’l-me’mûl

          Geldi yümn ile yine şehr-i mübârek Ramazân"

Şairler Ramazan’ın bütün ayları ve mevsimleri dolanmasını dile getirmişlerdir.

Ramazan’ın gelişi sabit değildir. O, ay takvimi (hicrî takvim) esas alındığı için her sene on gün önce teşrif eder dünyaya. Bu da onun ancak 33 senede devri daim edip aynı zamana gelmesini sağlar. Aslında pek de dinî içerikli şiirler yazmayan Nedim (1681-1730), Ramazan söz konusu olunca kalemin şevkine engel olmayarak kışa gelen bir Ramazan’da şu beyti söyler:

         

           "Şu soğuk günlere bir pâre ısındırdı bizi
           Bir gün evvel irişüp geldi hele mâhı siyâm Nedim"

Aynı Nedim, Edirneli Kâmi'nin Ramazan muhtevalı bir kasidesine (buna Ramazaniyye de diyebiliriz) nazire yazmış, naziresinde bu şiire şöyle bir karşılık vermiştir:

         

          “Bağteten sâbit olup gurre firâşında imam

          Hâb için yatmış iken etti terâvîhe kıyam”

         

Ramazan’ın her sene on gün evvel gelerek bütün mevsimleri, hatta ayları birer birer dolaşması farklı iklimlerin olumlu ve olumsuz yansımalarını da beraberinde getirir. Şair Nedim, kış mevsiminde gelen Ramazan’ı, hem günler kısa olduğu için hem de sıcak olmadığı için sevinçle karşılasa da, yazın sıcağında gelen Ramazanlar işini zorlaştırır. Bu durum onun keyfini biraz kaçırır. Son büyük divan şairi olarak nitelenen Şeyh Galip (1757-1799) bu durumdan asla şekva etmez. Hatta bunda da kendince hikmetler arayarak şöyle der:

         

           "Mülhidlere öğretmek için nârı cahîmi
           Mâhı Ramazân sayfa gelip bir haber etti"

Divan şiirinin önemli isimlerinden biri olan Nâbî (1642-1712) Ramazanla ilgili müstakil bir şiir yazmasa da şiirlerinin içinde bu temaya da yer vermiştir. Nâbî'nin, oğlu Ebu'l-Hayr Mehmed için yazdığı, didaktik "Hayriyye" mesnevisinde oruçla ilgili "Der Beyan-ı Şerefi Farz-ı Sıyam" adlı bir bölüm mevcuttur. Bu bölümden bazı beyitler şöyledir:

         

          "Bî-maraz tâ ola cisminde tüvan

          Eyleme fevt-i siyâm-ı Ramazan

          Savmdır kullarına lutf-ı Hudâ

          Savma bizzat eder Allah cezâ

          Savm bir mâide-i rahmettir

          Nûrdan sâime bir hil'attır"

(Hasta olmayıp sıhhatte oldukça Ramazan orucunu sakın terk eyleme. Oruç, Allah'ın kullarına bir lütfudur. Orucun sevabını bizzat Allah verir. Oruç rahmetin sofrasıdır. Oruçlu olan, nurdan bir elbise giymiştir. Peygamber Efendimiz diyor ki ağzı oruç kokanın nefesi, Allah katında miski amberdir.)

Yevm-i şek, Ramazaniyye yazan şairlerin diline pelesenk olmuştur.

Ramazaniyyeler sadece Ramazan’ın ve orucun güzelliklerine odaklanmazdı. Bunun yanında insanları güldüren ve eğlendiren bir kısım unsurlar da içerirlerdi. 18. asrın başlarında, Lâle Devri'nin de etkisiyle Ramazaniyyelerin, manevî ağırlığına halel getirmemek şartıyla; eğlenceli şiirlere dönüştüğünü, mizahî yönlerinin ön plana çıktığını görürüz. İşte o şiirlerden biri de Edirneli Kâmi (1649-1724)'ye ait olan şu mısralardır:

         

          Yevm-i şek deyü boğaz çengin iderken yârân

          Zahir oldu alem-i nusret-i şehr-i ramazân

(Yevm-i şek, ‘şüpheli gündür’ diyerek dostlarla yemek sohbeti yaparken, / Birden Ramazan’ın zaferi ortaya çıkıverdi.)

Buna benzer (bu minvalde) bir şiiri de Öziçeli Sâbit(1650-1712) şöyle ifade etmiştir:

          "Yevm-i şek niyyetine şîre sıkarken yârân

          Sıkboğaz itdi gelüp şahne-i şehr-i ramazân"

          (Yevm-i şek, ‘şüpheli gün’ niyetine dostlarla tatlı tatlı yiyip içerken / Ramazan geldi, alelacele gelip bizi sıkboğaz etti)

Bunlara benzer bir beyti de Lâle Devri şairlerinden Nedim söylemiştir:

          "Baş kaldırmadılar öğleye dek uykudan

           Yevm-i şek zevkine hazırlanan ahbâb-ı kirâm"

          (Allah dostu olduğunu söyleyenler, zevk ve eğlencelerinden vazgeçmemek için yevm-i şek(şüpheli gün) diyerek öğleye kadar uykudan kalkmadılar.)

         

Yukarıdaki beyitlerdeki "yevmi şek"in ne olduğunu merak edenler varsa söyleyelim: Eskiden Ramazan orucuna hilâlin görünmesiyle başlanırdı. Şaban’ın son gününde, o beldenin kadısı birkaç insanı hilâli gözetlemek için görevlendirirdi. Hilâl göründüğü zaman da Ramazan ayının başladığını haber verirlerdi. Havanın kapalı olduğu zamanlarda ise, Şaban ayı 30 gün hesap edilerek son günü, hilâlin çıktığı gün kabul edilir, ertesi gün de oruca başlanırdı. Böyle şüpheli Ramazan başlangıçlarına da “yevm-i şek”; yani “şüpheli gün” adı verilirdi.

Osmanlı padişahlarından I. Ahmed (Bâhtî) de Ramazaniyye yazan şairlerdendir.

Malum olduğu üzere Osmanlı padişahlarının önemli bir kısmı şairdi. (Kanunî Sultan Süleyman "Muhibbi", Fatih Sultan Mehmed "Avnî", Yavuz Sultan Selim "Selimî, II. Bayezid "Adlî, Sultan III. Selim "İlhâmî vb.), "Bunlardan biri olan I. Ahmed (1590-1617) de "Bahtî" mahlâsıyla şiirler yazmıştır. İşte o padişah, Ramazanla ilgili şöyle der bir gazelinde:

"Ramazan erdi yine her gece yanar kandîl

Ehl-i İslâma salar şu'le ser-â-ser kandîl

Yeri gökten nice fark ede gece ehl-i nazâr

Sahn-ı arz üzre ki olmuş durur ahzer-i kandîl

Şeb-i çerağ ile yine cümle menan donatıp

Her birinin kemerin kıldı mücevher kandîl

Gûşe gûşe üç ayaklı küpe gibi sarkar

Câmi'in hak bu iki mengûşuna benzer kandîl

Rûzenin her şebi dönse n'ola kadre Bahtî

Ki olupdur Ramazan ayına zîver kandîl"

Yine aynı Bahtî bu sefer de Ramazan’ın gelişini adeta iple çektiğini gösteren bir Ramazan gazeline imza atarak onun hicranının yüreğindeki etkisini şöyle açığa vurur:

"On bir aydır gideli biz de çekerdik hicran

Merhaba etti bizimle yine şehr-i Ramazan"

Divan edebiyatının tartışmasız en büyük şairlerinden biri olan Azeri kökenli Fuzûlî (1483-1556) Ramazanla ilgili şathiyat (ciddi bir konuyu, düşünceyi şakayla, alayla karışık bir biçimde anlatan deyişler) türünde kaleme aldığı güzel beyitleri olan bir şairdir. Bu şiirleri şathiyat türünün özelliklerini dikkate alarak ve tasavvufî anlamlarını gözeterek okumak lâzım:         

           "Ramazan ayı gerek acıla cennet kapısı

          Ne reva kim ola mey-hâne kapısı baglu"
(Ramazan ayında cennet kapısı açık olur. Meyhâne kapısı niye kapalı olsun?)

         

           "Mâh-ı nevden Dicle’de gösterdi zevraklar misâl

           Kim görüptür kim ola bir âsumanda bin hilâl"

(Aydınlık yüzüyle gelen Ramazan bir ruh şölenidir. Ruhun aslına rücû etme; Allah’a dönme vaktidir. Çünkü o ruhlara Râb kendi ruhundan üflemişti.)

16. yüzyıl divan şairlerinden Zâtî (1471-1546), bir gazelinin matla beytinde Ramazan’ın çok kıymetli bir ay olduğunu, bu yüzden de hoş tutulması gerektiğini söyler:

"Gönderdi Hüdâ çün bize mihman Ramazan’ı

Hoş tutmağa niyyet edelim biz dahı anı"

Ramazaniyye yazan şairler Kadir gecesine ve bayrama da vurgu yapmıştır.

18. yüzyıl şairlerinden Nâzım Yahya Çelebi (1649-1727), bir beytinde Ramazan ayıyla birlikte dünyanın bambaşka bir ruhanî ve nuranî kimliğe büründüğünü söyler:

          "Bir sütûn-ı nûrdur kim her minâre tâ seher

          Şu’le-i kandîl-i berk-efşân ile rahşân olur"

Ramazan’ın kıymetini büyük ölçüde tayin eden Kadir gecesi de Ramazaniyyeler içinde kendine yer bulmuştur. Zaten böyle bir geceyi ıskalayan şiirler, nerden baksak eksik kalırdı. İşte Kadir gecesiyle ilgili şiir yazan şairlerden biri ve belki de en önemlisi olan Zâtî' şöyle der: 

          "Bu gece Kadr gecesidir seyre çıktı yâr

          Zira ki gizli genc o gece olur aşikâr

          Serv-i sürahi etmez idi secde galiba

          Bu gece Kadr gecesi olmasa ey nigar"

18. ve 19. yüzyıldan günümüze seslenen Enderunlu Vâsıf da Kadir gecesinin kadr ü kıymetini bilenlerden biri olarak bu geceye erişenlere şu va'z u nasihatte bulunur:

          “Bil kadrini zîrâ ki bu şehrin şeb-i Kadri

           Bîşek sebeb-i mağfiret-i âlemiyandır”

Ramazan olur da bayram olmaz mı? O zaman bayrama dair son sözü Nedim söylesin:

          “Şevkimiz şimdi ana düştü ki inşâallah

           Ola sıhhatle selâmetle meh-i rûze tamam

           Kıla erbâb-ı dili âb-ı hayâta sîrâb

          Erişip Hızr gibi âh mübârek bayram”

Kasidelere apayrı bir renk ve ahenk veren Ramazaniyyeler artık pek yazılmıyor. Divan edebiyatında kemiyet ve keyfiyet bakımından önemli bir yer teşkil eden Ramazaniyyelere daha nice örnekler verebiliriz. Fakat maksadın hasıl olduğunu düşünerek bu kadarla yetiniyoruz. Bizlere bunca Ramazaniyye bırakan şairlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz.

Yerli Düşünce Dergisi/Nisan 2021

YORUM EKLE

banner26