Direniş Hattında Bir Devrimci

Hayatı bir direnişe adayarak yaşamak ve bu yoldan hiç ayrılmadan bir ömrü tüketmek kişiye dava adamı payesini kazandırır. Şair, yazar olmanın yanında inandıklarının uğruna ömrünü adamışlığın adıdır bir davanın sahibi olmak. Devirler, zamanlar, devrimler, darbeler arasından geçerek gelmek ve üstüne bulaşan bütün kirden, pastan inancıyla arınmak için kayıtsız şartsız inanmak gerekir.

“Direniş Hattında Bir Devrimci” olarak tanımlıyor Nuri Pakdil’i, Âtıf Bedir Hece Yayınları arasından çıkan kitabında. Daima birlikte olmanın ve yol arkadaşı olmanın sahihliği kitabın tümüne sirayet etmiş.

Nuri Pakdil; yaşarken de kıymeti bilinmiş, hak ettiği yeri almış ve değer görmüş güzel adamlardan bir güzel olarak içimize direniş tohumları ekerek devrimci selamı ile aramızdan ayrıldı. Bundan sonra onu daha iyi tanımak ve Kudüs’e yürek dolu selamlar göndermek için onu anlatan kıymetli eserleri takip etmeye devam edeceğiz.

Âtıf Bedir’in kitabı klâsik bir biyografi eseri değil. Sunuş yazısında Bedir’in şu ifadeleri kitabın odaklandığı noktayı da özetliyor aslında; “Pakdil’in duruşunu anlatmaya çalışırken, bu duruşu net çizgilerle ortaya çıkaracak temel argümanın, onun düşünceleri ve yaşama biçimi olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. O, edebiyat adamı olmasının yanı sıra aynı zamanda bir düşünürdür. Mesleğiniz ne? sorusuna ‘düşünmek’, diye cevap verecek kadar düşünmeyi temel ilkelerden biri edinen, gündelik yaşamında düşünme saatleri olan, insanlara da bunu öğütleyen ve ‘Sayın insan bir dakika düşünmez misiniz?’ diye soran bir yazardır.”

Kitap Nuri Pakdil’in hayat hikâyesi ile başlıyor. Daha sonra imgesel bir yaklaşım ile ayrıntılara iniyor Bedir. Pakdil’in öne çıkan özelliklerinin yanında (anne ve çocuk imgesi gibi) onun bir düşünür olmasının vasıflarını da açılım yaparak sunuyor. Pakdil’in Önerisi bölümü, aslında ümmet için bir yol haritası gibi…

“Pakdil, insanlara önerileri olan bir yazardır. Bu öneriler insanın düşünce dünyasına, yaratılış bilincine, Müslümanca yaşamaya, daima dik durulması gereğine, günlük yaşamın algılanmasına, yaşadığı çağı anlamasına, hatta dengeli beslenmeye kadar birçok konuya ilişkin önerilerdir.”

Elbette Edebiyat dergisine de geniş yer ayrılmış kitapta. Nuri Pakdil’in adı ile özdeşleşen dergi aynı zamanda “mektep dergi” kavramını da hayatımıza en somut örneklerle yerleştiren bir dergidir.

“Edebiyat aynı zamanda bir okuldur. Çoğu üniversite öğrencisi olan yazarlar asıl eğitimi burada almaktadır. İhsan Deniz, Edebiyat dergisinin okul olma misyonuna değindiği yazısında bu okulun hiçbir öğrencisinin mezuniyet hevesinde olmadığını söyler.”

Âtıf Bedir, Edebiyat dergisini ve Nuri Pakdil’in dergiye verdiği önemi o kadar içten anlatıyor ki gönlünün bir yerlerinde dergi çıkarma fikri olanların bu fikirlerinin galeyana geleceği muhakkak.

“Öncelikle Pakdil’in bir Edebiyat dergisine hangi gözle baktığını anlarsak, onun hayatında Edebiyat dergisinin neye tekabül ettiğini de anlamış oluruz. Pakdil’e göre dergiler edebiyatın ‘yeryüzü mahşeri’dir. Dergiler sanatın, edebiyatın piştiği kazanlardır. Edebiyat dergileri bunun dışında ülkülerin ve ideolojilerin doğduğu yerdir.”

“Tanrı Düşüncesi” bölümü Pakdil’in devrimci duruşunun temellerini de sunuyor bize. İnançlı bir yürekle ancak hak ve hakikat için direnir insan, devrimci olur mesajını net bir şekilde alıyoruz.

“Pakdil inançların kökeninde Tanrı inancının olduğunu düşünür, ‘Edebiyatın işlevi, insana yeniden inanma gereğini duyurmak olmalıdır.” der. Tanrı inancını yadsıyanlar önce kendilerine, sonra başkalarına zulmederler. Çünkü korkacakları bir değerleri yoktur. Tanrı düşüncesi insana vicdani bir sorumluluk yükler. Vicdanlı insan başkalarına da kendine de zulmetmez.”

“Pakdil’de Tanrı düşüncesinin temelleri daha çocukluğunda atılmıştır. Onun yetiştiği ailenin kökeninde yer alan dini düşünce geleneği, anne ve babası kanalıyla Pakdil’e intikal etmiştir. Böylece içine doğduğu Müslüman aile ortamı, onun gelecekte seçeceği yolu belirlerken, bu seçimin özgür ve bilinçli bir seçim olmasının da yollarını açmıştır.”

Ortadoğu ve Afrika’nın ayrı bir yeri vardır Pakdil’in dünyasında. Ümmet olma bilinciyle Ortadoğu’ya, annesinden dinlediği masallarla da Afrika’ya ve özellikle Cezayir’e karşı kalbindeki muhabbet daima diri olmuştur.

“Pakdil’e göre Afrika demek Cezayir demektir. Cezayir ise Afrika’dır. Paris’te bulunduğu günlerde, ‘Sebebini bilmeseniz de Cezayirlileri ararsınız’ dese de aslında sebebi doğrudan çocukluğunun bilinçaltıdır. Pakdil Kudüs gibi Cezayir ismine de vurgundur.”

Âtıf Bedir’in Nuri Pakdil kitabını bir adım öne çıkaran en önemli ayrıntı, Pakdil’e dair özel bilgilerin de yer alıyor olması. Bedir, yakın tanışıklığın ve yol arkadaşlığın kendisine sunduğu fırsatları çok iyi bir şekilde kitabına yansıtmıştır. Pakdil’i daha yakından tanımak isteyenler için “Yazarın Bir Günü” bölümü oldukça özel notların yer aldığı özgün bir kesit olarak yer alıyor kitapta.

“Nuri Pakdil, günlük yaşamında çok disiplinli ve programlı bir yazardır. Bir günün hangi saatinde neler yapılacağı bir bir programlanmıştır. Gün doğmadan kalkılarak güne başlanmalıdır. Yaşamın her anına inanç ve uygarlık perspektifinden bakan yazar için, erken kalkmak bir uygarlık sorunudur. Uygarlığımızda erken kalkmaya övgü vardır: ‘Bizim uygarlığımız da gün doğmadan kalkma, güneşle birlikte doğayı gözetleme, doğayı algılamaya çalışma uygarlığı değil midir?’ derken uygarlığımızın insan yaşamının her anını kapsadığını ifade eder.”

“Pakdil, neredeyse yirmi dört saat yüksek gerilim hattında yaşayan bir yazardır. Bunu yakın tanıklığımıza, arkadaşlarımızın tanıklığına ve kendisinin yazdıklarına dayanarak söylüyoruz.”

 Direniş Hattında Bir Devrimci, Anadolu’dan aldığı nefesi tüm insanlığa sunan bir ayaklanmayla yaşadı ve ardında derin bir iz bırakarak aramızdan ayrıldı. Âtıf Bedir bizlere örneklik teşkil edecek bir hayatı sunarken aslında içimizdeki devrimci ruhun izleyeceği hattı da göstermiş oldu. Kudüs gibi dirençli, Cezayir gibi yalnız ve anne gibi şefkatli bir yol bu; elbette merkezi Türkiye olan.

“Nuri Pakdil bu topraklara ve geleceğe dair umudunu hep korumuş ve uyanışın bir gün mutlaka Türkiye’den başlayacağı düşüncesini hiç yitirmemiştir. Kitabı onun son zamanlarda seslendirdiği bir sözle bitirelim:

‘Umut kelimesi yerine Türkiye adını yazsak yeridir.”

YORUM EKLE

banner26