Devlet-i Aliyye Muhammediyye: Osmanlı İmparatorluğu

"Devlet-i Aliyye Muhammediyye” de denilen Osmanlı Devleti, 623 senelik şanlı tarihi boyunca 60 kadar ülkeyi hâkimiyeti altına alıp adalet dağıtarak idâre etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, tarihte kurulmuş en büyük Türk devletlerinden birisidir.

623 yıl varlığını sürdüren Osmanlı Devleti, dört asır rakipsiz, dünyanın süper gücü olmuştur. Devletin kuruluş yılı olan 1299 yılından, 1923 yılına kadar 36 sultan devlete hükmetmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri teknolojisi ve stratejisi dünyaya örnek olmuştur. Osmanlı zamanında çok büyük savaşlar gerçekleşmiş ve bir dönem yenilmesi imkânsız bir güç hâline gelmiştir. Kuruluş dönemi, yükseliş dönemi, duraklama dönemi ve çöküş dönemi sonucunda yıkılış ya da kabuk değiştiriş tarihi olan 1923 yılında son bulmuştur.

Osmanlı Devleti, üç kıta yedi denizde hüküm sürmüş, 623 senelik şanlı tarihi boyunca 60 kadar ülkeyi hâkimiyeti altına alıp, aşağıda gösterilen sürelerde adalet dağıtarak idâre etmiştir.

Bu ülkeler şunlardır:

Bulgaristan: 545 sene, Ege Adaları: 541 sene, Yugoslavya: 539 sene, Romanya: 490 sene, Arnavutluk: 435 sene, İsrail: 402 sene, Ürdün: 402 sene, Irak: 402 sene,  Lübnan: 402 sene, Suriye: 402 sene, Yemen: 401 sene, Kenya: 400 sene, Bornu: 400 sene, A. Emirlikleri: 400, Gine: 400 sene, Mozambik: 400 sene, Tanzanya: 400 sene, Uganda: 400 sene, Umman: 400 sene, Gürcistan: 400 sene, Nijer: 400 sene, Zengibar: 400 sene, Çad: 400 sene, Senegal: 400 sene, Katar: 400 sene, Nijerya: 400 sene, Bahreyn: 400 sene, Kamerun: 400 sene, Yunanistan: 400 sene, Gambiya: 400 sene, Arabistan: 399 sene, Sudan: 397 sene,  Mısır: 397 sene, Libya: 394 sene, Kuveyt: 381 sene, Habeşistan: 350 sene

Cibuti: 350 sene, Somali: 350 sene, Cezâyir: 313 sene, Tunus: 308 sene, Ukrayna: 308 sene, Kıbrıs: 293 sene, Avrupa Rusyası: 291 sene, Girit Adası: 267 sene, Macaristan: 160 sene, Hindistan: 100 sene, Pakistan: 100 sene, Azerbaycan: 85 sene, Fas: 50 sene, Moritanya: 50 sene, Polonya: 25 sene, Batı Rusya: 25 sene, Beyaz Rusya: 25 sene, Endonezya: 25 sene, Malaya: 25 sene, Singapur: 25 sene, Çekoslavakya: 20 sene, Ermenistan: 20 sene, Türkistan: 15 sene.

Bu ülkelerin dışında Osmanlı Devleti, bazı devletlerin kıyı şehirlerini ve adalarını da değişik sürelerde idare etmiştir. Bu ülkeler:

İtalya, İngiltere, Norveç, İzlanda, Mechlenstein, Fransa, Monako, Almanya, İrlanda, Cebelitârık, İspanya, Hollanda, Portekiz, İran, Danimarka’dır.

623 yıllık tarihi süreç içinde, bu kadar ülkeyi fethederek idare eden Osmanlı Devleti fethettiği ülkelere adaleti götürmüştür. Bu cihad ruhunun temelleri olan bazı vasıfların neler olduğundan kısaca bahsederek 60 kadar ülkenin nasıl feth edildiği daha kolay anlaşılacaktır. Öncelikle fetihler önce manevi olarak yapılmış sonra kılıçla yapılmıştır.

Devletin adının “Devlet-i Aliyye Muhamediyye” diye adlandırılması

Öncelikle, Osmanlı Devleti’nin davası kuru bir cihangirlik davası değil, Nizam-ı Alem davası (dünyaya adeletle nizam verme düşüncesi) ve İ’la-yı Kelimetullah davası (Allah’ın dinini yüceltme) idi.

Osmanlı Devleti, devletin ebedi devam etmesi temennisi olan, “Devlet-i Ebed- Müddet” adıyla anılmaktadır. Bir hanedanlık adıyla anılsa bile Osmanlılar, devletlerini Hz.Peygamber‘in (s.a.v) Medine’de kurduğu devletin devamı niteliğinde kabul etmişlerdir. Bu nedenle Osmanlı Devleti’ne “Devlet-i Aliyye” denildiği gibi “Devlet-i Aliyye Muhamediyye” de denilmiştir. Böylece bu devamlılık, Hz. Peygamber (s.a.v) kadar dayandırılarak ebedi yaşayacak bir İslâm devleti şuuru oluşmuştur.

Allah’ın emirlerine bağlılık

Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’e hakkıyla sarılanları bu dünyada bile aziz kılacağını ve dünya idaresini “salih kullarına” vereceğini açıkça beyan buyurmuştur. Bu nedenle Osmanlı Devleti’nin kaydettiği ilerleme ve ihtişam bu ilahi hükmün fiili bir ispat ve tezahürüdür.

Devlet reisinden en alt tabakadaki ferdine kadar bütün insanların İslâm’ın emrettiği ihlâs ve kemal ile vasıflanmış ve uzun asırlar boyunca daima ilerleme kaydetmiştir.

Cihad ruhu

Osmanlı Devleti, dört yüz çadırlık bir aşiretken ihtişamlı bir cihan imparatorluğuna ulaşarak, yirmi dört milyon kilometrekarelik bir coğrafyayı vatan yaparak, “çil çil kubbeler serpen ordular” meydana getirmiştir. Cihan-şümul medeniyetlerin en üstün ve müstesnasını kurarak iman, cihad, ilim ve sanatta asırlarca insanlığa rehber olmuştur.

Devlet adamlarının yetiştirilmesi

Osmanlılar’da gerek haneden mensupları gerekse diğer devlet adamları özel bir eğitimle yüklendikleri vazifeleri yerine getirebilecekleri liyakatte yetiştirilirlerdi. Cihana yön veren cihangirler, daha küçük yaşta devrin otoriterleri tarafından ele alınırlardı. Manevi dünyalarını geliştirmek için de zamanın mürşid-i kamillerin himayesine verilerek terbiye edilirdi.

Halkın sosyal ve ruhani yapısı

Dinin esaslarından biri de Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmektir. Bunun yaşanmasına da tasavvuf adı verilir. Tasavvufun gayesi; kalbe seviye kazandırarak kulu Hakka yakın bir hâle getirmektir.  Bunun sonucunda da dinin gayesi olan güzel, zarif ve duygulu insanın meydana gelmesidir. Türkler ilk anavatan olan Orta Asya’dan bu vasıfla gelmişler, Anadolu toprağında zeminin ve şartların müsait olması sebebiyle ruhi yapıyı geliştirerek Osmanlı’da zirveye ulaştırmışlardır. Fethettikleri toprakları da bu manevi ağ ile örmüşlerdir. Fethedilecek yerlere önce tekke girmiş, fetih için zemin hazırlanmış, ardından da kılıç gitmiştir. Kılıç döndükten sonra yine tekke, orada hidayeti (doğruluk, İslâmlık. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek, dalâletten ve bâtıl yoldan uzaklaşmak.) perçinlemiş, halka sıcak bir kucak olmuş, onların manevi seviyesini yükseltmiştir. 

Adalet anlayışı

Osmanlı Devleti’ni yükselten ve asırlarca ayakta tutan temel etkilerden biri de adelettir. “Adalet, mülkün temelidir” beyanı, Osmanlıların sıkıca sarıldıkları bir meşale olmuş, bu meşale ile bütün insanlığa hak ve adalet dağıtmıştır.

Osmanlılar’da padişahtan ferdine kadar Allah’ın emirleri herkese uygulanmış, adaletten kıl payı ayrılmamaya gayret edilmiştir. Fethetmiş oldukları ülkelere işte bu adalet anlayışını götürmüşlerdir.

İdarenin mükemmelliği

Osmanlı’da devlet idaresinde çalışmayı hak etmek, üst seviyede liyakatı gerektirmekte idi. Liyakat gösteremeyenlere, “Toplumun menfaati, ferdin menfaatine feda edilir” düşüncesi ile devlet kapısını açmazlardı.

Osmanlı Devlet’inde yükselme devrinin sonuna kadar, güç, feraset, maddi ve manevi kabiliyetleri en üstün olan şehzade devletin başına geçerdi. Daha rüşd çağına varmadan aldıkları teorik ilmin uygulaması vali olarak yaptırılırdı.

Osmanlı Devleti idari merkeziyetçi bir yapıda idi ve vatan toprakları çok geniş sahaya yayıldığı için eyaletlere ayrılarak yönetilmişti.

Sarayda “Enderun” adında bir üniversite mevcuttu.  Burası, devlet işlerini görecek olanların sistemli tarzda mükemmel bir tahsile tâbi tutuldukları ve terbiyenin öğretildiği yerdi. Diğer taraftan gayr-i müslimler, kendi inandığı hukuka göre muhakeme olunur ve bir gayr-imüslim, ancak bir Müslümanla ihtilaflı olduğu takdirde şeriat mahkemesine sevk edilirdi.

Osmanlılar’ın kuruluşundaki dört yüz atlının mütevâzı maddî gücüne rağmen, mânevî şahlanışının eseri olan bu muhteşem ülkenin ulvi ruh yapısı, bugün Anadoluda hala özlenmektedir.

                                                                                           

 

YORUM EKLE

banner26