banner17

Uzun Hikaye'yi nasıl yorumlamak gerekir?

Yayın dünyamızın yeni dergilerinden Granada Edebiyat’ın Şubat-Mart 2014/6. sayısının özel dosyasında Mustafa Kutlu’nun Uzun Hikâye’si üzerine toplanan yazıları okurken önce Nurettin Topçu’ya, ardından Kutlu’nun Hareket Dergisi’nde yayınladığı desen çalışmalarına ve 70’lere gidip geldim. Selçuk Küpçük yazdı.

Uzun Hikaye'yi nasıl yorumlamak gerekir?

 

 

Çocukluğuma ait fotoğrafların başında babamın oldukça yüklü kitaplığı gelir. Hiç unutmuyorum, ilçenin en iyi marangoz, mobilya ustasına yaptırılmış kütüphane dolaplarının üst üste eklemlenerek oturma odamızın bir duvarını baştanbaşa kapatmasını hayretler içerisinde izlemiştim. Henüz 80 darbesi olmamıştı. 70’li yılların milliyetçi, ülkücü, sağcı yayınlarına ilişkin aklınıza ne gelir ise hemen tamamını bu kütüphane sayesinde çocuk olmama rağmen tanıyarak büyüdüm. Dolayısı ile Atsız’dan Serdengeçti’ye, Ömer Seyfettin’den Ziya Gökalp’e kadar bu külliyata ait kitap kapakları şimdi bile bir film şeridi gibi gelip geçiyor gözlerimin önünden.

Nurettin Topçu’nun Hareket Dergisi’ni de bu anlamda akranlarıma göre çok erken yaşta tanıdım. İçeriğinin ne dediğini anlamasam bile, çocuk dünyamda o dergilerin kıymetli şeyler olduğunun bilinci ve duyarlılığı ile büyüdüm diyebilirim. Şimdi kendi çocuklarım da çalışma odamın bütün duvarlarını kaplayan kitaplığıma bir tek zarar vermeden büyüyorlar. Adeta kitapların içine doğdular. Bir oğulu uyutmak için ayağımda sallarken, yarım kalmış bir kitaba devam etmek, o çocuk için de alışılmış bir fotoğraf oluyor kuşkusuz. Sonra evin kıymetli bir eşyası gibi o kitaplara, dergilere hiç zarar vermeden kendi çocuk dünyalarında önemli bir yer aralıyorlar kütüphaneye…

Sosyalist Ali Bey ve Topçu

Hareket Dergisi’nin de içinde bulunduğu böyle sayısız derginin içinde şekillendim. “Hayat Mecmuaları”, “Türk Edebiyatı”, “Tercüman Çocuk”, “Töre” gibi dergileri karıştırmak, sokak oyunlarından annem artık içeri çağırdığı vakit en çok sevdiğim uğraştı. Organik ilişkide bulunduğum gerçek hayatın yanında, o dergilerin, kitapların, ansiklopedilerin sayfaları arasında saklanmış bir başka dünyanın olduğuna inandım ve çocuk zihnimin hayal gücü ile kendime ait paralel bir evren kurdum adeta.

Yayın dünyamızın yeni dergilerinden Granada Edebiyat’ın Şubat-Mart 2014/6.sayısının özel dosyasında Mustafa Kutlu’nun Uzun Hikâye’si üzerine toplanan yazıları okurken önce Nurettin Topçu’ya, ardından Kutlu’nun, Hareket Dergisi’nde yayınladığı desen çalışmalarına ve 70’lere gidip geldim. Uzun Hikâye’nin kahramanı “Sosyalist Ali Bey”i ve Topçu’nun sosyalist düşüncenin birikiminden hareketle inşa etmeye çalıştığı “İslam Sosyalizmi” fikriyatı ilk gençlik yıllarımdan itibaren hep ilgimi çekmiş ve hatta bana oldukça sıradışı gelmiştir. Üniversite yıllarımda, bir sahafta elime geçen ve yine Hareket Yayınları tarafından basılan Hatemi Hoca’nın 60’ların sonunda yazdığı “İslam Açısından Sosyalizm” kitabını okumam bile, aslında bu sıradışılık düşüncemi değiştirmedi.

Türk solu, sosyalizmin Moskova, Arnavutluk, Çin yorumlarının ötesine geçemedi

“Granada Edebiyat”, diğer edebiyat ve düşünce dergilerinden farklı olarak dosya çalışmalarını şair ya da yazar üzerine değil, onun bir eseri üzerine yoğunlaşıp kurarak bence oldukça kıymetli bir iş yapıyor. Bu sayıda da Kutlu’nun, hepimizin bildiği “Uzun Hikâye” kitabı üzerine birbirinden farklı geleneklerden gelen isimlerin yine birbirinden farklı yorumları, bakış açıları meseleye boyut katıyor. Aslında bu dosyada ben de olmak isterdim. İslam, sosyalizm, 70’ler, Hareket Dergisi, Topçu ve belki hepsinin kesişim yerinde duran Mustafa Kutlu üzerine kişisel yolculuğumdan ivmelenerek bir şeyler söyleyebilirdim. Elimdeki diğer yazılar sebebiyle yetişemedim. Şaban Sağlık, Necip Tosun, Lütfi Bergen, Necati Tonga, Erbil Korkmaz'ın özgün “Uzun Hikâye” değerlendirmelerinden meydana gelen dosyayı bir çırpıda okudum.

Aslında Mustafa Kutlu’nun öykülerindeki izlekleri takip ederek sosyalizm meselesine dair çok şeyler söylenebileceğini düşündüm her zaman. Kırsallık, kasaba, Anadolu, yoksulluk, pastoral mekânlar, kahramanların niteliği, İslam’ın ve geleneğin yorumlanışı gibi birçok mesele üzerinden yürünerek geniş bir yoruma ulaşılabilir.

İslam ve sosyalizm kurgusundan yol alarak şunu da belirtmek gerekli ki, Türkiye’de sol düşünce geleneği bu birikimi yeterince okumadı ve anlayamadı. Solun, sosyalizmin Moskova, Arnavutluk, Çin yorumlarının ötesine geçilemedi. Belki Birikim dergisi çevresini bu anlamda ayırmak gerekebilir. Yine de Topçu’dan, Hareket Dergisi’nden bihaber ve Kutlu’nun öykülerinde bu fikriyatın izlerini çözememiş bir solun bu topraklarda bence “yerlilik” gibi temel bir sorunu var ve böyle giderse her daim olacak. Granada’nın bu özel dosyasında bence Uzun Hikâye’den hareketle böyle bir yazı da olabilirdi. Ama şair ve yazarın kendisi üzerinden değil de, her zaman olması gerektiği gibi metni üzerinden gidilmesi çok önemli bir süreç.

 

Selçuk Küpçük yazdı

Güncelleme Tarihi: 07 Nisan 2014, 16:43
YORUM EKLE
banner8

banner20