Tarihin izinde Selefîlikten IŞİD'e...

Derin Tarih, Temmuz sayısında, Selefilik’ten IŞİD'e radikal akımların felsefi temellerini tarihi serüveni içerisinde ortaya çıkararak çok önemli bir işe imza atıyor. Hüseyin Kahraman yazdı.

Tarihin izinde Selefîlikten IŞİD'e...

 

 

Radikal akımlarda temel alınan düşünce, aslından saptırmaya maruz kaldığı gibi yeni oluşturulan felsefe de kaçınılmaz bir tahrifata maruz kalabiliyor. Bunu ancak tarihi bir süreçte detaylı olarak ele aldığınızda görebiliyorsunuz. Son günlerde Irak'ta etkili olan ve gündemi ciddi işgal eden IŞİD, bunun için iyi bir örnek. Derin Tarih, Temmuz sayısında, Selefilik’ten IŞİD'e radikal akımların felsefi temellerini tarihi serüveni içerisinde ortaya çıkararak çok önemli bir işe imza atıyor.

Selefi kelam ekolünün bu akımlar için temel kaynak olduğunu açıklayan Müfid Yüksel, konuyla ilgili makalesinde, söz konusu akımların tarihi gelişim sürecini bizlerle paylaşıyor.

Selefiler...

Selefi inanç mensupları, Kur'an ve hadis metinlerinin sadece zahiri anlamlarını esas alarak, her türlü İslami geleneği ve adeti, ictihadı ve kıyası şirk ve bid'at kavramları kapsamına alırlar. Dolayısıyla, müteşabih ayetleri de sadece zahiri anlamına hamlederek yanlış/yanıltıcı bir tevhid anlayışı sergilerler. İbni Teymiyye ve talebesi İbn Kayyım el-Cevziyye'nin öncülüğünü yaptığı Selefiler, geçtiğimiz yüzyılda Arap dünyasında yaygınlaştılar. Onlara göre, mezar ziyaretleri, türbeler, şefaat dilemek, tevessülde bulunmak, Fatiha ve dua okumak tamamen şirk ve bid'attır. Hz. Peygamber (s.a.v) ve İslam büyüklerinin kabirlerini ziyaret sapıklık, Hz. Peygamber (s.a.v)'den şefaat dilemek ise Allah'a şirk koşmaktır.

Vahhabiler...

Bu selefi inanç ve tevhit anlayışı, Yüksel' e göre, 18. yy. sonlarında daha katı ve militan bir niteliğe bürünerek, Muhammed bin Abdilvahhab (1115/1703-1206/1792) ve es-Suud ailesi tarafından siyasallaştırılır, Arabistan'ın Necd bölgesinde bazı bedevi Arap aşiretleriyle bir araya gelirler. Abdilvahhab, daha ileri giderek savaşçı-selefi bir ekol kurar. Babası, Uyeyne Emiriyle anlaşamayınca Hureymila'ya yerleşirler. Ünlü Kitabu't Tevhid'i burada kaleme alır. Daha sonra babası ve kardeşleriyle de düşünceleri ters düşünce tekrar Uyeyne'ye döner. Bu kez Uyeyne Emiri onu himayesine alır. Görüşleri burada yaygınlık kazanınca, Osmanlı'yı temsilen bulunan yerel aşiret reislerinin sert tepkisi, Uyeyne Emiri Osman bin Muammer'in himayesini kaldırmasına sebep olur. Bunun üzerine Suud ailesinin merkezi olan Dir'iyye'ye yerleşerek, Muhammed bin Suud'un tam himayesine girer.

Abdilvahhab'ın fikirleri, Necd civarındaki medeniyetten uzak Arap kabileleri arasında yayıldıkça güçlenir veMuhammed bin Suud, Riyad bölgesini de idaresine katar. 1765 yılında Muhammed bin Suud ölür. Yerine oğlu Abdülaziz geçer. Emir Abdülaziz, aynı zamanda Abdilvahhab'ın damadıdır. Osmanlı yönetimine baş kaldırarak, Mekke ve Hicaz halkını müşrik ilan ederler. Önce Ahsa bölgesine saldırarak Osmanlı otoritesine son verirler ve daha sonra Kerbela ve Necef bölgesine seferler düzenlerler. Türbeleri ve yerleşim yerlerini yıkıp yağmalayarak, katliama girişirler. Daha sonra Hicaz'a yönelerek, Mekke ve Medine'deki bütün eserler, türbeler, sahabe kabirleri yıkılıp, yağmalanır ve halk katledilir. Nihayet, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve oğlu İbrahim Paşa komutasında, çoğunluğu Arnavut savaşçılardan oluşan bir ordu Hicaz'a gönderilir; Mekke, Medine, Taif ele geçirilir. Binlerce Arnavut savaşçı şehit düşer. 2 yıllık savaşın ardından Osmanlı ordusu 1818'de Dir'iyye'ye girer. O sırada emir olan Abdullah bin Suud ve adamları, Beyazid'deki Eski Saray ve Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümayun'u önünde idam edilirler. Ancak bir süre sonra, Özellikle Faysal bin Türki ve oğlu Abdullah bin Faysal, dağılan Vahhabileri çevrelerine yeniden toplamayı başarırlar. 19. yy. sonlarında İngilizlerin Basra Körfezi’ne yerleşerek bölge siyasetine müdahale etmesiyle, Riyad merkez olmak üzere Necd bölgesinde Suudi hakimiyeti artık kalıcı hale gelir.

Ardından İslam ülkelerinin işgal edilip sömürgeleştirilmeleri ve hilafetin tasfiyesi, İslam dünyasında tam bir kaosa sebep olacaktır.

Diğerleri...

Yüksel'e göre, İslami gelenek ve adetlere karşı olan Selefilik, Muhammed Abduh ile başlayan modernleşmeci-İslamcı akımın da, talebesi Reşid Rıza'nın etkisiyle "Kur'an'a Dönüş Hareketi" adı altında ortaya çıkmasına sebep olur. Ayrıca Hindistan'daki “Cemaat-i İslami” ile Mısır ve diğer Arap ülkelerindeki Müslüman Kardeşler de Selefi ekolden etkilenmişlerdir.

Selefiliğin öncüsü kabul edilen İbn Teymiyye kimdir?

Burada Selefilikten günümüze birçok İslami ekolü etkileyen İbn Teymiyye ve düşüncesini yakından tanımak ciddi bir önem arz ediyor. Doç. Dr. Fatih M. Şeker, İbn Teymiyye'nin hayatını kısaca anlatarak, düşüncesinin önemli başlıklarını açıklıyor. İbn Teymiyye, 22 Ocak 1263'te Bağdat'ın Moğol istilasında harap edilmesinden beş sene sonra Harran'da dünyaya gelir ve Osmanlı Devleti'nin ilk yıllarında, Bursa'nın fethinin iki sene sonrasında(1328) hapisteyken Şam'da vefat eder. Moğol istilası yüzünden yurdunu terk eder. Ardından Şam'da Moğollara karşı kılıç kuşanarak, devlet ve dinin namusunu çiğnetmez.

İbn Teymiyye, hakikati görünür kılmak için bu yolda engel olarak gördüğü her şeyi ipe çeker. Geçmiş mirası çok ciddi bir ayıklamaya tabi tutarak yeni baştan kurar. Kur'an-ı Kerim'in ruhuna dönerek filozoflarla hesaplaşır. Gazzali'nin muhafazakâr yönünü tasfiyeci bir istikamete çevirir. Taklide karşı çıkarak içtihadı savunur. Kur'an'a dönerken, bir yandan geleneği mahkûm eder, diğer taraftan gelenekten beslenir. Abdülkadir Geylani'ye intisap ederken, felsefileşen tasavvufa muhalefet eder. Vahdet-i vücudu, irfan ehlinin bile idrak etmekte zorlanacağını iddia ederek, vahdet-i vücudcu mutasavvıfların küfre yuvarlandıklarına vurgu yapar. Kabirleri ibadet amacıyla gezmenin şirk olduğunu, ziyaret amacıyla gezmekte bir mahzur olmadığını dile getirir. Dini besleyen kültürel zemini ortadan kaldırır. Müslümanlığı bir idealizasyondan ibaret görür.

Netice olarak, İbn Teymiyye'nin düşünce yapısı karşısında, Vahhabilik, El Kaide ve IŞİD tarzı yapılar, kitapla hayatın birbirine uymadığını açıkça gösteriyor. Üstad olarak gördükleri İbn Teymiyye'ye ait fikri muhtevayı da tamamen boşalttıkları çok açık.

 

Hüseyin Kahraman yazdı     

Yayın Tarihi: 11 Ağustos 2014 Pazartesi 12:01 Güncelleme Tarihi: 18 Ağustos 2014, 13:55
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26