Sufilerin şiire bakışı nasıldır?

Karabatak dergisinin 24. sayısında Mahmud Erol Kılıç ile 'Sanatçının Mektebi Bütün Yeryüzüdür' serlevhalı bir röportaj yapılmış. Ömer Tanık bu röportaja değindi.

Sufilerin şiire bakışı nasıldır?

Karabatak dergisinin 24. sayısı elimde. Dördüncü yılını doldurmuş dergi bu sayı ile beraber. Dört yıldır çizgisini bozmadan her daim yeni ve edebi olanı bize sunmaya devam eden Karabatak, umarım daha nice kez havalanır.

Derginin Ocak-Şubat sayısında yine şiir ağırlıkta. Öykünün hakkı da yerde koyulmamış. Yani Karabatak okuyucularını yine bir edebi şölen bekliyor. Gezi ve Sinema kısımları diğer edebiyat dergilerinden farklı olarak, mutad bir halde yine Karabatak’ın sayfaları arasında arz-ı endan etmekte.

Bu sayının dosyası “Millilik ve Evrensellik Arasında Şiir”. Dosyada Atakan Yavuz ile Ahmet Ağır’ın yazısı bilhassa okumaya değer. Bu sayıda benim esas dikkat çekmek istediğim ise, dosya çerçevesinde Mahmud Erol Kılıç ile yapılan “Sanatçının Mektebi Bütün Yeryüzüdür” serlevhalı röportaj.

Konuşma genel çerçevede tasavvuf-sanat-şiir ekseninde gerçekleştirilmiş. Kılıç öncelikle tasavvuf nedir, ne değildir, onu ortaya koymuş. Burada dikkat çekilmesi gereken nokta Kılıç’ın tasavvufa bakışı. Neden önemli diyorum çünkü klasik “Allah'a yaklaşma” tanımından başka bir şekilde, tasavvuf bir nevi süzgeç olarak değerlendirilmiş. Peygamber, Allah’tan geleni kendi altındakilere iletir ve peygambere iman etmiş o kitle de bu üst bilgiyi beşeri alana indirgerler. Bu görev pek tabii peygamberlerin görevi olduğu gibi onun etrafındakilere de düşen bir görevdir. Ve böylelikle aşkın olan hayatın damarlarına işler. Resul sonrasındaki tebliğ gayretlerini bir de böyle görmekte fayda var diye düşünmekteyim.

Allah güzeldir, güzel olanı sever”

Tasavvuf hayatın içindeki işlere bir estetik boyut katıyor.” Kılıç bu hususta Niyazi Mısrî’den bir beyit aktarıyor: “Savm u salat u Hac ile sanma biter zahid işin / insan-ı kamil olmaya lazım olan irfan imiş” Tasavvuf, irfan edinme noktasında bir rehber olarak iş görüyor. Tasavvuf süzgecinden geçmiş bir insan artık güzellik, estetik üzere görmeye, yaşamaya başlıyor. Bunu şöyle ifade edebiliriz: Pratik değerden estetik değere geçiş. “Allah güzeldir, güzel olanı sever” hadis-i şerifi muvacehesinde bu süzgeç insana Allah’ın Cemil, Cemal, Latif gibi sıfatlarını görmeyi sağlıyor.

Tasavvufa getirilen eleştirilerden ve bu eleştirilerin bir uzantısı olarak “İslam bizim yaşadığımızdır, sizinki değil” tavrının uygulamalarına dair Mahmud Erol Kılıç çarpıcı bir örnek sunuyor: “Tasavvuf müziği veya İslam ilahileri haramdır diye Suud, yıllarca hacıların ilahi kasetlerini, walkmanlerini, alıp yere çaldı.” Ancak buna rağmen olanlar hayrete gark edici: “Ancak din polisi, Suudi Arabistan’da kendi gençlerinin U2 konserlerini dinlemesine mani olamamıştır.” Bu Vahhabi düşüncenin İslam’ın estetik kanalını tıkadığı, bu düşüncenin üretebileceği en üstün insan tipinin ancak DAİŞ olduğu belirtiliyor ayrıca.

Röportajda dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus Sufi ile Selefi düşüncenin Allah’a bakışı üzerine: “Selefiler bulutların arasında bir Tanrı arattırıyorlar. Sufi düşünce ‘insandan Allah görünür’ diyor.” Sufi düşüncenin bu bakışına hep aynı cevap ve muadilleri verilmiştir ancak Kılıç buna da şöyle cevap veriyor: “Bin dört yüz yıllık tarihimizde hiçbir ademoğluna secde edilmemiştir, ‘Sen benim rabbimsin’ denmemiştir.” Bunu da ilmî omurganın sağlamlığına bağlıyor Kılıç.

Sufinin şiire bakışı

Gelelim serlevhanın sırrına. Ben bu başlığı ilk gördüğümde aklıma Müslümanlara bütün yeryüzünün mescit kılınması geldi. Bu bağlamda sanatçıya mektebin bütün âlem olması, hem Allah’ın her yerde olması hem de sanat icra etmenin bir nevi ibadet olup bütün yeryüzünde yapılabileceği şeklinde düşünülebilir. Mahmud Erol Kılıç, “Sufi ve Şair” adlı kitabından hareketle bu ifadeyi kullanıyor.

Sufinin şiire bakışına da değinen Kılıç, şiirin araçsal olduğunu belirtiyor. Bu araçsallığın nedenlerini de ifade ediyor konuşmasında: Şiir amaç değildir, o ancak bir amaç uğruna hizmet edebilir. Mevlana, Yunus, Niyazi Mısrî bu amacın şiirini yazmışlardır.

Günümüz için bu amacın yaşayacağı ortam eksik. Yani şairin yetişeceği, serpileceği ortam mevcut değil. Kılıç bu ortamın tesisi hususunda günümüz için olumsuz düşündüğünü de belirtiyor konuşmasında. Ancak ümitsiz değil, belki bizden sonrakiler görür temennisini belirtiyor.

Mahmud Erol Kılıç’ın diğer pek çok değerli görüşüne Karabatak’ın 24. sayısından erişebilirsiniz.

 

Ömer Tanık değindi

Güncelleme Tarihi: 01 Şubat 2016, 16:00
YORUM EKLE

banner19