Şia'nın Ehl-i Beyt'inde kimler var?

Rıhle Dergisi, 17. sayısında, Ehl-i Sünnet'in Ehl-i Beyt'e bakışıyla ilgili adeta bir kılavuz hazırlamış bize. Özellikle Şia'nın bakış açısıyla ilgili detayların karşılaştırması çok önemli. Hüseyin Kahraman yazdı.

Şia'nın Ehl-i Beyt'inde kimler var?

 

Rıhle Dergisi, 17. sayısında, “Ehl-i Sünnet”in Ehl-i Beyt'e bakışıyla ilgili adeta bir kılavuz hazırlamış bize. Özellikle Şia'nın bakış açısıyla ilgili detayların karşılaştırması çok önemli. Ayrıca bilimsel düşünce üzerine Said Fûde Hoca'yla yapılan söyleşideki, İslâmî ilimler ile pozitif bilim felsefesi karşılaştırmasının, Ehl-i Beyt konusunun ilmî manada daha bir anlaşılmasına katkı sağladığını söyleyebilirim.

Dergide dikkati çeken çok yerinde bir uygulama da var. Bütün makalelerin, Arapça ve İngilizce özetlerine yer verilmiş. Dosya konusuyla ilgili bir makalenin ise tamamı Arapça. Ülkemizdeki âlim ve düşünürlerin dünyada tanınmamasının sebebi bu değil mi? Eserlerimizin çoğunun Arapça ve İngilizcesi olmadığı gibi, dünya Müslüman âlimleriyle ortak bilimsel çalışmalarımız da oldukça sınırlı.

Kara propaganda

“Ehl-i Sünnet”in “Ehl-i Beyt”e bakışını ele aldığımızda, karşımızda Şia'yı bulmamız kaçınılmaz. "İslâm tarihinde erken dönemlerden itibaren yaşanan birtakım elim hadiseler sonucunda ortaya çıkan ve Ehl-i Beyt'i sahiplenme görüntüsü altında -başta sahabe nesli olmak üzere- ümmetin ana gövdesini Ehl-i Beyt'e karşı ilgisizlikle, ihmalle, hatta ‘ihanet’le suçlayan, adına ‘Şiilik’ dediğimiz travmanın iddia ve ithamları da maalesef canlı biçimde varlığını muhafaza etmektedir. Bilhassa 1979 devriminden sonra devlet gücüne kavuşan İmamiyye Şiası'nın bu noktada güçlü biçimde işlettiği ‘kara propaganda’nın, İslâm dünyasında kendisini alabildiğine yoğun bir tarzda hissettirdiği kimsenin gizlisi değil," açıklamasında bulunan Ebubekir Sifil, makalesinde, bugünlerde bu konuyla ilgili bir hafıza tazelemesi yapmamızın kaçınılmaz bir görev olduğunu söylüyor. "Gerek tarih içinde, gerekse günümüzde Şia, ‘Ehl-i Beyt'i sahiplenme görüntüsü altında, yoğun bir propaganda yürütmüştür, yürütmektedir. Bunu yaparken de ‘Ehl-i Beyt’ kavramını alabildiğine daralttıkları ve 12 İmam dışında kalan Evlad-ı Resul (s.a.v.)'i ve Âl-i Ali (r.a)'ı Ehl-i Beyt ve Itre'den kabul etmediklerini görüyoruz" diyen Sifil, Ehl-i Beyt'in şeceresini tablolar halinde sunmuş.

Şia’nın “Ehl-i Beyt”inde kimler var?

Muhammed Salih Ekinci El-Gursî ise, Ehl-i Sünnet ile Şia'nın “Ehl-i Beyt”e dair inançlarındaki farkları ele alıyor. "Ehl-i Sünnet'e göre mü'min vasfını taşıyan Haşimoğulları (İmam Şafiî ve İmam Ahmed'e göre Muttaliboğulları da buna dahil) ve Efendimizin (s.a.v) zevceleri Ehl-i Beyt'i oluşturmaktadır. Şia'ya göre ise Ehl-i Beyt, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile On İki İmam'ın diğer fertlerinin oluşturduğu toplam on üç kişidir. Böylece Şia, Efendimizin (s.a.v) zevcelerini, amcalarını, Hz. Ali dışındaki amcazadelerini, Hz. Fatıma dışındaki üç kızını ve onların çocuklarını, Hz. Hasan'ın bütün çocuklarını, Hz. Ali'nin Hz. Hasan ve Hüseyin'den başka diğer dokuz erkek ve onsekiz kız çocuğu ve bunların çocuklarını; ayrıca Hz. Fatıma'dan doğma Zeyneb ve Ümmü Gülsüm adındaki iki kızını ve bunların çocuklarını Ehl-i Beyt'ten çıkarmışlardır" açıklamasından sonra, Ehl-i Beyt imamları hakkındaki aşırılıkların nerelere vardığını göstermek adına, El-Kuleynî'nin “Usulü'l Kâfî” adlı eserinde, Ehl-i Beyt'le ilgili olan babları tek tek ele alıyor. Burada bu bablardan birkaçına sizler için değinmek istiyorum:

"İmamlarla birlikte olmanın Allah ve Rasûlü tarafından farz kılındığına dair bab("Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun." -Tevbe/119-)"

"İmamların, meleklere, nebilere ve resullere giden bütün ilimleri bildiklerine dair bab".

"İmamların, olanları ve olacakları bildiğine ve hiçbir şeyin onlara gizli kalmayacağına dair bab".

İmamların öyle övülmüş bir makamı vardır ki

Gursî, çağımızdakilerin aşırılıklarına örnek olarak da Humeyni'nin, “İslâmî Hükümet” adlı eserinden bir pasaj aktarıyor: "(...) İmamın öyle övülmüş bir makamı (makam-ı mahmud), öyle yüksek bir derecesi ve yaratma konusunda hilâfeti vardır ki, onun velayet ve güçleri karşısında bu kâinatın her bir zerresi boyun eğer. Ayrıca mezhebimizde zaruriyatlardan (inanılması zorunlu olan şeylerden) birisi de şudur: İmamlarımızın öyle makamları vardır ki, oraya ne mukarreb bir melek, ne de bir peygamber ulaşabilir."

“Ehl-i Beyt”le ilgili değerlendirmelerden sonra İslâmî bilimlerin metodolojisi üzerine Said Fûde'yle Fikret Çetin'in yaptığı söyleşi çok yerinde olmuş doğrusu. Fûde, İslâm'da bilimin (bilmenin) "hakikat arayışının" devamı olduğunu vurgulayarak, amacın bilimdeki (bilmedeki) hakikati bulmak olduğunu söylüyor. Pozitivistlerden bizi ayıran çizginin bu olduğunu gören Fûde, "Bilmek, bir şeyi hakikati üzere tanımak demektir. Bu 'şey', ‘şundan kaynaklanmaktadır’ sözü, iki şey arasındaki münasebeti vasfeder; lâkin iki şey arasında olanın hakikatini keşfetmiş olmaz." Var olan her “şey”i insanın bilemeyebileceğini söyleyen Fûde, bugün Müslümanları sarsan asıl sebebi, felsefi çalışmaların tamamen durmuş olmasına bağlıyor. Bunun için de kelâm ve usûl-ü fıkıh ilminin bütün metodlarıyla yeniden canlanmasının gerekliliğini şart görüyor.

Dergide yer alan diğer bazı makaleler şöyle: “İlgili Ayet ve Hadisler ışığında Ehl-i Beyt Kimdir?”, Bahauddin Varol, “Ehl-i Beyt, Ümmet ve Tasavvuf”, Müfit Yüksel; “Akıl, Akletme ya da İbrahimî Tecessüs”, Abdurrahman Arslan; “Tanıdıklarım: Celâl Hoca(Celâleddin Öktem)”, Kadir Mısıroğlu.

 

Hüseyin Kahraman yazdı  

Güncelleme Tarihi: 26 Mart 2014, 16:03
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26