banner17

Sevmekten büyük şiir mi var!

Düş Çınarı, bir edebiyat ocağı olmakla beraber aynı zamanda güzel insanların bir hayâli.. Nurettin Durman'a Düş Çınarı'nı sorduk..

Sevmekten büyük şiir mi var!

Düş Çınarı Dergisi 90’ların ikinci yarısında, bugün önemli isimler haline gelen birçok genç kuşak şair ve yazarın ürün yayınladığı bir dergi idi. Kardelen Dergisi çevresinde toplanan merkez ekibin bazılarının bir bakıma ikinci kez dergicilik deneyimi de diyebiliriz Düş Çınarı için. Benim birçok ismi keşfettiğim dergilerden birisidir aynı zamanda. Tabii en önemlisi de Nurettin Durman’ı keşfim…

Düş ÇınarıDüş Çınarı çıkarken, benim toyluğumdan kaynaklanan küçük bir sıkıntı da yaşadık kendisi ile. Ben o vakitler daha yeni yeni ürünler yayınlıyordum dergilerde. Yaşım genç, coşkum aklımın önünde idi belki. Ama Nurettin Abi babacanlığı ve olgunluğu ile beni kavradı, kalbimi iyileştirdi. Yıllar sonra ilk karşı karşıya geldiğimizde de, bir babanın evladını sevecen kolları ile sarmalaması gibi, beni göğsüne bastırdı.

Bir insan bir insanı severse en büyük şiir olur

Bazı dergiler sadece vesiledir. Hayatın, gerçeğin büyük anlamı karşısında sadece bir görev icra ederler. Ben bunu çok sonraları anladım. Bir insanın bir insanı sevmesinden daha büyük bir şiir yoktur. Nurettin Ağabeyi sevdirdi ve tanıttı bana Düş Çınarı. Aramıza bir vesile kıldı. Şimdi gidip dükkânına tıraş olmaktan ve bana ısmarladığı kuru fasulyeden daha kıymetli hiçbir şiir yoktur dünyada benim için. Düş Çınarı Dergisi’ni vesile kılıp bu güzel insanla tekrar sohbet etme imkânı buldum.

Düş Çınarı’nın ismi için denir ki, Nurettin Durman’ın işyerinin önünde bir çınar vardı ve isim buradan hareketle verildi…

Doğrudur. Yaşlı bir çınarımız vardır. Yaşı üç yüz elliden fazladır. Dört yüze yaklaşmaktadır. Ona önce Düş Çınarı adını verdim. Hatta gövdesine bu ismi kazıdım. Sonra dergi çıkarmak fikri aramızda kesinleşince iki isim teklifi oldu. Biri ‘Dört Mevsim’ diğeri ‘Düş Çınarı’. Düş Çınarı ismi benimsendi arkadaşlar arasında.

Nurettim DurmanDüş Çınarı’nın çıkışı nasıl oldu? Kim ve kimler ile beraber oluşturdunuz dergiyi?

Kendi aramızda uzun bir süre dergi çıkarma temrinleri yaptık. Nasıl yapalım, nasıl edelim diye düşüncelere daldık. Başta İbrahim Paşalı’nın büyük yüreklendirmeleri oldu. Mürsel Sönmez, Süleyman Çelik, Hüseyin Akın, Arif Dülger, Ahmet Veske derken, ‘bismillah’ deyip işe koyulduk. Düş Çınarı dergisi böylece edebiyat dünyasına merhaba dedi. İki aylık bir dergi ve ancak 18 sayılık bir zaman dilimi…

Dergicilik tarihimiz dikkate alındığında Düş Çınarı kendisini nasıl bir dergicilik geleneğine yaslar? Hangi dergi ve dünya tasavvurlarının devamı olduğunu düşünür?

Gelenek bellidir: İslamcı bir duruş… Has bir edebiyat… Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu ve böylece gelişir süreç ve böylece devam eder.

1990’ların bir dergisi olarak Düş Çınarı, edebiyat ortamına hangi gerekçeler ile dâhil oldu?

Doğrusu öyle ah vah edecek bir gerekçemiz, büyük idealler kotaracak düşüncemiz yoktu. Tek gerekçemiz; daha önce çıkardığımız Kardelen Dergimiz kapanmıştı ve bizler dergisiz kalmıştık. Eh tabii dergisiz kalmak çok zor bir süreçtir. Kardelen Dergisi’nden ayrı olarak daha olgun bir dergi çıkarmaktı niyetimiz. Daha seçici ve daha sakin bir dergi…

O dönem çıkan bazı dergiler divan şiirini önemsediklerini çeşitli vesilelerle belli ediyorlardı. Siz de mesela hemen her sayıya böyle bir örnek ile başlıyordunuz. Neler idi Düş Çınarı’nı bu şiir geleneğini önemsemeye iten saikler?

Divan edebiyatı müthiş bir dünyayı temsil ediyor. Ona bir edebiyat dergisi olarak bigâne kalmak olmazdı tabi. O bizim kadim ve yaşayacak olan kıymetlimiz idi. Geçmişimizi inkâr etmeyen bir düşüncenin şairleri ve yazarları olarak zaten divan şiirine ilgimiz olacaktı. Bir imkân olarak da o metinleri hazırlayan değerli bir araştırmacı yazarımız vardı. Ahmet Özalp kardeşimiz metinleri seçiyor ve yayınlıyorduk. 

Nurettim Durman ve Hüseyin Akın

Aynı zamanda geleneksel Kürt şiirinden de çeviriler yayınlıyordunuz. Sizin dışınızda belki çok nadir dergide gözleniyordu bu tür çeviriler. Bu mesele üzerine konuşalım biraz...

Öncelikle çok geniş olan edebiyat âlemini görebilmek ve tabii ki bunun devamında görünür kılmak. Derginin yayın çizgisindeki amaçlardan biri de; nerede bir Müslüman şair ve yazar varsa onunla bir şekilde temasa geçmek, ürünlerini yayımlamak; yaşıyor veya yaşamıyorsa, dili Türkçe değilse eserlerini Türkçeye çevirip yayımlamak ve edebiyat dünyasını haberdar etmek. Bu amacımızı maalesef layıkıyla uygulama alanına koyamadık.

Düş Çınarı’nı kapanmaya götüren süreç nasıl gelişti? Hangi gerekçeler ile yayınına son verdi derginiz?

Bir takım hoşnutsuzluklar oldu yayın kurulunda ve basit anlaşmazlıklar yüzünden dergi kapandı.

 

Selçuk Küpçük de Düş Çınarına ismini yazdı 

 

Güncelleme Tarihi: 23 Nisan 2010, 17:58
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
selçuk eren
selçuk eren - 9 yıl Önce

selçuk küpçük yine bir güzelliği hatırlattı... teşekkürler

ümit
ümit - 9 yıl Önce

selçuk küpçük'e düşçınarı'nı hatırlattığı için teşekkür...

başak
başak - 9 yıl Önce

Gençliğimizin dergileriden DüşÇınarı şimdi nerede gerçekten?

banner8

banner19

banner20