banner17

Sarıkamış'ın son esirinin iç burkan hikayesi

Doç. Dr. Tuncay Öğün, Yedikıta dergisinde Sarıkamış’ta yaşanan felaketler esnasında kaybolan bir alay sancağının izini sürüyor. Metin Uygun yazdı.

Sarıkamış'ın son esirinin iç burkan hikayesi

Yedikıta dergisi, bu ay “Sarıkamış’ın Son Esiri” başlığıyla çıkmış. Sarıkamış’ta yaşanan felaketler esnasında kaybolan bir alay sancağının izi sürülen kapak konusu yazıyı Doç. Dr. Tuncay Öğün kaleme almış. Tuncay Öğün, “2014 yılı Kasım ayında Moskova’daki Devlet Tarih Müzesi-1812 Anayurt Savaşı Müzesi-Sergi kompleksini ziyaret ettiğim sırada Türk olduğumu fark eden müze görevlisinin parmağıyla işaret ederek yukarıya bakmamı sağlaması, bu asırlık sırlardan birinin daha ortaya çıkmasına vesile oldu” diyor. Sancak salonun en yüksek kısmındadır. Bir yüzünde Kelime-i Tevhid (Lâ ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah), diğer yüzünde sultanın tuğrasıyla bezeli Osmanlı arması bulunur al sancağın…

Sancağın alt kısmındaki camekanlı bölmede iki dilde (Rusça-İngilizce) kısa bir açıklama yer alır. Bu açıklamada, “altın yaldızlı bu atlas sancağın Sarıkamış harekâtı sırasında Türklerden alındığı” yazılıdır. Tuncay Öğün bu açıklamayı okuyunca büyük hayal kırıklığı yaşadığını, büyük üzüntü duyduğunu açıklıyor yazısında ve “Ordumuzun namus ve şeref timsali olan al sancağımızın orada şeref konuğu değil, boynu bükük bir esir olduğunu anladım” diyor. Sancakta hangi alaya ait olduğuna dair bir emare ve nişane bulunmadığından, sancağın nereye ve hangi alaya ait olduğunu tespit edemez, ama izini sürer ve kesin olmamakla beraber bir neticeye ulaşır.

Kaybolan sancakların akıbeti

Tarihimizdeki birçok hadise gibi, Sarıkamış hadisesi de bilinmeyenlerle, cevabını bulamayan sorularla doludur. Sarıkamış harekatı ve bozgunuyla ilgili sır perdeleri de kaldırılamamış, gerçekler ortaya çıkarılamamıştır. Velhasıl tarihe ait gerçeklerin büyük bir kısmı hâlâ sansürlüdür. Tuncay Öğün’ün “Sarıkamış’ın Son Esiri” başlıklı yazısı da, tarihimizin bu en dramatik hadisesiyle ilgili sorulara bir cevap arama çalışması, hadisenin üzerindeki perdeyi biraz aralama çabasıdır aynı zamanda. Sarıkamış harekâtında, zamanın komuta kademesinin birçok ihmalinin, yanlış kararlarının olduğunu okuruz hep. Tuncay Hoca bu ihmallerden birini, okuduğu bir hatıratla ilgili olarak yaşadığı somut bir hadiseyle anlatır:

Sarıkamış harekâtı başlamadan önce askerlerimize moral olması için, manevi güç olması için sancaklar gönderilmiş. Savaştan iki ay önce 5 Eylül 1914 tarihinde Erzincan’ın Cihadiye Meydanı’nda savaş hazırlıkları yapan askerlere manevi silah olarak gönderilen bu sancaklar büyük bir törenle birliklere teslim edilir. Bu esnada Albay Arif Bey, 9. Kolordunun öncü birliklerini oluşturan 29. Tümenin komutanıdır. Komutası altında üç alay bulunur. Bunlar 85, 86 ve 87. Alaylardır. Birliklerimize teslim edilen bu sancaklardan Albay Arif Bey’in bu alaylarına da verilir. Savaşın en nazik döneminde orduya ricat emri verilir. Ruslar ricat yollarının bir kısmını kapattığından 9. Kolordu Komutanı Albay Arif Bey ve bazı subaylar Ruslara esir düşer. Esir düştükten sonra Kars üzerinden Tiflis’e getirilen Arif Bey, daha sonra Sibirya’ya esir kampına sürülür. Esaret yıllarında Sarıkamış’tan Erzurum’a gönderdiği sancakların akıbetini öğrenemez. Esaretten sonra sancaklardan ikisinin Erzurum’a ulaştırıldığını öğrenir. Fakat yolda düşman eline geçtiği için 87. Alay sancağının akıbeti hakkında bilgi edinemez.

Bolşevik İhtilali’nden sonra hürriyetine kavuşan Arif Bey, yurda dönünce hatıralarını yazmış. Hatıralarında Sarıkamış’ta olup bitenleri, komutası altındaki 85, 86 ve 87. Alay sancaklarının hazin hikayesini anlatmış. Tuncay Öğün Moskova’ya gitmeden önce okuduğu hatıratı, gelince tekrar okumaya, Moskova’da müzede sergilenen ve “Sarıkamış’ın Son Esiri” olarak nitelediği sancağın izini bu hatırattan sürmeye çalışır. Tuncay Hoca sorularına bu hatırattan cevap arar. Bazı ipuçlarına da ulaşır: “Kesin olmamakla beraber Moskova’daki esir sancak büyük ihtimalle Arif Bey’in bu üç alayından biri olan 87. Alay’a aittir.” Boşaltılan Erzurum’a gelen Ruslar, depolarda erzak ve mühimmatın yanı sıra 9 adet unutulan sancağı da bulur. Bu sancaklar Ruslar tarafından Moskova’ya götürülür. Bu 9 sancağın akıbeti hakkında hiçbir bilgi yoktur. Sancaklar zafer nişanesi olarak şehir şehir dolaştırılır. Teşhir edilir. Medyada propaganda yapılır. İngiliz medyası bile bu hadiseyi büyük memnuniyetle propaganda yapar. Ama Türkiye’de bu teşhir hadisesi kamuoyundan gizlenir. Haberler sansürlenir. “Çünkü komuta kademesinin bu büyük bozgunu, ihmalleri, Sarıkamış şehitlerinin aziz hatırasına sahip çıkılamamasını açıklamaya yüzü yoktur” değerlendirmesini yapıyor yazar.

Tuncay Öğün, bu sancağın iadesi için ferdi olarak bazı teşebbüslerde de bulunmuş. Ama bu teşebbüsleri kamuoyu oluşturmada çok yetersiz kalmış. Sahip çıkan olmamış konuya. Ulusal gazetelerde çok küçük haberler şeklinde çıkmış. Bazı televizyon programlarında da dile getirilmiş konu. Sarıkamış harekâtının yüzüncü yılı münasebetiyle 2014 yılı Aralık ayında öğrencilerinin katılımıyla başlattığı ‘Gençlik Sancağını İstiyor’ kampanyası da yetkililerin ilgisini çekmeye yetmemiş. Kampanyaya Kafkas Üniversitesi öğrencileri de destek vermişler. Bu amaçla 26 Aralık 2014 gecesi Sarıkamış şehitliğinde nöbet tutmuşlar. Bu bile gerekli ilgiyi uyandıramamış. Bütün çabalara rağmen gerekli kamuoyu baskısının oluşturulamadığından yakınan Tuncay Öğün Hoca, “şimdi de konunun Yedikıta dergisi sayesinde, Sarıkamış harekâtının 101. yıl dönümü münasebetiyle yeniden gündeme geleceğini umuyor ve harekâtın Rusya’daki son esiri olan sancağımızın pek yakında özgürlüğüne kavuşacağına inanıyoruz” diyerek konuya sahip çıkılmasını ister. Ayrıca dergide sancağın İslam tarihi, Türk tarihindeki önemi ve kültürümüzde sancağın yerini belirten bir yazı da mevcut.

Ecdadımızın kitaba verdiği değerin somut örneği: Konevi Kütüphanesi

Dergide yer alan diğer önemli bir yazı da, “Selçuklu Devri Konya’sında Bir İlim Merkezi Sadrettin Konevi Kütüphanesi” başlıklı yazı. Yazıyı Konya Yazma Eserler Bölge Müdürü Bekir Şahin kaleme almış. Ecdadımızın yazılı esere, kitaba, ilme verdiği önemi, gösterdiği hürmeti ifade etmesi bakımından önemli bir yazı. Konevi Kütüphanesi'nin tarihi hakkında ve kütüphanede yer alan eserlerle ilgili bilgilere de yer veriliyor yazıda. Kütüphane, eski Kur’an mealleri ve Şeyh Sadreddin Konevi ile üvey babası ve aynı zamanda hocası olan Muhyiddin İbnü’l-Arabi’nin kendi el yazması olan eserlerden oluşmaktadır. Konevi Hazretleri, ölümünden önce kütüphane ile ilgili isteklerini vasiyet haline getirmiş. Felsefeyle ilgili kitaplarının satılarak fakirlere dağıtılmasını; tıp tefsir, hadis ve fıkıh kitaplarının Şam’a götürülerek ilim ehlinin hizmetine sunulmasını; kendi telif ettiği eserlerin, damadı Afifüddin’e hatıra olarak verilmesini istemiş.

Hazine değerindeki bu eserlerin satılmasına ve Şam’a gönderilmesine yakınlarının gönlü olmamış. Mescidine bitişik bir kütüphane inşa ederek onun adına bir vakfiye düzenlemişler ve kitaplarını da burada hizmete sunmuşlar. Kütüphane bu şekilde oluşmuş. Değişik dönemlerde kütüphaneye kitap bağışları da olmuş. 19. yüzyılın sonlarına kadar varlığını koruyan kütüphanedeki kitaplar, 1926 yılında yapılan bir düzenlemeyle Konya Yusufağa Yazma Eserler Kütüphanesi’ne nakledilmiş. Halen burada hizmet vermekte bu kütüphane.

Sadreddin Konevî’nin kitapları onun adına inşa edilen kitaplığa yerleştirilirken her kitabın kapak sahifesine (zahriyye) şu mealde Arapça bir vakıf kaydı yazılmıştır: “Kendisinin telifi olan bu kitap, Sadreddin Muhammed tarafından kabri yanında inşa edilen kütüphaneye Müslümanların faydalanması için vakfedildi. Kitabın ancak rehin karşılığında kitaplıktan çıkarılmasını, aksi halde ondan yerinde yararlanmasını şart koştu.” Yazar aynı kaydın diğer kitaplara da konduğunu, fakat kitapların bir listesinin olmadığı için Konevi’nin kaç kitabı olduğunun bilinmediğini belirtir.

Yedikıta dergisi, yayıncılık anlayışıyla tarihimize önemli hizmetler sunmaya ve kültür hayatımıza zenginlikler katmaya devam ediyor.

 

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Aralık 2015, 16:05
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20